Öyle Bir Fitneden Sakının ki!

Fitne ne demektir? Fitne neden tehlikelidir? Sâlih kimseler aramızda bulunduğu halde helak edilir miyiz? Peygamberlerin diliyle lânetlenenler kimlerdir? Herkes kendi günahından mı sorumludur? Fitneden neden sakınmalıyız? Prof. Dr. Ömer Çelik yazdı.

Fitne, toplumda dinî inancın zayıflaması; günahların yaygınlaşması; anarşi, kargaşa ve hukuksuzluğun hâkim olması ve Allah’a kulluk yapmanın neredeyse imkânsız hale gelmesidir. Bir taraftan insanların İslâm’ı kabul etmelerini engelleyen teşebbüslerin artması diğer taraftan da Müslümanları, sahip oldukları doğru din ve inançları hususunda şüpheye düşürecek gelişmelerin yaşanmasıdır.

FİTNE, SAVAŞTAN VE ADAM ÖLDÜRMEKTEN DAHA TEHLİKELİDİR

Bu sebepledir ki âyet-i kerimelerde “fitnenin katlden (savaş ve öldürmekten) daha tehlikeli olduğu” haber verilmektedir. (Bakara 2/191)

Bundan dolayı Yüce Allah mü’minlere, toplumda günahların işlenmesine ve yaygınlaşmasına engel olmalarını; din aleyhindeki gerek fiili gerekse sözlü girişimlerin engellenmesini; insanların din adına yanlış yönlendirilmelerinin önüne geçilmesini emretmektedir. Değilse onların hepsini kuşatacak bir azap göndereceği ikazında bulunarak şöyle buyurmaktadır:

“Hem öyle bir fitneden sakının ki geldiği zaman içinizden sadece zulmedenlere dokunmaz, herkesi kuşatır. Yine bilin ki Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.” (Enfâl 8/25)

Zeynep bint-i Cahş (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü, sâlih kimseler aramızda bulunduğu halde helak edilir miyiz?” diye sorunca Efendimiz: “Evet, kötülük yaygınlaşacak olursa” diye cevap vermiştir. (Buhârî, Fiten 4, 28; Müslim, Fiten 1-2)

Yine Efendimiz: “İnsanlar, zâlimi görüp de onun elini zulümden engellemeyecek olurlarsa, aradan fazla zaman geçmeden, Allah onların hepsini kendi tarafından göndereceği bir azaba uğratır” buyurmuştur. (Tirmizî, Fiten 8)

Fitnenin ve ona bağlı olarak vuku bulacak musibetin iyi-kötü herkesi kuşatmasını Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gemi misaliyle şöyle anlatır:

“Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur‘a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar:

–Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler.

Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar, helâk olurlar. Eğer ellerinden tutarak bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de diğerleri kurtulmuş olur.” (Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30; Tirmizî, Fiten 12)

PEYGAMBERLERİN DİLİYLE LÂNETLENENLER

Bu hadis-i şerif, bazı kimselerin günahları yüzünden herkesin azaba uğrayabileceğini; iyiliği emredip kötülüğü yasaklamanın terk edilmesi durumunda da bir kısım musibetlerin gelebileceğini haber verir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm,  İsrâiloğullarından kâfir olanların hem Dâvûd hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle lânetlendiklerini; bunun sebebinin de onların Allah’a isyan etmeleri ve haddi aşıp durmaları olduğunu haber vermekte ve: “Onlar, yapmakta oldukları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yaptıkları işler, gerçekten ne kadar kötü idi” buyurmaktadır. (Mâide 5/78-79)

Bu hususu açıklamak üzere Resûlullah (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: “İsrâiloğulları arasında zulüm yaygınlaştığı dönemlerde, bir kimse diğerini günah işlerken görünce evvelâ onu bu yaptığından sakındırırdı. Fakat ertesi gün onunla oturup kalkabilmek ve yiyip içebilmek için kötülükten sakındırmazdı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak kalplerini birbirine benzetti ve haklarında: ‘İsrâiloğulları’ndan kâfir olanlar hem Davut hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle lânetlendiler...’  (Mâide 5/78-79) âyetlerini indirdi. Evet, siz de ya zâlime engel olup onu hakka çekersiniz ya da bu durum sizin başınıza da gelir.” (Tirmizî, Tefsir 5/7; İbn Mâce, Fiten 20)

HERKES KENDİ GÜNAHINDAN SORUMLUDUR

Yalnız hadisenin bir de şu yönüne dikkat çekmek gerekir. Bir kısım âyet-i kerimelerde sorumluluğun ferdi olduğu, her bir ferdin sadece kendi günahından sorumlu tutulacağı ve bir başkasının günahı sebebiyle cezalandırılamayacağı haber verilerek şöyle buyurulmaktadır:

“Günah yükü taşıyan hiçbir kimse bir başkasının günahını yüklenmez.” (En'âm 6/164, Fatır, 35/18)

“Her bir kişi kazandıkları karşılığında rehin alınmıştır.” (Müddesir 74/38)

“Kazandığı iyilikler onun lehine, yaptığı kötülükler de aleyhinedir.” (Bakara, 2/286)

Çelişki gibi gözüken bu durumu şöyle izah etmek mümkündür: İnsanlar, açıktan açığa günahları, dinin yasakladığı haramları işleyecek olurlarsa, onu gören herkesin bütün gücüyle o günahı engellemeye çalışması farzdır. Eğer buna ses çıkarmayacak olurlarsa, hepsi de isyankâr olurlar. Birisi, o günah fiili işlemekle, diğeri de ona razı olmakla günahkâr olmaktadır. Yüce Allah ise hükmü ve hikmeti gereği günahın işlenmesine rıza göstereni de bizzat onu işleyen gibi değerlendirmiştir. O bakımdan, günaha razı olan da işleyenin cezasına katılmış olur. (Ebubekir İbnu’l-Arabi, Ahkâmu’l-Kur’ân, III, 391)

Ancak musibet geldiğinde ölen insanlar arasında salihlerin, iyi kimselerin olması durumunda bunların akıbetinin nasıl olacağı sorusu insanın aklına gelmektedir. Bu sorunun cevabını Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu mübarek sözlerinde bulmak mümkündür:

Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır.”

Hz. Âişe der ki bunun üzerine ben: “Yâ Rasûlullah, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır?” diye sordum.

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Hepsi birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.” (Buhârî, Büyû` 49; Müslim, Fiten 4-8)

Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 455

İslam ve İhsan

FİTNE NEDEN ÇIKAR?

Fitne Neden Çıkar?

AHİR ZAMAN NEDİR? AHİR ZAMANDA MIYIZ?

Ahir Zaman Nedir? Ahir Zamanda Mıyız?

FİTNEDEN VE CEHENNEM AZABINDAN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA

Fitneden ve Cehennem Azabından Korunmak İçin Okunacak Dua

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.