Rabbine Karşı Seni Aldatan Ne Oldu?
İnsanı Rabbine karşı aldatan ne: şeytan mı, nefsi mi, yoksa O’nun sonsuz merhameti mi?
Kur’ân-ı Kerîm’de 82. sırada yer alan İnfitâr süresinde kıyâmetin;
“Gökyüzü yarıldığında;
Yıldızlar dağılıp saçıldığında;
Denizler yükselip birbirine katıldığında;
Kabirlerin altı üstüne getirildiğinde;
Her insan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını açıkça bilecektir”[1], gibi birkaç dehşetli manzarası arz edildikten sonra, bu tür gerçeklere karşı gaflet içerisinde oyalanıp duran biz gafil insanlara hitap edilerek şöyle buyrulur:
RABBİNE KARŞI SENİ ALDATAN NE OLDU?
“Ey insan! Yüce Rabbin hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu? O Rabbin ki seni yarattı, seni insan olarak şekillendirdi ve seni dengeledi. Terkibini de dilediği gibi yaptı.”[2]
Ayetteki ğarra fiili Arapçada “filan filanı yüreklendirdi ve kendisi ona karşı güvenilir bir kişi olmadığı halde kendisinden herhangi bir zarar gelmeyeceği noktasında ona güven verdi” demektir.
Hz. Ömer der ki: İnsanı aldatan bilfiil kendi ahmaklığı, akılsızlığı ve cehaletidir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Ahzâb sûresinde, Allah’a kulluk görevini yerine getirmeyen ve ona hıyanet eden insanı “çok zalim, çok bilgisiz”[3] olarak nitelemektedir.
Hasan Basrî ve Katâde der ki: İnsanı aldatan, ona musallat olan habîs şeytanıdır. Kur’ân-ı Kerîm, şeytânın ğarûr yani çok aldatıcı olduğunu haber vermektedir: “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının; hiçbir babanın evlâdından fayda göremeyeceği, evlâdın da babasından hiçbir yarar sağlayamayacağı bir günden korkun. Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o, yoldan çıkarıcı da (el-garûr: şeytan) Allah hakkında sizi ayartmasın.”[4]
Şeytan insana der ki: “Dilediğini yap çünkü senin Rabbinin ihsanı boldur. Dünyada iken sana nasıl ihsanda bulunmuşsa âhirette de aynısını yapacaktır.” İşte âyet böyle bir akıl yürütmenin fevkalade yanlış ve geçersiz bir temenni olduğunu haber vermektedir. Çünkü Allah’ın rahmân, rahîm, kerim, ğaffâr, ğafûr oluşu, kişinin gaflete düşmesine değil, îmana ve itâata yönelmede daha da ileri gitmesine; küfür ve isyandan kaçınmada son derece titiz davranmasına teşvik edici bir unsur olmalıdır.
Seni Rabbine Karşı Aldatan Nedir?
İnsanı aldatıp Rabbine kulluktan alıkoyan şey, Allah Teala’nın affedici olması ve kulun günah işlediği ilk seferinde onu hemen cezalandırmaması da olabilir. Nitekim Allah dostlarından Fudayl b. Iyaz’a, “Allah seni kıyamet günü huzurunda durdurup “Yüce Rabbin hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?” diye sorduğunda sen ne cevap vereceksin?” denildiğinde şöyle söyledi. “Ya Rabbi! Beni aldatan senin rahatlatıcı ve huzur verici hataları örtücülüğündür. Çünkü Kerîm olan Settâr olur, hataları örter.”
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle bir müjdeyi bize haber verir: “Allah Teâlâ kıyamet günü mü’min kulunu yaklaştırır, üzerine rahmet perdesini koyar ve: “Şu günahı biliyor musun?’ diye sorar. Kul “Evet ya Rabbi” der. Böylece Allah Teâlâ ona bütün günahlarını itiraf ettirir. Kul artık helâk olmasının kesin olduğu kanâatine varır. Allah Teâlâ ise ona şöyle buyurur: “Dünyada bu günahlarını örttüm, bugün de onları senin hatırın için affediyorum.”[5]
İbn Semmâk isimli bir Arap şairi şöyle der: “Ey gizli yerlerde günah işleyen ve günahını gizlemeye çalışan kişi, hiç utanmaz mısın, haya etmez misin? Bilmez misin ki kimsenin olmadığını sandığın o halvette Allah senin yanındadır. Seni Rabbine karşı aldatan, sen günahlara devam ettiğin halde, O’nun seni imhâl etmesi, hemen seni cezalandırmaması ve senin hatalarını örtmesidir.”
Zünnûn Mısrî der ki: “Allah Teala’nın settarlığı altında nice aldanmış kişi vardır ki, kendisi de aldandığının farkında değildir.”
Şair Ebubekir b. Tahir el-Ebherî şöyle der: “Ey ucub ve kibir içinde azgınlaşan insan! Seni aldatan Allah’ın sana tanıdığı fırsatı uzatmasıdır. O sana mühlet veriyor, sen ise günah işleyerek O’na meydan okuyorsun ama günahlarının akıbetinden hiç korku duymuyorsun.”
Hz. Ali’nin hizmetlerini yürüten genç bir kölesi vardı. Bir işi için ona defalarca seslendi, gel, dedi. Köle bu çağrıya ne kulak verdi ne de cevap. Oysa o, hemen kapının yanında durmaktaydı. Hz. Ali de bakınca onu orada gördü. Taaccüple, “Niçin bana cevap vermiyorsun” dedi. Kölenin cevabı calib-i dikkatti: “Senin hilmine olan güvenim ve beni cezalandırmayacağına dair sana olan itimadım!” Bu cevap Hz. Ali’nin çok hoşuna gitti ve onu azat etti.[6]
Kurrâ ve Müfessir sahabî Abdullah b. Mesud (r.a.) şöyle der: Sizden her biriniz yarın kıyamet günü Allah Teâla ile baş başa kalacak. Allah ona: “Ey Âdemoğlu! Seni bana kulluktan hangi şey alıkoydu, hangi şey seni aldattı. Ey Âdemoğlu! Öğrendiğin bilgilerle hangi amelleri işledin? Ey Âdemoğlu! Sana gelen Peygamberin davetine nasıl ve ne kadar icabet ettin?” diye soracak.[7]
Halaka, Sevvâ, Adele ve Rakkebe… Bu Dört Kelime İnsan Gerçeğini Nasıl Anlatıyor?
İnsan Rabbine karşı aldanmamalı, aksine O’nu tanımalı, emrini öğrenmeli ve kulluğunu tam anlamıyla yapmaya çalışmalıdır. Çünkü Rabbi çok kerimdir. O’nun kendine ikram ve iyilikleri çok fazladır. Öncelikle bilfiil yaratılıp varlık alemine gelişinde Yüce Allah’ın rububiyetinin ve kerem sahibi oluşunun tezahürleri, sonsuz kudret eserleri bulunmaktadır:
“O seni yarattı (halakake)”: Seni yokluk aleminden “var kılmış, varlık alemine çıkarmıştır”. Her türlü nimetin ancak kendisiyle bir mâna kazandığı “var olma” nimeti, ilâhî lutuf ve keremin birincisidir.
“Seni insan olarak şekillendirdi (sevvâke)”: Bedeninde uzuvlarını düzgün bir şekilde yerli yerine yerleştirdi. “Seni aslen topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni eli yüzü düzgün bir adam hâline getiren Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”[8] âyetinde buyrulduğu gibi insanın yaratılışını safhadan safhaya geçirerek ruh üflenecek şekilde insanlık seviyesine getirdi; bedeni, uzuvlarını, kuvvetlerini düzenine koydu.
“Seni dengeledi (fe‘adelek)”: Göz, kulak, el, ayak gibi çift uzuvlarını ahenkli ve dengeli kıldı. Vücudunu her yönden orantılı ve düzgün yaptı. Belini doğrultu, dik ve dengeli kıldı, eğri belli hayvanlar gibi yapmadı. Seni eksiklikten olgunluğa, uygun olmayan şekilden uygun olan şekle çevire çevire en güzel suret ve biçime getirdi.
“Terkibini de dilediği gibi yaptı (rakkebek)”: Allah seni sayısız şekil ve biçimlerden dilediği her hangi bir biçimde yaratıp şekil verdi. Gelecekte de Allah seni hangi biçimde dilerse öyle oluşturup şekil verecektir.
Çünkü, bu iş bu burada ve bu haliyle kalmayacak, süreç devam edecektir. İnsanı gelecekte çok büyük sürprizler beklemektedir. Öncelikle insan şunu bilmeli ki o bu hayatta başıboş değildir. Allah zaten her halini bilmektedir. Bununla birlikte onun üzerinde kirâmen kâtibîn denilen yazıcı melekler görev yapmakta, her amelini yazıp kayıt altına almaktadır. İşte kimsenin kimseye fayda vermeyeceği büyük din (hesap ve deza) gününde o kayıtlar açılacak ve onların hesaplanmasının sonucuna göre ya insan “ebrâr”dan olup cennete gidecek veya “füccâr”dan olup, bir daha çıkmayacağı Cahîm denen yakıcı cehenneme yuvarlanacaktır.
Aldanmayanlar cennete, aldananlar ise cehenneme!
Dipnotlar:
[1] İnfitâr 82/1-5.
[2] İnfitâr 82/6-8.
[3] Ahzâb 33/72.
[4] Lokmân 31/33.
[5] Buhari, Mezalim 2; İbn Mace, Mukaddime 13.
[6] Kurtubi, Câmi, XXII, 123.
[7] Kurtubi, Câmi, XXII, 123.
[8] Kehf 18/37.
Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!