Müşteriden Ne Koparabilirsem Kâr mıdır?

helâl-haram demeden; “Müşteriden ne koparabilirsem kârdır.” zihniyetiyle yapılan ticaretin akıbeti nedir? Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- kimlere sesleniyor? Zayıfı sömürmek, hakkını aramaktan âciz kimsesizleri kandırıp aldatanları nasıl uyarılıyor? Efendimiz (s.a.v), zayıfı sömürenleri, hakkını aramaktan âciz kimsesizleri kandırıp aldatanları nasıl uyarıyor? Kiracasının acziyeti ve çaresizliğinden istifade ederek ederinden çok daha fazla kira isteyen ev sahipleri ve nice örnekte buna benzer hadiselerde zulmedenler nasıl uyarılıyor? Çıkarmamız gereken dersler nelerdir?

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da:

“Bizim çarşımızda dîni(n ticaret kâidelerini) bilen kimseler satıcılık yapsın.” buyurarak, ticaret ve alışverişin de bir ahlâkı bulunduğuna dikkat çekmiştir. (Bkz. Tirmizî, Vitr, 21/487)

Dolayısıyla helâl-haram demeden; “Müşteriden ne koparabilirsem kârdır.” zihniyetiyle yapılan ticaretten hayır gelmeyeceğini, bilâkis bunun ağır bir âhiret hesâbı olacağını, aslâ unutmamak gerekir.

Meselâ zamanımızda çokça yaşandığı üzere, bir ev sahibinin zor durumdaki kiracısından -onun mecburiyetini fırsat bilerek- ederinden çok daha fazla kira istemesi, aksi hâlde onu evinden çıkarmakla tehdit etmesi de ayrı bir vicdansızlıktır.

İSLÂM’IN YASAKLADIĞI CÂHİLİYE ÂDETLERİNDEN

Zayıfı sömürmek, hakkını aramaktan âciz kimsesizleri kandırıp aldatmak, İslâm’ın yasakladığı câhiliye âdetlerindendir.

Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- henüz risâlet vazifesinin bulunmadığı yirmili yaşlarında iken, Yemenli bir adam, satmak üzere Mekke’ye ticaret malı getirmişti. Kureyş eşrâfından Âs bin Vâil bu malı satın aldı, fakat parasını ödemedi. Adamcağız, Mekke’nin ileri gelen âilelerinin büyüklerine başvurup kendisine yardım etmelerini istedi. Fakat onlar bu mazluma yardım etmek yerine, Âs bin Vâil’i kayırarak adamı azarladılar.

Çâresizlik içinde kalan adamcağız, Kureyş eşrâfının Kâbe çevresinde oturdukları bir sırada, Ebû Kubeys Dağı’na çıkarak; “Ey Fihr Hânedânı!”[2] diye bağıra bağıra şiir okudu. Uğradığı zulüm ve haksızlığı îlan ederek yardım istedi.

Yardım için ilk harekete geçen zât, Peygamber Efendimiz’in amcası Zübeyr oldu. Kureyş’in ileri gelenleriyle birlikte Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde toplandılar.

Abdullah onlara yemek ikram etti. Daha sonra, “kim olursa olsun, Mekke’de zulüm ve haksızlığa uğrayanın hakkını geri alıncaya kadar, zâlimin karşısında, mazlumun yanında durmak” üzere ahitleştiler.

“Hilfü’l-Fudûl” diye adlandırılan bu cemiyet, ilk olarak Âs bin Vâil’den Yemenli adamın hakkını almakla icraata başladı. Daha sonra da Mekke’de haksızlığa uğrayan pek çok kimsenin imdâdına yetişti, hakkı tutup kaldırmak için gayret sarf etti.[3]

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in câhiliye devrinde tasvip edip katıldığı tek cemiyet, Hilfü’l-Fudûlʼdür. Çünkü o, toplumda adâleti temin etmek için kurulmuştu. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu cemiyet hakkında, nübüvvetten sonra da şöyle buyurdu:

“Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hilfü’l-Fudûl’de hazır bulundum. O meclisten o kadar memnun oldum ki ona karşılık olarak bana kızıl develer (yani en kıymetli dünyalıklar) verilse, o kadar sevinmezdim. O antlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ederim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295)

Yüce dînimiz İslâm, güçlünün haklı sayıldığı değil, haklının güçlü olduğu bir nizam getirdi. Kişilerin değil, adâletin üstünlüğünü esas kıldı. Güçlü-zayıf ayırt etmeden herkese karşı adâletin tevziini şart koştu.

Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdu:

“…İçindeki zayıfların, haklarını incitilmeden alamadıkları bir toplum iflâh olmaz…” (İbn-i Mâce, Sadakât, 17)

“…Güçsüzlerin hakkının güçlülerden alınmadığı bir toplumu Allah nasıl temize çıkarır?!” (İbn-i Mâce, Fiten, 20)

Velhâsıl, günümüzün vahşî kapitalizminde “krizi fırsata çevirmek” gibi görülse de birilerinin zor duruma düşmesinden faydalanmak ve mazlumların mağduriyetinden nemalanmak; beceriklilik veya uyanıklık değil, bilâkis vicdansızlıktır, merhametsizliktir.

“Medeniyet” zannedilen günümüz modern câhiliyesinin bu duygusuzluğuna karşı, îmanlı yüreklerin hissiyâtını Mehmed Âkif’in şu mısrâları açıkça dile getirmektedir:

Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün;
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!..

Bu cihanda garibe, kimsesize, mazluma acımak gerekirse de, aslında en çok acınacak hâlde olanlar, merhamet fukarâsı zâlimlerdir. Zira âhiret penceresinden bakıldığında açıkça görülür ki asıl acınacak hâlde olanlar, dünyada acımasızca zulmeden maskeli vicdanlardır.

Bu itibarla;

–Vicdan, iz’an ve insâfa veda etmiş olan vahşî kapitaliste,

–Mâneviyat mahrumu materyaliste,

–Merhamet ve gözyaşının ne olduğunu bilmeyen menfaatpereste,

–Emri altındaki işçisinin hak ve hukukunu ihlâl eden gaddar patronun sefil rûhuna ve

–“Acıyın bize!” feryatlarına sağır kesilen alık ve abus çehrelere -onların hazin âkıbetini düşünerek- daha çok acımak gerekir!

Gücü ancak âcizlere yeten, zayıfların haklarını gasp ederek semiren zâlimler, insanlığın yüz karası olan alçaklardır. Başkalarının âhları, acıları ve gözyaşları üzerine saâdet inşâ edeceğini zannedenler, büyük bir aldanış içindedirler. Bunun içindir ki ecdâdımız; “Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste!..” demiştir.

Bu âhların bazısı daha bu dünyada iken çıkar, birçoğu da âhirette elîm bir azap olarak çıkar. Âdil-i Mutlak olan Rabbimiz, hiçbir mazlumun âhını, zâlimin yanına kâr olarak bırakmaz.

Tarihteki zâlim Firavunlar, Nemrutlar, Âd ve Semudlarla yarışırcasına yıllardır mazlum Filistinlilere Gazze’de ve Batı Şerîa’da her türlü zulüm, işkence, tâciz ve katliâmı revâ görmüş olan İsrail’in yaptıkları da yanına kâr kalmayacak, onlar da ilâhî intikam tecellîlerinden kaçamayacaklardır. Bu hakîkat, sadece vicdan sahiplerinin arzu veya temennîsi değil, insanlık tarihi boyunca defaatle tahakkuk etmiş olan bir âdetullahʼtır / sünnetullahʼtır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Kasım, Sayı: 477

İslam ve İhsan

BİR AT ALIŞVERİŞİNDE GİZLENEN BÜYÜK AHLÂK DERSİ

Bir At Alışverişinde Gizlenen Büyük Ahlâk Dersi

İMÂM-I ÂZAM HAZRETLERİ VE TÜCCAR HADİSESİ

İmâm-ı Âzam Hazretleri ve Tüccar Hadisesi

RAHMET DÎNİ İSLÂM, ZAYIFI GÜÇLÜYE HASTAYI SIHHATLİYE FAKİRİ ZENGİNE ZİMMETLEMİŞTİR

Rahmet Dîni İslâm, Zayıfı Güçlüye Hastayı Sıhhatliye Fakiri Zengine Zimmetlemiştir

İSLAM’DA ALIŞVERİŞ VE TİCARET AHLAKI NASIL OLMALI?

İslam’da Alışveriş ve Ticaret Ahlakı Nasıl Olmalı?

PEYGAMBERİMİZ VE TİCARET AHLAKI

Peygamberimiz ve Ticaret Ahlakı

TİCARET AHLÂKI İLE İLGİLİ HADİSLER

Ticaret Ahlâkı ile İlgili Hadisler

PEYGAMBERİMİZDEN GÜNÜMÜZ TÜCCARLARINA UYARILAR!

Peygamberimizden Günümüz Tüccarlarına Uyarılar!

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle