Müslüman Yaptığı İyiliğin Karşılığını Kuldan Bekleyebilir mi?

Sürekli iyilik yaptığım biri bana kötülük yapıyor. Sadece benim duamın etkisi olur mu? Yapılan iyiliğin karşılığını insanlardan beklemek dinî açıdan doğru mudur? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Elbette; insan, bir başkasının ona müdahale edemeyeceği bir durumdadır. Cenâb-ı Allah, “İnnallâhe lâ yuğayyiru mâ bi kavmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim.” buyuruyor
(Bkz. Ra‘d, 13/11). Fertler de topluluklar gibidir. Binaenaleyh, bir fert kendini değiştirmediği, bir değişime talip olmadığı, irade ortaya koymadığı sürece değişimin gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

Bir başkasının ona dua etmesi vesaire elbette onun bu değişimi kabullenmesi için faydalı şeylerdir. Duanın mutlak surette maddî-mânevî faydalarını hayatımızın her alanında görüyoruz. Ancak bu duanın ilk merhaledeki faydası, kişinin bu değişime kendisinin talip olması, bu yönde bir irade beyanında bulunmasıdır.

Eğer bir kimse kendisindeki kusuru, ayıbı göremiyorsa —ki genelde böyleyiz; insan kendindeki kusuru, ayıbı görmez de başkasındaki ayıpların, kusurların peşine düşer— oysa gerçek anlamda akıllı insan, kendi ayıbını, kusurunu, eksiğini görüp bilip bunu gidermeye çalışan insandır. Zira başkasındaki eksik ve kusur onu ilgilendirir; fakat bizim eksiğimiz ve kusurumuz mutlak surette bize zarar verecek olan şeydir.

Kendi Kusurlarımızın Yansıması

Maamafih bu kardeşimize şunu söylemek isterim: Bir insan başkasında bir kusur görmeye başlıyorsa, aslında o kendi kusurlarının da bir yansımasıdır. Büyüklerimizin bir sözü vardır: “İki iyi insan kavga etmez; iki iyi insan birbirleriyle güzel güzel geçinir. Bir iyi ile bir kötü de kavga etmez; iyi insan kötü insanı taşır. Ama bir yerde kavga varsa, orada iki taraf da problemlidir.”

Mesela ben Basri Hoca ile geçinemiyorum, kavgalıyım, aramızda hır gür var. Bu, ikimizin de problemli olmasından kaynaklanır. Eğer Basri Hoca iyi bir adam olsaydı beni taşır, problemli yanlarımı görmezdi. Binaenaleyh, bir kimse biriyle ilgili problem tespit ediyorsa —“Filan arkadaşla bir türlü anlaşamıyoruz; ben hep alttan alıyorum ama o şöyle yapıyor, böyle yapıyor.” diyorsa— bu, aslında bir beklenti içinde olduğumuzu gösterir.

Yani ben ona iyilik yapıyorum, ondan iyilik göremiyorum… En basit ifadesiyle, yaptığım iyilikleri bir ticaret konusu yapıyorum; iyiliğe karşı iyilik bekliyorum. Çünkü ben sana bir ödemede bulunmuşum, iyilik yapmışım; dolayısıyla senin de bana bunu bir iyilik olarak ödemen gerekir. Buna ticaret denir.

Oysa iyilik yapıp o iyiliği unutmak gerekir. Sorduklarında: “Sen filâna bir iyilik yaptın mı?” —“Vallahi hatırlamıyorum, yapmışımdır herhalde ama aklımda yok.” diyebilmek gerekir. Eğer bir kimse yaptığı iyiliklerin çetelesini tutmuşsa —“Ben filan tarihte şunu yaptım, bunu verdim, şöyle davrandım…” diyorsa— demek ki karşımızda bir tüccar vardır.

İyiliği Allah Rızası İçin Yapmak ve Mükâfatını Da Cenâb-ı Allah’tan Beklemek Gerekir

Bir defa bunu düzeltmek gerekir. İyiliği Allah rızası için yapmak ve mükâfatını da Cenâb-ı Allah’tan beklemek gerekir. Eğer iyiliğin mükâfatını insandan beklersek, bu bizim imtihanımız olur.

İşte burada şeytan devreye girer:

“Bak, sen ona iyilik yaptın; o sana kötülük yapıyor.” der.

Öbürüne de:

“Bak, bu adam seni iyilikle satın almaya çalışıyor.” der.

Böylece şeytanın kandırmacasıyla iki taraf da kaybeden olur. Oysa iyiliği yapan kimse: “Ben Allah rızası için yaptım; sen bilirsin, bilmezsin, bu seni ilgilendirir.” diyebilmelidir. Çünkü her insan fıtratının gereğini yapar.

Bir insanın fıtratı iyilik yapmaya meyyalse kötülük görse de iyilik yapar. Eğer fıtratı kötülüğe meyyalse iyilik görse de kötülük yapar. Meşhur hikâyede anlatılır: Kurbağa, yengeci karşıya geçirecekmiş. Yengeç: “Beni sokarsın.” demiş. O da: “Yok, vallahi sokmam.” demiş. Tam karşıya geçerken sokmuş. “Niye yaptın?” denince: “Ne yapayım, tabiatım bu.” demiş.

İlişkileri Bozan En Büyük Problem

Binaenaleyh, ilişkileri bozan en büyük problem, insanın beklenti içine girmesidir. Özellikle başkaları üzerinden beklenti üretmek… Evliliklerde de böyledir: “Bak filan nasıl davranıyor, sen nasıl davranıyorsun…” İnsanlar kendi yaptıklarını öne çıkarıp büyük fedakârlıklar yaptıklarını iddia ederler. Oysa fedakârlık yaptığını düşünen kimse çoğu zaman bir pazarlık içindedir; bir verip iki istemektedir.

Ticaret böyledir; verdiğinden fazlasını kazanmak istersin. Böyle bir ticarete girince bunun sonu olmaz. Ticareti kul, Allah’la yapmalıdır. Nitekim Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm: “Kul Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım; o Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak gelirim.” buyurmuştur (Buhârî, Tevhid, 15).

Dolayısıyla insânî ilişkilerde ticaretimizi Cenâb-ı Allah’la yapacağız. Böyle olursa, kulun sana verdiği ters tepki, senin sevabını artıran bir unsur olur; bundan gocunmazsın. Ama aksi olursa insan üzülür, daralır ve serzenişte bulunur.

Bundan dolayı, eğer bir fedakârlığımız varsa bunu Cenâb-ı Allah’la yapılmış bir ticaret olarak görmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz: Bir doktor hastasını tedavi ederken dikiş atar, pansuman yapar; hasta acıdan bağırır, hatta hakaret eder. Doktor bu hakaretlerle ilgilenir mi? İlgilenmez; sonuca odaklanır. Çünkü bilir ki hasta şifa bulunca yaptamlarından dolayı pişman olacak ve özür dileyecektir.

Bu noktada bir doktor gibi davranmak gerekir. Eğer buna gücümüz yetmiyorsa, o zaman güzelce ayrılmak gerekir. Yani:

“Selâmünaleyküm.”

“Aleykümselâm.”

Baktın istediğin karşılığı göremiyorsun; o zaman tatlıca, selâmdan selâma görüşmeyle meseleyi sonlandırmak gerekir.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle