Peygamberimizin Kadın Haklarındaki Nezaket Ölçüsü
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Yâ Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” ikazından son vasiyetine kadar kadına gösterdiği nezâket ve İslâm ile ulaşılan o büyük mertebe...
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hanımlarla muâmelede gösterilmesini tavsiye ettiği nezâket ve mülâyemeti şu misal ne güzel anlatır:
PEYGAMBERÎ BİR ZARÂFET TEŞBİHİ: CAMLAR KIRILMASIN!
Araplarda seyahat esnasında tegannîlerle develeri hızlandırma âdeti vardı. Bir seyahatte de Enceşe adlı bir köle, ritimli bir tegannî ile develeri hayli hızlandırdı. Süratlenen develerin hevdeçlerindeki hanımların incinmemesi için Peygamber Efendimiz, zarif bir teşbîh ile;
“–Yâ Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)
Bu zarif ifade; kadının ruh, psikoloji ve beden yapısındaki nârinliği ve hassâsiyeti göz önünde bulundurmayı tavsiye mahiyetinde ne güzel bir misaldir...
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; aile ve toplumda adâletin, güzel ahlâkın, zarâfetin hükümfermâ olması için ömrü boyunca gayret etti. Son nefesinde de ümmetine vasiyet olarak şu îkazlarda bulundu:
Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
Vefâtı esnâsında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanındaydık. Bize üç defa;
“–Namaz husûsunda Allah’tan korkun!” dedi. Sonra da şöyle buyurdu:
“–Emriniz altındaki insanlar hakkında Allah’tan korkun, iki zayıf hakkında Allah’tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk...” (Beyhakî, Şuab, VII, 477)
VASİYETTEN MERTEBEYE: İSLAM’IN KADINA VERDİĞİ DEĞER
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; bilhassa toplumda göz ardı edilmeye, ezilmeye, horlanmaya ve istismar edilmeye müsait görülen zayıfların hukukuna dikkat çekti. Bunun için hukuk ve adâlet tesisi için kanunlar koymaktan önce, vicdanları, kalpleri yetiştirdi. Câhiliyye kabalığını izâle edip, îman zarâfeti ve İslâm asâletini tevzî etti. Aile hukukunu tayin eden ahkâm nâzil olduğunda; ashâb-ı kiram;
«Allah ve Rasûlü en iyi şekilde bilendir!» sözüyle ifade ettikleri teslîmiyete,
«Anam, babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!..» hitâbıyla samimiyetle dile getirdikleri hüsn-i kabul ve itaate mazhar olmuş bir cemiyet hâline gelmişti. Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, çocuğuyla artık bu toplum; Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayat düsturlarını, Allah Teâlâ’dan başka kimsenin vâkıf olmadığı tenhâlarda da tam bir riâyetle tatbik ettiler.
Böylece, câhiliyyede; Hakk’ın ve Rasûlü’nün hayat ölçülerinden uzak bütün câhiliyye toplumlarında istismâr edilecek biyolojik varlığından başka hiçbir kıymet verilmeyen kadın, asr-ı saâdetle birlikte sâliha hanım vasfında büyük bir mertebe kazandı...
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!