Musa Efendi’den Altı Maddede Oruç Adabı

Orucu sadece bir açlık sınavı olmaktan çıkarıp, ruhu yücelten 'lâhûtî' bir yolculuk... Musa Efendi Hazretleri'nin dilinden, Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nâil eden müteyakkız bir ibadetin ölçüleri.

Oruç Allah Tealâ ve Tekaddes hazretlerinin, kulları üzerine (Ramazan orucu) farz kıldığı mühim bir emridir.

Oruç tutmak, kadın, erkek âkil bâlîğ olan sıhhatli ve akıllı her Müslümana farzdır. Hastalıklı ve şuuru muhtel olanlar müstesnâ, edâ etmeyen günahkâr olur.

Hasta denilince çok zayıf, kuvvetsiz olup da oruç tutmaya takati olmayanlar anlaşılmalıdır.

Onlar da ancak bir müslim, hâzik doktorun müsaadesi ile oruçlarını tutmayabilirler.

NEBEVİ MİRASTA ORUCUN HAKİKATİ

Şefîü’l-müznibîn sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:

“Oruç Cehennem ateşine karşı bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu vakit cahillik edip kötü söz söylemesin! Şayet birisi kendisiyle itişmeye veya kendisine karşı ağız bozmaya kalkışırsa ben oruçluyum diye mukabelede bulunsun” (Buhâri, Müslim)

Gene buyurdular: (Hadis-i Kudsi)

– Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine aitdir: Oruç böyle değil, şüphesiz ki o benimdir. (Çünkü ben yemem içmem, beşerî bütün sıfatlardan münezzehim. Hem oruçta riya da yoktur.) Binaenaleyh ben onun mükâfatını bol bol vereceğim.

Sertacü’l-Enbiyâ sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

– Oruç sadece yemekten içmekten vesaireden kesilmek değildir. Kâmil ve sevaplı oruç ancak faydasız laftan, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten, nefs-i emmarenin bütün temayüllerinden vazgeçmektir. Şayet biri sana söver yahut sana karşı cahilce herhangi bir harekette bulunursa kendi kendine (gerçek ben oruçluyum, gerçek ben oruçluyum de) sabret.”

Gene buyurdular:

– “Kim bir oruçluya iftar etdirir ise; yani iftar ziyafeti verirse o oruçlunun sevabından hiçbir şey eksilmemek üzere buna, yani ziyafeti verene de öbürünün sevabı kadar verilir.” (Ahmed bin Hanbel.)

ORUCUN LÂHÛTÎ TECELLÎSİNE NÂİL OLMANIN YOLLARI

Ameller niyetlere göre olduğuna göre, gerek Ramazan orucuna gerekse diğer oruçlarımıza, Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin rızâsı üzerine niyet edilmelidir.

Rabbü’l-âlemîn hazretlerinin her halimize hatta kalplerimiz ve gönüllerimizden geçenlere dahi agâh olduğunu katiyetle biliyoruz.

Hal böyle olunca, oruç tutmak Hak katında pek mühim bir ibadet olduğuna göre, lâyıkı veçhile ihtimam ederek Cenab-ı Hakk’ın rızâsına nâil olmak hususunda dikkatli ve müteyakkız olmalıyız.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz Hazretlerinin aşağıdaki hadis-i şerifleri bizler için ne büyük bir ihtardır, buyuruyorlar ki:

– “Nice oruç tutanlar vardır ki açlık ve susuzluktan başka bir şey elde edemezler.”

AÇLIKTAN ÖTEYE GEÇMENİN ALTI ŞARTI

Bu mühim hadis-i şerif bizleri intibaha, uyanıklığa sevk etmektedir.

1- Bu mühim ölçüye göre niyetimizde başka bir gaye olmayacak.

2- Oruçlu bulunduğumuz müddet içinde bütün göz, kulak, dil, karın ve diğer azalarımızı masiyetden muhafaza edeceğiz.

3- Kalb ve gönlümüzü Hak Teâlâ hazretlerine sımsıkı (elimizden geldiği kadar) bağlayacağız.

4- Ramazan-ı Şerif gufrân ayı olduğuna göre yapmakta olduğumuz evrâdımızı, elimizden geldiği kadar çoğaltacağız, uykumuzu azaltacağız.

5- Huzur halimizi muhafaza etmek için gerek iftarlarda gerek sahurlarda, tıka basa midemizi doldurmayıp, itidal üzere yemeliyiz ki, orucun o lâhûtî halinin tecellîsine nâil olabilelim.

6- İftar sofrası tertib edip, oruçlu olan Müslüman kardeşlerimize yemek yedirmek faziletine nâil olmaya gayretli olalım. (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri 5, s. 135)

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 481

İslam ve İhsan

ORUÇ TUTMANIN FAYDALARI

Oruç Tutmanın Faydaları

RAMAZAN’DA ORUÇ TUTMANIN HİKMETLERİ NELERDİR?

Ramazan’da Oruç Tutmanın Hikmetleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.