Mülk Suresi 4. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Mülk Suresi 4. ayeti ne anlatıyor? Mülk Suresi 4. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Mülk Suresi 4. Ayetinin Arapçası:

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَس۪يرٌ

Mülk Suresi 4. Ayetinin Meali (Anlamı):

Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak. Göz, aradığı kusuru bulamamanın ezikliği ve bitkinliği içinde sana geri dönecektir.

Mülk Suresi 4. Ayetinin Tefsiri:

Göklerin durumunu belirtmek üzere “tıbâk” kelimesi kullanılır. اَلطِّبَاقُ (tıbâk); “birbirine tıpatıp uygun, birbirinin üstünde” yahut “tabaka tabaka, kat kat” demektir. Bugünkü bilgilerimize göre, dünyanın kâinat içindeki yerini ve kâinatı tanımak için kâinattan dünyaya doğru bakmak gerekir. Kâinatın veya evrenin ağa benzeyen bir yapısı vardır. Henüz sonu olmadığı düşünülüyor. Evren içinde yer alan ağların her biri süper kümeleri oluşturuyor. Bunlardan birisi de Virgo (Başak) süper kümesidir. Virgo (Başak) süper kümesi içinde sayısız denebilecek kadar yerel gruplaşmalar vardır. Bu yerel gruplaşmaların her biri gökadalardan oluşuyor. Bu yerel gruplaşmalardan sadece biri içinde yer alan gökadalardan biri Samanyolu gökadasıdır. Samanyolu galaksisi içinde yüz kadar yıldız kümesi vardır. Her bir yıldız kümesinde milyarlarca yıldız bulunmaktadır. Hesaplamalara göre, galaksimiz Samanyolu sistemi, en az yüz milyar yıldızdan oluşmaktadır. Bizim galaksimiz olan Samanyolu’na en yakın olan Nebula galaksisi de en az yüz milyar yıldızdan oluşur. Milyonlarca galaksinin her birinin yüz milyar yıldızı olduğu düşünülürse ve daha ötesi olan yerel gruplar ve bu yerel grupların oluşturduğu süper kümeler ve süper kümelerin oluşturduğu evren ağ sistemi düşünüldüğünde, kâinat içinde yer alan yıldız sistemlerinin sayısını hesaplamak için zaman ve rakamlar yetmez. Öte yandan bu sistemler yakından uzağa doğru, yedi kattan oluşur. Bu katmanların en yakını, gözle görebildiğimiz Samanyolu galaksisidir. Samanyolu sistemine en yakın olan ve en az yüz milyar yıldızdan oluşan Nebula galaksisi çıplak gözel çok küçük bir yıldız olarak gözükür. Tüm bu sistemler, muazzam bir uyum içindedirler. Bu sebeple âyette “Rahman’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin” (Mülk 67/3) buyrulmaktadır

Bu âyette yer alan اَلتَّفَاوُتُ (tefâvüt), uygunsuzluk, aykırılık, âhenksizlik, mütenâsip olmama mânalarına gelir. اَلْفُطُورُ (futûr) ise çatlak, aralık, kopukluk demektir. Allah Teâlâ’nın kudret nişânelerinden biri, yedi kat göğü yaratmasıdır. Bunları öyle eşsiz güzellikte, âhenk ve uyum içinde yaratmıştır ki, her şey gayet düzenli ve birbiriyle irtibatlıdır. Kâinatta hiçbir uyumsuzluk, âhenksizlik ve kopukluk yoktur. O âdeta muhteşem bir saray, fevkalade düzenli ve sistemli bir fabrika, çok iyi planlanmış bir şehir gibidir. Orada her şey birbiriyle ve her bir şey bütünle son derece ölçülü bir münâsebet içindedir. Bütün kâinat, içindeki tüm varlıklarla birlikte aynı büyük gâyelerin gerçekleşmesi için çalışır.  Bu gâyeler için çok uzun mesafelerden unsurlar birbirinin yardımına koşturulur. Meselâ güneş ve ay, gece ve gündüz, yaz ve kış, hayvanlara yiyecek taşımak için bitkilerle mükemmel bir işbirliği yapar. Tohum, toprak, su, hava ve güneş bitkilerin yetişmesi ve meyvelerin meydana gelmesi için yine kusursuz ve fevkalade bir denge içinde işbirliğinde bulunur. Hem bitkiler hem de hayvanlar insanın hizmetine koşturulur. Söz gelimi, bal arısı Rabbin rahmet hazinelerinden topladığı nektarları insan için bala çevirir ve o balı bütün insanlar bir araya gelse üretemez. İpek böceği, yine ilâhî rahmet hazinelerinden topladığı gıdayı ipek olarak üretir ve insanın hizmetine sunar. Kâinattaki bu muazzam işbirliği, yardımlaşma, dayanışma ve bunun bütün kâinatta kusursuz işlemesi, bütün kâinata hükmeden, tek tek bütün varlığı bütün hususiyetleriyle tanıyıp istihdam eden mutlak bir ilim, irade ve kudret sahibi bir Zât’ı gösterir.

Kâinatta her şeyin muazzam ve kusursuz bir denge üzerinde yürüdüğü bir gerçektir. Meselâ yeryüzünde yaratma işi sonsuzca bir bolluk içindedir ama, bol şeylerde güzelliğe fazla rastlanmazken, her yaratılan kusursuz, yerli yerince ve çok güzeldir. Âyet-i kerîmede: “O Allah ki, yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı” (Secde 32/7) buyrularak bu gerçeğe işaret edilir. Yine sınırsız bollukla güzelliğin bir arada bulunduğu yaratmada, aynı zamanda sınırsız bir kolaylık ve süratle birlikte mükemmel bir düzen vardır. Aslında mükemmel bir düzenle kolaylığın ve süratin bir arada bulunması mümkün değildir. Fakat yaratan Allah olunca, bütün zıtlar tam bir âhenk içinde bir arada bulunabilmektedir. Yine her şey sonsuz ucuzlukta meydana gelmekte, fakat fevkalade bir değer ifade etmektedir. Sayısız denebilecek varlığa, türlerdeki muazzam çeşitliliğe rağmen, her tür ve her fert diğerinden farklıdır ve kendine has özelliklere sahiptir. Varlık âlemindeki eşsiz düzenden birer numûne olan bütün bu gerçekler, aynı zamanda sınırsız ilmi, iradesi, kudreti ve diğer bütün isim ve sıfatlarıyla tek bir Yaratıcı’yı göstermektedir.  (bk. Ünal, s. 1227)

Bu bakımdan insan kâinattaki bu eşsiz düzen içinde bir kusur, bir uyumsuzluk, bir çatlak bir boşluk veya kopukluk görebilmek için ne kadar bakarsa baksın, ileri teknik aletlerle ne kadar inceleme yaparsa yapsın onda bir eksiklik veya bozukluk görmesi mümkün değildir. Böyle bir faaliyetin peşinde olan göz, aradığını bulamamanın horluğu, hakirliği, yorgunluk ve bitkinliği içinde geri dönmek mecburiyetinde kalacaktır.

Şâir ne güzel söyler:

“Sun‘-ı Hak âzâde-î lâ vü neamdır, hoşça bak,

Gördüğün noksan senin çeşm-î galat-bînindedir.” (Âgâh Paşa)

“Allah Teâlâ’nın yarattığı bütün varlıklar, O’nun ilâhî kemâlinin birer eseridir. Onların hiç birinin «tamam» veya «noksan» gibi mütalaa kabulüne imkân yoktur. Eğer bir noksanlık görüyorum sanıyorsan, bu senin yanlış görme alışkanlığında olan gözlerinin hatası ve noksânıdır.”

İlâhî kudretin büyüklüğünü bir nebze olsun anlayabilmek için yedi kat göğün sırlarını bilmeniz mümkün değildir. Hiç değilse size en yakın olan gökte neler olup bittiğine bir bakın:

Mülk Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Mülk Suresi 4. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.