Nefis ve Arzuların Sonu: Geçici Zevk mi, Izdırap mı?

Nefsin geçici hevesleri ebedî bir hüsrana mı dönüşüyor? Çıban örneği ve hadis-i şerifler ışığında nefis mücadelesinin hakikati.

İnsan nefsinin pek çok arzuları oluyor. Acaba bunların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış; ne kadarı faydalı, ne kadarı tehlikeli? Hissettiğimiz arzu ve zevklerin sonunda önümüze ne çıkıyor? Bu zevkler ilelebed devam edip gidiyor mu, yoksa bir müddet sonra acılaşıp ızdırap vermeye mi başlıyor?

NEFSANİ ARZULARIN SONU

Nefisten gelen arzu ve heveslerin, çoğunlukla acı ve ızdırapla bittiği herkesin mâlumu… Tıpkı vücudun bir yerinde çıkan çıbanın, başta tatlı tatlı kaşınması, sonra da büyük bir ızdıraba dönmesi gibi… Çıban bir müddet acı verse de nihayet iyileşir, ancak yanlış arzuların mâneviyatımızda açtığı yaralar öbür âleme kadar uzanır. Yani, nefsânî arzu ve heveslerin sürüklediği yolun sonu ilâhî azâba çıkar.

Nitekim Peygamber (s.a.v) Efendimiz, cehennemin nefse hoş gelen şeylerle kuşatıldığını; cennetin de nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarıldığını bildirmiştir. (Buhârî, Rikâk, 28; Müslim, Cennet, 1)

HADİSLERLE CENNET VE CEHENNEMİN TASVİRİ

Ümmetine karşı son derece merhametli olan Rasûlullah (s.a.v), bizleri uyarmak için bu hakikati şöyle haber verir:

“Allah Teâlâ cenneti yarattığı vakit Cebrâîl (a.s)’a:

«–Git ona bir bak!» buyurdu. O da gidip cennete baktı ve:

«–Ey Rabbim! Senin izzetine yemin olsun ki, cennetin bu güzelliğini işitip de ona girmeyen kimse kalmayacaktır» dedi.

Allah Teâlâ cennetin etrafını nefsin hoşlanmayacağı şeylerle kuşattı. Sonra:

«–Ey Cibrîl! Şimdi git ona bir daha bak!» buyurdu. Cebrâil (a.s) gidip bir daha baktı. Sonra da:

«–Ey Rabbim! Senin izzetine yemin olsun ki, ona hiç kimsenin giremeyeceğinden korkarım» dedi.

Cenâb-ı Hak, cehennemi yaratınca yine:

«–Ey Cibrîl! Git, bir de şuna bak!» buyurdu. O da gidip baktı ve:

«–Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun ki, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!» dedi.

Allah Teâlâ onun etrafını nefsin hoşlandığı şeylerle kuşattı. Sonra da:

«–Ey Cibrîl! Git ona bir kere daha bak!» dedi. O da gidip baktı. Sonra geldi ve:

«–Ey Rabbim, izzetine yemin olsun, tek bir kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum» dedi.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 21-22/4744; Tirmizî, Cennet, 21)

Evet, devamlı namaz kılmak, her sene zekât vermek, sıcaklarda örtünmek… gibi ilâhî emirler nefse zor gelir. Bütün bunları görmezden gelip günahlara kılıf bulmak ise kolay ve zevkli görünür.

İşte müslümanın hayatı, bu ayrımda mücadele etmekle geçer. Peygamber (s.a.v) Efendimiz, bu mukaddes mücadeleyi veren kişileri takdir ederek şöyle buyurur:

“(Ha­kî­kî) mü­câ­hid, nef­si­ne kar­şı ci­hâd eden kim­se­dir.” (Tir­mi­zî, Fe­dâ­ilü’l-Ci­hâd, 2/1621; Ah­med, VI, 20)

Demek ki insan, bir tercih yapmak durumundadır. Ya Allah’ın emirlerini yerine getirecek, ya da nefsinin arzularına uyacaktır. İkisini bir arada yapması mümkün değildir. Şâirin ifadesiyle:

İki kıble ile tevhîd yolunda doğru gidilmez,

Ya dostun rızâsı gerek, ya nefsin hevâsı!

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

NEFSİN HASTALIKLARI VE TEDAVİ YOLLARI

Nefsin Hastalıkları ve Tedavi Yolları

NEFSÂNÎ ARZULAR GÖZDEN VE GÖNÜLDEN NASIL DÜŞER?

Nefsânî Arzular Gözden ve Gönülden Nasıl Düşer?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.