Orucun Sünnetleri, Müstehapları ve Mekruhları Nelerdir?

Orucun sünnetleri, müstehapları ve mekruhları nelerdir?

Oruçlu olan bir kimsenin sünnet veya müstehap olan davranışlarını sıralayacağız.

1. ORUCUN SÜNNETLERİ

Orucun sünnetlerini şöyle sıralamak mümkündür:

  • a) Sahura Kalkmak

Sevgili Peygamberimiz, oruç tutulacak günün öncesi tan yeri ağarmadan kalkıp yemek yemeyi tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahurda bereket vardır”. (Tirmizî, “Savm”, 18; İbn-i Mâce, “Sıyam”, 22)

Sahura kalkmak gündüzün tutulacak oruç için dirençli olmayı sağlayacağından faziletlidir. Nitekim bu durumu Peygamber Efendimiz, “Sahur yemeği ile gündüz tutacağınız oruca güç kazanınız” diye açıklamıştır. (İbn-i Mâce, “Sıyam”, 22)

  • b) Orucu Açtıktan Sonra Dua Etmek

Allah’ın Rasûlü (s.a.s.) iftar ettikten sonra, “Allah’ım, senin için oruç tuttum, verdiğin rızıkla orucumu açtım, sana güvenip dayandım, sana inandım, susuzluğum gitti, damarlarım ıslandı, inşallah mükâfatım da gerçekleşti” diye dua ederdi. (Ebû Dâvûd, “Savm”, 22)

  • c) İftar Etmekte Acele Davranmak

Peygamberimiz (s.a.s.) güneşin batmış olduğu kesinleştikten sonra ve namazdan önce iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) “İftar etmekte acele ettikleri sürece insanlar hayır içinde olurlar” buyurmuştur. (Buhârî, “Savm”, 45; Tirmizî, “Savm”, 13)

İftarın hurma, tatlı ve su gibi şeylerle yapılması müstehaptır. Peygamberimiz (s.a.s.), “Biriniz orucunu açtığı zaman hurma ile açsın. Hurma bulamazsa su ile açsın. Çünkü su temizdir / temizleyicidir.” (Tirmizî, “Savm”, 10)

Müslüman orucunu bulabildiği herhangi bir gıda maddesi ile açabilir, hadislerde belirtilen şeyler tavsiye niteliğindedir.

  • d) Oruçlulara İftar Ettirmek

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, iftar ettirdiği kimsenin sevabı kadar sevap ona da yazılır, iftar edenin sevabından da bir şey eksilmez” buyurmuştur. (Tirmizî, “Savm”, 82)

  • e) Bedeni Zayıf Düşürecek Davranışlardan Sakınmak

Gereğinden az yemek, zorunlu bir durum olmadıkça vücudu zayıf düşürüp oruç tutmayı güçleştirecek şey-lerden kaçınmak.

2. ORUCUN MÜSTEHAPLARI

“Müstehap” ise bazen yapıp bazen terk ettikleri şeylerdir.

  • a) Sahur yemeğini geciktirmek.

Bu geciktirme, tan yerinin ağarıp ağarmadığından şüphe edilecek kadar olmamalıdır.

  • b) Tan yeri ağardığından şüphe edilmesi halinde bir şey yememek.

Şüpheli durumlardan kaçınmak takva gereğidir. Ancak bu durumda olan kimse, bir şeyler yerse o günkü orucu kaza etmesi gerekmez.

  • c) Hayız, nifas ve cünüp olanlar için tan yeri ağarmadan önce gusletmek.

Böylece gündüz oruçlu iken gusletme sırasında ağızdan ve burundan vücuda su girmesi ihtimali de önlenmiş olur.

  • d) Aile fertlerine ve arkadaşlara iyilikte bulunmak.
  • e) Yoksul ve düşkünlere bol bol sadaka vermek.
  • f) İlimle meşgul olmak, Kur’ân’ı okuyup anlamaya çalışmak.
  • g) Özellikle Ramazanın son on gününde itikâfa girmek.

3. ORUCUN MEKRUHLARI

Oruçluya mekruh olan bir takım işler vardır ki onları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • a) Visal orucu tutmak

Visal orucu, arada bir şey yemeden, içmeden iki günlük orucu birleştirerek tutmaktır. Ebû Hureyre (r.a.)’nin rivayet ettiğine göre;

“Rasûlullah (s.a.s.) visal orucu tutmayı yasakladı. Müslümanlardan birisi;

— Ey Allah’ın Rasûlü, siz visal orucu tutuyorsunuz deyince,

— Hanginiz benim gibisiniz? Rabbim beni geceleyin yedirip içiriyor” cevabını verdi. (Buhârî, “Savm”, 49)

  • b) Sakız çiğnemek

Bu, çiğnenen sakızın bir kısmının yahut tamamının mideye kaçma ihtimali ve kişinin orucu bozduğu zannına sebep olabilmesi dolayısı iledir.

Misvak ve diş fırçası kullanmak mekruh değildir.

Eğer çiğnenen sakızda şeker ve benzeri katkı maddeleri varsa oruç bozulur.

  • c) Oruçlu kimsenin, yağ, bal, çorba gibi şeylerin tadına bakması, bir şeyi ağzında çiğnemesi mekruhtur.

Zorunluluk olması halinde anne yiyeceği ağzında lokma yapıp bebeğine yedirebilir.

  • d) Daha ileri gitme konusunda kendinden emin olmayan kimsenin, eşini öpmesi, okşaması mekruhtur.

Kaynak: Diyanet Oruç İlmihali

İslam ve İhsan

ORUCUN FARZLARI NELERDİR?

Orucun Farzları Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.