Rahmetli Babam Zekât ve Hayratını Yazardı
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Merhum Babası Musa Efendi'nin infak hassasiyetini anlatıyor.
Zekât, zenginin malında fakirin hakkıdır. Zekâtını vermeyen bir kimse, gerçekte borcunu ödemeyen bir kişi durumundadır. Nitekim rahmetli babam Musa Efendi Hazretleri şöyle derdi:
“Zekât vermemek, fakirin hakkını gasp etmektir. Bu, en çirkin hırsızlıktır. Çünkü hırsızlığın en çirkini, zengin bir kimsenin muhtaç birinin hakkını çalmasıdır.” Yani zekât vermemektir.
Yine rahmetli pederim talebelerine yaptığı şu ikaz da son derece manidardır:
“Bir Müslümanın, en az zekâtı kadar da hayratı olmalıdır. Zekât yüzde iki buçuk ise, özellikle bu zamanda hayrat da en aşağı bu oranda olmalıdır. Bu farz değildir; fakat şartların dayattığı ahlâkî bir vecibedir.”
Kur’ân-ı Kerîm’de infak emri, zekât emrinden çok daha kapsamlı bir şekilde yer almaktadır. Zekât, infakın asgarî hudududur. Ancak ihtiyaçların had safhaya ulaştığı dönemlerde, bu asgarî hudutla yetinmek yeterli olmaz. Zira Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Müminlerin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” (Bknz. Hâkim, IV, 352; Heysemî, I, 87)
Nasıl ki felaha erdiren namazın, huşû içinde kılınması Kur’ân’da şart koşulmuşsa; infakın da huşû ile, sevinerek yapılması gerekir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, hayrın kemaline ulaşamazsınız.” ( Bknz. Âl-i İmrân, 3/92)
İnfakı gönül huzuruyla yapamayan kimse, önce kendi israfını görmez; verdiği üç kuruşluk hayrı çok zanneder. Fazla verdiğini düşünür; hâlbuki zekâtın asgarî hududunun bile altında kaldığının farkında değildir.
Bu sebeple rahmetli peder, “Defterine bak oğlum” derdi. “Bu benim zekâtım, bu da benim hayratımdır.” Çünkü insan verdiğini yazmazsa, az bir şeyi çok vermiş zanneder; bu da kişiyi kandırır.







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!