Peygamberimizle İlgili Hadisler
Peygamberimizle ilgili hadisler...
Hz. Hüseyin (r.a.) anlatıyor: “Babama (Hz. Ali’ye) Rasûlullah’ın dost ve arkadaşlarıyla olan münasebetlerini sordum. O da şöyle cevap verdi: Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazikti. Asla kötü huylu, katı kalpli, bağırıp çağıran, çirkin sözlü, kusur bulan ve cimri bir kimse değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onların isteklerini boşa çıkarmazdı.” [Tirmizî, Şemâil, 160.]
Ümmü Ma’bed şöyle anlatıyor: “(Eşim Ebû Ma’bed) ‘Bana Rasûlullah’ı tasvir et.’ dedi. Ben de ‘Elbette.’ dedim. ‘O, tertemiz görünümlü ve latif birisiydi; yüzü aydınlıktı. Vücut yapısı güzeldi. Güler yüzlüydü. Ne şişman ne de zayıftı. Çok uzun boylu ve siyah tenli değildi. Beyaz tenliydi. Güzel ve ahenkli bir görünüme sahipti. Ağırbaşlıydı. Gözlerinin siyahı ve beyazı belirgindi. Kirpikleri uzundu.’” [Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, V, 629-631.]
Abdullah b. Abbâs (r.a.), Rasûlullah’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- üvey oğlu olan Hind b. Ebû Hâle et-Temîmî’ye, “Rasûlullah’ı bize tasvir et, zira muhtemelen aramızda onu en iyi bilen sensin.” deyince Hind, “Anam babam ona feda olsun!” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- genelde sessizdi; daima düşünceli ve mahzundu. Az ve öz konuşurdu. Uzatmazdı, kısa da kesmezdi. Konuştuklarını (gerektiğinde) tekrarlardı. Öğüt verdiğinde ciddi dururdu, kederlenirdi. Kendisine karşı çıkıldığında yüz çevirir giderdi, ashâbıyla konuşarak rahatlardı. Nimet az bile olsa ona saygı gösterirdi. Hiçbir yiyeceği kötümsemezdi. Tebessüm ederek güler ve güldüğünde (bembeyaz olan dişleri) dolu tanesi gibi gözükürdü.” [Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, II, 418.]
Müminlerin annesi Hz. Âişe anlatıyor: “Hatice, (Hz. Peygamber’e ilk vahiy geldiğinde) şöyle demişti: “Hayır, Vallahi! Allah seni kesinlikle utandırmaz. Çünkü sen, akrabalık bağlarını sıkı tutar, doğru söz söyler, bakıma muhtaç olan kimselere yardım eder, elinde avucunda olmayana verir, misafiri ağırlar ve haksızlığa uğrayanlara destek olursun.” [Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1.]
İbn Abbâs (r.a.) anlatıyor: “En yakın akrabanı uyar.” (Şuarâ, 26/214) ayeti inince, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Safâ tepesine çıktı... Ardından şöyle dedi: “Ne dersiniz, size şu dağın arkasından (sizinle savaşmak üzere düşman) atlılar geliyor diye haber versem bana inanır mıydınız?” diye sorunca onlar, “Biz senin hiç yalan söylediğini görmedik.” demişlerdi. [Buhârî, Tefsîr, (Leheb) 1.]
Misver b. Mahreme ve Mervân’ın birbirlerinin sözünü doğrulayarak naklettikleri habere göre, (Kureyş’in ileri gelenlerinden) Urve b. Mes’ûd (Hudeybiye Antlaşması’ndan dönüşte) Kureyşlilere şöyle demişti: “Ey kavmim! Vallahi, ben birçok kralın huzuruna çıktım; heyet olarak Kayser’e, Kisrâ’ya ve Necâşî’ye gittim. Vallahi, Muhammed’in ashâbının ona saygı gösterdiği kadar hiçbir krala adamlarının tazim ettiğini görmedim.” [Buhârî, Şurût, 15.]
Enes b. Mâlik’in anlattığına göre, bir gün bir adam gelmiş ve Hz. Peygamber’e, “Ey Muhammed! Ey Efendimiz, efendimizin oğlu, bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğlu!” şeklinde hitap etmişti. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Aman takvanıza sahip çıkın! Sakın şeytan sizi aldatmasın! Ben, Muhammed b. Abdullah’ım. Allah’ın kulu ve Rasûlüyüm. Vallahi ben, sizin beni, Yüce Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı istemem!” [İbn Hanbel, III, 154.]
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Bana Rasûlullah’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, evinde iken ne yaptığı soruldu.” (Hz. Âişe bu soruya) şöyle cevap vermişti: “O, herkes gibi bir insandı. Elbisesini temizler, koyununu sağar ve kendi ihtiyaçlarını kendisi görürdü.” [İbn Hanbel, VI, 256.]
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- namazı bize beş rekât olarak kıldırdı. “Ey Allah’ın Rasûlü, namaza ilâve mi yapıldı?” diye sorduk. “Bu da nereden çıktı?” buyurdu. Bunun üzerine, “Beş rekât kıldırdın.” dedik. “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Sizin hatırladığınız gibi hatırlarım ve sizin unuttuğunuz gibi unuturum.” buyurdu. Sonra iki (secde ederek) sehiv secdesi yaptı. [Müslim, Mesâcid, 93.]
Câbir b. Semüre (r.a.) şöyle demiştir: “Ben Peygamber’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- meclisinde yüzden fazla kere bulundum. O’nun ashâbı (mescitte oturup) şiirler okur, câhiliye devrinden bazı hatıralarını anlatırlardı. O, konuşulanları sessiz bir biçimde dinler, zaman zaman da onlarla birlikte gülümserdi.” [Tirmizî, Edeb, 70.]
Râfi’ b. Hadîc (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medine’ye geldiğinde Medineliler hurma ağaçlarını aşılıyorlardı. Allah Rasûlü, “Ne yapıyorsunuz?” diye sorunca onlar da, “Bunu öteden beri yaparız.” dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü, “Sanırım bunu yapmasanız daha hayırlı olur.” buyurdu. Onlar da aşılamayı bıraktılar. Akabinde hurmalar az ürün verdi. Bu durumu Hz. Peygamber’e bildirdiklerinde o şöyle buyurdu: “Ben ancak bir insanım, size dininizle ilgili bir şey emredersem onu alın, kendi görüşüme göre bir şey emredersem (unutmayın ki) ben ancak bir insanım.” [Müslim, Fedâil, 140.]
İbn Abbâs’ın işittiğine göre, Hz. Ömer (r.a.) minberde şunları söylemiştir: “Ben Peygamber’i -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyururken işittim: ‘Hristiyanların Meryem oğlunu (İsa’yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin.” [Buhârî, Enbiyâ, 48.]
Ebû Musa’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Benim ve Allah’ın bana verdiği görevin durumu, bir kavme gelip ‘Ben, düşman ordusunu gözlerimle gördüm. Ben apaçık bir uyarıcıyım. Derhâl kaçıp kurtulun!’ diyen kimsenin hâline benzer. Kavminden bir kısmı onun uyarısına itaat etmiş ve geceleyin yavaşça kaçıp kurtulmuş; bir kısmı ise (onu) yalanlamış ve oldukları yerde sabahlamıştır. Düşman ordusu sabah gelip onları yok etmiştir. İşte bana itaat edip getirdiğime tâbi olan kimsenin misali ile bana isyan edip getirdiğim hakikati yalanlayanın misali buna benzer.” [Buhârî, İ’tisâm, 2; Müslim, Fedâil, 16.]
Câbir’in naklettiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Benim ve sizin durumunuz, yaktığı ateşe üşüşen böceklerle pervanelere engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kaçıp ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” [Müslim, Fedâil, 19.]
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize hutbe verdi... Sonra şöyle buyurdu: “Ben sizi kendi hâlinize bıraktığım müddetçe siz de beni bırakın. Sizden öncekiler, çok soru sormalarından ve peygamberlerinin buyrukları üzerinde ihtilâf etmelerinden dolayı helak olup gitmişlerdir. Size bir şey emrettiğimde gücünüzün yettiğince onu yapın, size bir şeyi yasakladığımda da onu terk edin!” [Müslim, Hac, 412.]
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle Onu Anlamak











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!