Musa Topbaş Efendi ile İlk Karşılaşmam: Gönlümde İz Bırakan Bir Hatıra

Musa Topbaş Efendi ile ilk karşılaşmanın hatırası… Gönülde iz bırakan bu buluşma, bir Allah dostunun örnek hayatından izler taşıyor.

İnsan hayatında bazı anlar vardır ki üzerinden yıllar geçse de ilk günkü canlılığını muhafaza eder. Hafızanın en kıymetli köşesinde saklanan bu hatıralar, zaman zaman gönül dünyamızı aydınlatan birer kandil gibi yanmaya devam eder.

SAMİ EFENDİ'YE DUYULAN HASRET VE UNUTULMAZ BİR VEDÂ

Bazı muhabbetler bir anda doğmaz; yıllar içinde gönle düşen tohumların filizlenmesiyle yeşerir. Benim merhum Musa Topbaş Efendi'ye duyduğum sevgi ve bağlılığın kökleri de aslında daha eski yıllara uzanmaktadır.

Çocukluğumdan itibaren rahmetli babamın dilinden sık sık Mürşid-i Kâmil Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri'nin ismini duyardım. Babam onu büyük bir hürmet ve muhabbetle yâd eder, sohbetlerinde sık sık kendisinden bahsederdi. Babamın anlattıkları sayesinde, daha görmeden o mübarek zata karşı gönlümde derin bir sevgi ve özlem oluşmuştu.

1984 yılında imam hatip lisesi son sınıf yarı yıl tatilinde, henüz on yedi yaşında bir genç olarak okulumuzla birlikte umre ziyareti için Medine-i Münevvere'ye gitme nimetine erişmiştim. İçimdeki en büyük arzulardan biri de babamın gönlüme attığı sevgilerden biri olan, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri'ni görebilmek ve duasını alabilmekti. Ancak Medine'ye vardığımızda, kendilerinin ağır derecede hasta olduğunu ve ziyaretçi kabul etmediğini öğrendim.

O gün yaşadığım hayal kırıklığını hâlâ hatırlarım. Bir gencin gönlünde taşıdığı hasretle geldiği Medine'de, görmek istediği zatı göremeden dönmek kolay değildi. İçimde tarifsiz bir mahzunluk vardı. Fakat takdir-i ilâhî böyle tecelli etmişti. Şubat ayının başlarında memlekete döndüğümüzde, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri'nin Rahmet-i Rahmân'a kavuştuğu haberini aldım. Bu haber beni derinden sarstı. En çok da, kendisini göremeden ve duasını alamadan bu dünyadan ayrılmış olmasına üzülüyordum.

SAMİ EFENDİ'DEN MUSA EFENDİ MUHABBETİNE UZANAN YOLCULUK

Bugün geriye dönüp baktığımda, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri'ni görememenin hüznünün, Rabbimin lütfuyla Musa Topbaş Efendi'yi tanımaya vesile olduğunu düşünüyorum. Çünkü Allah Teâlâ bazen kulunun gönlündeki boşluğu başka bir lütfuyla doldurur. Benim gönül dünyamda da bu tecellinin izleri vardır.

Aradan zaman geçti. Bu defa rahmetli babamın sohbetlerinde başka bir isim daha sık duyulmaya başlandı: Musa Topbaş Efendi...

Babam onu da aynı muhabbet ve hürmetle anıyordu. Her duyduğum hatıra, her dinlediğim sohbet, gönlümde Musa Efendi'ye karşı ayrı bir sevgi meydana getiriyordu. Görmediğim hâlde onu tanıyor gibiydim. Bu muhabbet zamanla bir özleme, özlem ise onu görme arzusuna dönüştü.

Nihayet Rabbim bu fakire de nasip etti. 1990 yılında Kırşehir’in manevi büyüklerinden merhum Hacı Kemal Keleş ve merhum Ali İhsan Yıldız hocalarımızın vesilesi ile bu kutlu yola intisap ettikten sonra, gönlümdeki o özlem daha da arttı. Artık Musa Topbaş Efendi'yi görmek, sohbetinde bulunmak ve o mübarek simayı yakından müşahede etmek en büyük arzularımdan biri olmuştu.

MUSA EFENDİ İLE İLK KARŞILAŞMAM: UNUTAMADIĞIM BİR ZİYARET HATIRASI

Yıl 1992...

Kırşehir'den güzîde sekiz arkadaş, gönüllerimizi heyecanla dolduran bir yolculuğa çıkmıştık. Maksadımız, devrimizin gönül sultanlarından merhum Mürşid-i Kâmil Musa Topbaş Efendi'yi ziyaret etmekti. Uzun süren yolculuk boyunca hep ondan bahsetmiş, onu göreceğimiz anın hayalini kurmuştuk.

İstanbul'a vardığımızda bize verilen adres Erenköy Zihnipaşa camiinde buluşarak ziyarete gitmekti. Namaz vakti yaklaşmıştı. Biz de namazı cemaatle eda etmek üzere camiye girdik. Fakat camiye adımımı attığım anda beni hayrete düşüren bir manzarayla karşılaştım. İmam efendiye baktım; sanki Musa Efendi'ye benziyordu. Cemaatin arasına göz gezdirdim; onların yüzlerinde de aynı letafeti, aynı huzuru, aynı nurlu ifadeyi görür gibi oldum. Bir an için şaşırıp kaldım. Kendi kendime, "Bu nasıl iştir?" diye düşündüm. Sanki caminin içindeki herkes Musa Efendi'nin bir başka yansıması gibiydi.

Bu duygu hâli namaz boyunca da devam etti. O gün yaşadığım şaşkınlığı yıllar geçmesine rağmen unutamadım.

Daha sonra bunun hikmetini düşünürken büyüklerimizin bir sözünü daha iyi anladım: "İnsan sevdiğine benzer." Bir insan kimi seviyorsa, zamanla onun ahlâkından, hâlinden ve yaşayışından izler taşımaya başlıyor. Musa Topbaş Efendi'yi sevenler de onun edebinden, tevazuundan, vakarından ve gönül inceliğinden nasiplenmişlerdi. Belki de bana görünen benzerlik sadece yüzlerde değil, gönüllerdeki ortak iklimdi.

Henüz gençlik yıllarımdaydım. Manevî rehberlere, Allah dostlarına karşı derin bir muhabbet ve merak taşıyordum. O gün Musa Topbaş Efendi'yi ilk defa göreceğimi öğrendiğimde içimi tarif edilmesi güç bir heyecan kaplamıştı.

Sohbet bir kardeşimizin büyük geniş salonlu bir evinde yapılıyordu. Biz içeriye girdiğimizde, içeri dolmaya yakın arka taraflarda bir yere oturmuştuk. Biraz içim buruktu, o güzel insanı yakında görmek istiyordum. Biraz sonra o güzel simasıyla içeri geldi, yerine oturdu. Kendisini ziyarete gelenleri muhabbetle süzdükten sonra o güzel sesi yükseldi;

- “Anadolu’dan gelenler şöyle ön tarafa gelsinler.” Bu davet bizi aldı muhabbet ve hasretle beklediğim zatın tam karşısına oturmama vesile oldu. Artık hüznüm sevince dönmüştü. Bu yakınlıkta gördüğüm manzara, zihnimde silinmez izler bıraktı. Nurlu yüzü, bembeyaz sakalı, vakur duruşu ve gönüllere huzur veren tebessümüyle âdeta insanı başka bir iklime taşıyordu. Daha ilk bakışta kalbimde derin bir sevgi ve hürmet hissi doğmuştu.

Benim için de merhum Mürşid-i Kâmil Musa Topbaş Efendi ile ilk karşılaşmam böyle unutulmaz bir hatıradır.

Onu tanıdıkça anladım ki yüzündeki nur, gönlündeki ihlasın ve kulluğunun bir yansımasıydı. Musa Topbaş Efendi sadece sohbetleriyle değil, yaşayışıyla da insanlara örnek olan müstesna bir şahsiyetti. Tevazuu, cömertliği, vefası ve hizmet aşkı onun en belirgin vasıflarındandı.

Musa Topbaş Efendi'nin cömertliği de dillere destandı. Ancak onun cömertliği yalnızca maddî yardımlarla sınırlı değildi. Vaktini, ilgisini, duasını ve sevgisini de insanlarla paylaşırdı.

Oğlumun da iştirak ettiği bir sünnet merasiminde, merhum Musa Topbaş Efendi'nin çocuklara karşı gösterdiği sevgi ve şefkati yakından müşahede etme fırsatı buldum. Bizzat kendisi hediyelerini verip çocukların başını ve yüzlerini sevgiyle okşadığını gördüm. Bu vesileyle kendisini daha yakından tanıma imkânı elde ettim. Bu vesile ile mübarek simasını daha iyi hatırlamaya ve şahsiyetinin güzelliklerini daha derinden idrak etmeye başladım. Bu yakınlık, onun engin merhametini, tevazuunu ve insanlara karşı gösterdiği samimi ilgiyi daha iyi anlamama vesile oldu.

MUSA TOPBAŞ EFENDİ'DEN GERİYE KALAN GÖNÜL MİRASI

Bugün geriye dönüp baktığımda, genç yaşta böyle bir Allah dostunu tanıma nimetine erişmiş olmanın şükrünü duyuyorum. Onun nurlu siması, gönülleri ısıtan tebessümü ve insanlara duyduğu engin muhabbet hâlâ hafızamda canlılığını koruyor.

Merhum Musa Topbaş Efendi, geride sadece hatıralar değil; vefa, hizmet, cömertlik ve muhabbetle örülmüş örnek bir hayat bıraktı. Onu tanıyanların gönlünde yaşamaya devam eden bu güzel miras, gelecek nesillere de ışık tutacak kıymetli bir rehber olmaya devam edecektir.

Rabbim kendisine rahmet eylesin, Bizleri de onun temsil ettiği güzel ahlâk ve samimiyet yolundan ayırmasın.

Ne Mutlu Yüz akıyla Ahirete Göç Edebilene…

Kaynak: Şükrüllah Yalın, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

FOTOĞRAFLARLA MUSA EFENDİ PORTRESİ

Fotoğraflarla Musa Efendi Portresi

MUSA EFENDİ’NİN GÖNÜL MİRASI BUGÜNE NE SÖYLÜYOR?

Musa Efendi’nin Gönül Mirası Bugüne Ne Söylüyor?

MUSA TOPBAŞ (K.S.) KİMDİR?

Musa Topbaş (k.s.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle