Oruçlu Kimsenin Gıybet Etmesi Oruca Zarar Verir mi?

Oruçlu kimsenin gıybet etmesi oruca zarar verir mi?

Cenab-ı Allah Ramazan-ı Şerif’in gölgesini üzerimize düşürdü. Recep ve Şaban aylarında, “Allah’ım, Recep’i ve Şaban’ı bize mübarek kıl, Ramazan-ı Şerif’e bizi kavuştur.” diye dua ediyorduk. İşte şimdi o kavuşma anı gerçekleşiyor. Ramazan-ı Şerif’i hakikaten dolu dolu geçirmek lazım ve kendimiz için bir şeyler yaparak bu ayı değerlendirmek lazım.

Gıybet İnsanı Yok Eden Bir Hastalıktır

Değerli kardeşimizin söylediği gibi, yemeden içmeden ve birtakım ihtiyaçlardan kesildiğimiz bu mübarek ayda eğer gıybet yaparsak kazandığımız sevapları başkalarına aktarmış oluruz. Gıybet bir hastalık; her şeyden önce bunu iyi bilmek lazım. İnsanı mahveden, yok eden, yıpratan bir hastalık…

Baktığınız zaman insanın kendisiyle meşgul olması, kendisini daha ileriye götürebilecek birtakım işlerle kendisini gerçekleştirmeye çalışması onun beden, ruh ve akıl sağlığı açısından en faydalı şeydir. Ama bunun yerine başkalarının dedikodusunu yapmak, başkalarını gündeme taşımak, onların iyi veya kötü hâlleriyle meşgul olmak insanı yıpratan, yiyip bitiren bir şeydir.

Aslında gıybet dediğiniz şeyde haset de söz konusudur. İnsan, gündem yaptığı bir kimseyi mutlak surette zihninde taşıyor demektir. Yoksa gündem yapmadığınız bir kimse ile ilgili niye bir söz söyleyesiniz? Allah’ın insana vermiş olduğu değerli zaman dilimlerini boş şeylerle geçirmenin bir anlamı yok. Bundan dolayıdır ki insan kendisini ne kadar hayır işleriyle meşgul ederse o kadar boş işlerden kurtulmuş olur.

Bir defasında bir kardeşimizle ilgili şöyle bir tespitte bulunmuştu bir başka kardeşimiz: Bu kardeşimiz hanesine gelenlere, “Ya benden istifade edin ya ben sizden istifade edeyim; konuşmalarımız bu minvalde, bu düzeyde gerçekleşsin. Eğer birbirimizden istifade edemeyeceksek, başkalarının gıybetini, dedikodusunu yapacaksak o zaman bir araya gelmenin bir anlamı yok.” dermiş.

Bu yönüyle de insan günlük hayatta oturup kalktığı kimseleri değerlendirmeli. “Ben bu insanlarla oturup kalktığımda dünyalık, ahiretlik onlara bir şey verebiliyor muyum, onlardan bir şey alabiliyor muyum, yoksa eksiye mi düşüyorum? Benden bir şeyler mi götürüyorlar; maneviyatımı veya maddiyatımı mı tüketiyorlar?” diye insan oturup kalktığı kimselerle ilgili bir endişe taşımalı.

Ramazan'da Daha Çok Dikkat Edin

Özellikle de Ramazan-ı Şerif söz konusu olduğunda insan, Kur’an yoğun bir hayatın, bir gündemin içerisinde kendisini tanımlamalı. Kur’an okumak yerine oturup insanlarla konuşmak eğer bu dinî bir muhabbetse, karşıdaki insanın yararına olabilecek, senin yararına olabilecek bir konuşma, bir görüşme ise elbette onun sevap tarafı söz konusudur. Ama öyle değil de o mecliste olmayan üçüncü şahıslarla ilgili bir gündem söz konusu olacaksa o zaman bundan uzak durmak lazım.

Nitekim Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz, “Allah’ın sizin yemenizi içmenizi terk etmenize ihtiyacı yoktur. Eğer siz yalan söylemeyi ve gıybeti terk etmiyorsanız tuttuğunuz oruç (hakiki) oruç değildir.” mealinde bizlere çok önemli bir tenbihte bulunmuştur.

Asıl Oruç Nedir?

Yani oruç, hakiki anlamda bütün azalara tutturulan oruçtur. İnsan dilini harama bulaştırmamakla ağzına oruç tutturmuş olur. Yoksa yemiyorsun, içmiyorsun ama Müslümanların, insanların şahsiyetleriyle, namuslarıyla ilgili dedikodu yapıyorsun, gıybet ediyorsun veya birine karşı olan çekememezliğin haset olarak gün yüzüne çıkıyor… Bunlar insanın orucunun sevabını yok eden şeylerdir.

Oysa özellikle de zorlanarak oruç tutan kimseler çok daha hassas olmalılar. Yani bin bir zahmete katlanarak tuttuğumuz orucun sevabını, şeytanın bizi kandırmasıyla, bir başkasının hâlini durumunu gündeme düşürmemiz sebebiyle yok etmemeliyiz. Çok hassas olunması gereken bir mevzu, Basri Hocam.

Bundan dolayıdır ki Ramazan programını dolu dolu yapmak lazım. Nefsimiz ve şeytana pay bırakmaksızın, 7/24 tamamen kuşatılmış bir plan yapmak lazım. Planı dolu dolu yapmak lazım. Planın ne kadarına uyabiliriz, ne kadarına uyamayız o ayrı bir mesele; ama kararlılığımızı göstermemiz lazım.

Şunu da unutmamak gerekiyor ki Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam mecliste soruyor: “Müflis kimdir?” diyor. İflasa düşmüş olan kimdir, diyor. İnsanlar diyorlar ki: “Malı, mülkü, serveti olup da onları kaybeden kişiye müflis denir.” Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki: Asıl müflis, çok sevapla gelmiş olan ama ona laf söylemiş, bunu çekiştirmiş, bunun gıybetini yapmış kimsedir.

O hak sahiplerinin her biri gelir ve haklarını alırlar. Nedir alacakları? Söz konusu kişinin namazıdır, orucudur, ibadetidir. Onun sevabını alırlar, alırlar, alırlar… En son bir şey kalmayınca da bu sefer borçlu olduğu kimselerin günahları bu kimseye yüklenmeye başlar. İşte bu kimse, “Benim çok sevabım var, çok iyi insanım, cennete gideceğim.” diye düşünürken birden kendisini cehennemin çukurlarında bulur. Allah muhafaza eylesin.

Oruç ibadeti de çok değerli bir ibadettir. Öyle ki Cenab-ı Allah bütün ibadetlerin sevabını takdir etmiş; melekler o sevabın takibini yapıyorlar. Cemaatle namaz kılmışsınız, melekler o sevabı otomatik olarak yazıyorlar. Ama Cenab-ı Allah diyor ki: “Oruç öyle değil.” Orucun sevabını ben bizatihi vereceğim, diyor. Cenab-ı Allah verdiğinde, o takdir edilmiş yazılmış olan bir ölçüyle vermez; hesapsız, kitapsız verir.

Onların Orucu Bozuldu

Bu yönüyle böyle muazzam bir ibadetin sevabını yok etmemeli insan. Nitekim Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın bir olayı naklediliyor sahabe efendilerimiz tarafından: Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’a iki kadının oruçtan düştüğü söyleniyor. Efendimiz diyor ki: “Onlar oruçlarını açtılar.” diyor ve bir kap gönderiyor, yediklerini buraya çıkarsınlar diye. O kadınlar da ağızlarından taze et çıkarıyorlar.

Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, “Onlar zahiren oruç tutuyordu ama gıybet ediyorlardı; kardeşlerinin canlı canlı etini yiyorlardı.” diye buyuruyor. ( Bkz. Ahmed, V, 431; Heysemî, III, 171)

Binaenaleyh gıybet çok ağır, veballi bir meseledir. “Niye bu kadar günah?” diye belki bazı kardeşlerimiz sorabilir. Gıybet olan bir toplumda birlik, beraberlik, düzen ve ahenk olmaz; o toplum çatırdamaya başlar, sosyal yönümüz darmadağın olur. Böylelikle de içeriden çöken bir toplum hâline gelir.

Nitekim vatan şairimizin dediği gibi:“Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Ama gıybetin hâkim olduğu bir toplumda yürekler toplu vurmaz. Onun için emperyalist güçler ve onların planlayıcıları, Müslüman toplumları nasıl çökertebilecekleri üzerine çalışıyorlar.

Gündüz kuşağı denilen, kadınların ağırlıklı olarak seyrettiği —artık kadın erkeği de kalmadı— programlara bakıyorsunuz… Sorsan, “Niye seyrediyorsunuz?” diyecek ki: “Toplumda ne oluyor, ne bitiyor merak ediyorum.” Fakat unutmamak gerekiyor ki bu gıybetin, bu tür tabloların seyredilmesinin doğuracağı en basit zarar; bir müddet sonra ekranda gördüklerimizin kendi hayatımıza, kendi yanı başımıza düşmesidir. Allah muhafaza eylesin.

Onun için Müslümanın yapmayacağı en belirgin işlerden bir tanesi gıybettir. Müslümanın gıybetle işi olmaz. Hele oruçlu Müslümanın hiç olmaz. Allah muhafaza eylesin.

İslam ve İhsan

ORUÇLUYKEN GIYBET EDEN İKİ KADININ DURUMU

Oruçluyken Gıybet Eden İki Kadının Durumu

ORUCU BOZAN, HEM KAZA VE HEM DE KEFÂRETİ GEREKTİREN DURUMLAR

Orucu Bozan, Hem Kaza ve Hem de Kefâreti Gerektiren Durumlar

ORUCU BOZAN ŞEYLER

Orucu Bozan Şeyler

ORUCU BOZAN DURUMLAR

Orucu Bozan Durumlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.