Ruhun Gıdası Paylaşmaktır: Bir Somun Ekmekle Gelen Bereket

Abdullah Sert Hocaefendi’den gönül doyuran bir ders: Beden yemekle, ruh ise yedirmekle doyar. İşte Hz. Aişe’nin (r.anha) hanesinden bugüne uzanan o eşsiz bereket sırrı.

Hırs neden doymaz? Hz. Aişe’nin (r.anha) bir somun ekmekle gelen bereketi üzerinden bedeni yemekle, ruhu ise yedirmekle doyurmanın o kadim ve hikmetli yolculuğu...

BEDEN YEMEKLE, RUH YEDİRMEKLE DOYAR

Arifler bilir ki insanın bedeni yemekle, ruhu da yedirmekle doyar. Bir kısmının ruhu olmayınca habire yemekle doymaya çalışıyor ama ne yazık ki ruhu aç kalıyor ortada. Hem bedeni doyurmak hem ruhu doyurmak lazım.

Bir Somun Ekmekle Gelen Bereket

Hz. Aişe'nin (r.anha) oruçlu olduğu bir gün, kapısına bir yoksul gelip kendisinden bir şeyler istedi. Aişe Validemiz evinde bir somun ekmekten başka bir şey bulunmadığını söyledi; hizmetçisine "Ekmeği ona ver" buyurdu. Hizmetçi, "Efendim, akşam iftar edeceğiniz başka bir şey yok," dedi. Aişe Validemiz, "Sen ona ekmeği ver," buyurdu.

Hizmetçi hadisenin devamını şöyle anlatıyor: "Hz. Aişe'nin emri üzerine ekmeği o fakire verdim. Akşam olunca birisi bize pişmiş koyun küreği gönderdi. Hz. Aişe beni çağırdı, 'Hadi ye' dedi, 'Bak bu senin ekmeğinden daha iyidir. Sabah akşam ne yiyeceğiz diye ekmeği vermek istemiyordun. Ekmeği verdin ama Allah akşam sana et gönderdi; senin ekmeğinden daha iyi bu, hadi ye bakalım.'"

"Eskiyi Giymeyenin Yenisi Olmaz"

Şu rivayet de Hz. Aişe Validemizin hanesindeki zühd ve kanaatin bir misalidir. Hz. Ebubekir'in azatlısı, Hz. Aişe'nin (r.anha) de süt kardeşi Kesîr bin Ubeyd şöyle der: "Müminlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına gittim. Bana, 'Dışarıda biraz bekle de elbisemi dikeyim,' dedi. Ben de, 'Ey müminlerin annesi! Şayet çıkıp senin bu yaptığını insanlara haber verirsem sana cimri derler,' dedim. 'Sen işine bak; eskiyi giymeyenin yenisi olmaz,' cevabını verdi."

Yamalı Pantolonlardan Yırtık Modasına

Evet, ne güzel bir tabir: "Sen işine bak, eskiyi giymeyenin yenisi de olmaz." Artık tabii şimdi eskiyi giymek diye bir şey kalmadı. Gerçekten belki 60-70 sene evvel ceketleri bile "tornistan" ederlerdi; biraz solar da değiştirirlerdi, iç tarafını tekrar dışarıya getirirlerdi. Pantolonların dizlerinde böyle güzel güzel yamalar olurdu. Şimdi moda da işte yırtık pantolon; yani yaması da yok artık. Yamalı pantolon giyen yok da yırtık pantolon giyen çok maalesef.

Hane-i Saadet’in Gerçek Azığı: Muhabbet ve Kanâat

İnsanın bedeni yemekle, ruhu da yedirmekle doyar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ümmetinin açlarını doyurmadan kendi açlığını düşünmezdi. Ümmetinin açlarını doyurmanın huzuru, ona adeta kendi açlığını unuttururdu. Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin hane-i saadetleri, dünyanın öyle huzur ve güzellik dolu yuvasıydı ki oradan burcu burcu saadet raihaları yayılırdı. Halbuki o mukaddes yuvada hanımların odası, ancak başlarını sokabilecekleri küçük bir mekândan ibaretti.

Hırsın Açlığı ve İnfakın Huzuru

Ancak o yuvanın en lezzetli rızıkları; muhabbet, rıza, kanaat, tevekkül, sabır, teslimiyet, hamd ve şükürdü. Onlar doyuruyordu yani. Evet; muhabbet doyuruyor insanı, rıza doyuruyor, kanaat doyuruyor ama hırs hiç doyurmuyor. Çatlayıncaya kadar yiyor, çatlayıncaya kadar başka şeylere sahip oluyor fakat bir türlü doymuyor Allah korusun.

Efendimizin hane-i saadetlerinin feyiz ve ruhaniyeti içinde bir takva hayatı yaşayan Hz. Aişe Validemiz de gönüllü olarak aza kanaat edip ihtiyaç fazlasını infak eder; hatta îsarda bulunarak, muhtaç olduğu nimetleri dahi ona ihtiyacı olan bir din kardeşine sevinerek ikram eder, infakın tarifsiz hazzıyla huzur bulurdu.

İslam ve İhsan

CÖMERT MÜMİNİN FAZİLETLERİ

Cömert Müminin Faziletleri

CÖMERTLİK VE İSAR İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Cömertlik ve İsar ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.