Mescid-i Aksâ (Beyt-i Makdis) ile İlgili Hadisler

Mescid-i Aksâ (Beyt-i Makdis) ile ilgili hadisler nelerdir? Peygamberimizin (s.a.s.) Mescid-i Aksâ (Beyt-i Makdis) konusu hakkındaki bazı hadisleri...

Peygamberimizin (s.a.s.) Mescid-i Aksâ (Beyt-i Makdis) ile ilgili hadis-i şerifleri...

MESCİD-İ AKSÂ (BEYT-İ MAKDİS) HAKKINDA HADİSLER

Berâ b. Âzib (r.a.) şöyle demiştir:

“Resûlullah Medîne’ye geldikten sonra on altı ve on yedi ay kadar Beyt-i Makdis’e doğru namaz kıldı.” (Tirmizî, Salat, 138)

***

Ebû Zerr’den (r.a.) rivayet edilmiştir:

Ben: “Yâ Resûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescit hangisidir?” dedim. O: “Mescid-i Haram’dır” buyurdular. “Sonra hangisidir?” dedim. O: “Mescid-i Aksâ’dır” buyurdular. “Bunların arasında ne kadar zaman vardır?” dedim. “Kırk sene” dedi. (Müslim, Mesâcid 1)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“(Namaz kılıp daha fazla sevap almak için) Ancak şu üç mescide yolculuk yapılabilir: Benim bu mescidime, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksâ’ya.” (Müslim, Hac, 511)

***

Zi’l-Esâbi’ Sevbân b. Yemred (r.a.) dedi ki:

“Yâ Rasûlallah! Şayet biz senden sonraya kalıp sıkıntıya düşecek olursak bizim nereye gitmemizi emredersin?” Efendimiz: “Sana Beyt-i Makdis’e gitmeni tavsiye ederim. Umulur ki Allah sana oradaki mescide gidip gelecek nesiller verir.” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 27/190, no: 16632; İbn Sa’d, VII. 296)

***

Ebû Ümâme (r.a.) Resûlallah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Ümmetimden bir topluluk daima hak üzere olacak ve düşmanlarına kesin bir şekilde üstün gelecektir. Allah’ın emri gelinceye dek şiddetli geçim sıkıntısına düşmeleri durumu hariç, muhalefet edenlerin muhalefeti onlara zarar vermeyecektir.” “Yâ Rasûlallah! Onlar nerededirler?” dediler. O: “Onlar, Beyt-i Makdis’te ve Beyt-i Makdis’in etrafındadırlar” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 36/657, no: 22320)

***

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) azatlı hizmetçisi Meymûne (r.a.): “Yâ Rasûlallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?” dedim. Allah Rasûlü: “Orası haşr ve dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin ve orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kılınan bin vakit namaz gibidir” buyurdu. Ben: “Peki oraya gidecek imkan bulamazsam ne dersiniz?” dedim. O: “Oraya aydınlanmada kullanılmak üzere zeytinyağı gönderirsin. Bunu yapan, oraya gitmiş gibi olur” buyurdu. (İbn Mâce, İkâme, 196)

***

Hz. Peygamber’in azatlı hizmetçisi Meymûne (r.a.): “Yâ Rasûlallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?” dedi. Allah Rasûlü: “Gidin ve orada namaz kılın!” diye cevap verir. Fakat o zaman orada (Bizans ile Persler arasında) savaş vardı ve bunu dikkate alan Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Şayet oraya gidemez ve orada namaz kılmazsanız, bari oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin!” buyurdu.” (Ebû Davûd, Salât 14)

***

Câbir b. Abdullah’ın (r.a.) rivayet ettiğine göre bir adam: “Yâ Rasûlallah! Ben, Allah sana fethi nasip ederse Beyt-i Makdis’te namaz kılacağım diye adakta bulundum, ne dersiniz?” dedim. O: “İşte burada kıl!” buyurdu. Adam sözünü üç defa tekrarlayınca Hz. Peygamber: “Öyleyse sen bilirsin (git adağını yerine getir)” buyurdu. (Dârimî, Nüzûr 4)

***

Şeddâd b. Evs’in (r.a.) anlattığına göre kendisi Rasûlullah’ın (s.a.s.) yanındaydı ve can çekiştirmekteydi. O (s.a.s.): “Ey Şeddâd! Neyin var?” diye sordu. O: “Bana dünya dar geldi!” dedi. O: “Hayır, dünya sana dar gelmeyecek, aksine Suriye bölgesi ve Beyt-i Makdis fethedilecek de inşallah sen ve çocukların oradakilere önderler olacaksınız.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VII. 289, no: 7162)

***

Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme (r.a.) Rasûlullah’ın (s.a.s.) buyurduğunu rivayet etti:

“Kim Beyt-i Makdis’ten umre yaparsa, bu onun önceki günahları için kefaret olur.” (İbn Mâce, Menâsik, 49)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

İsrâiloğulları’na: “(Beyt-i Makdis) kapısından secde ederek (saygı ile) giriniz ve ‘hıtta’ = ‘Hata (ettik Yâ Rabbi, affet bizi)!’ deyiniz” (Bakara, 2/58) denildi. Onlar, kalçaları üzerinde sürünerek girdiler ve bu emri değiştirerek (hıtta yerine) ‘habbetun fî şearatin’ ‘Arpadaki tane!’ dediler. (Buhârî, Tefsir, 7/4, Enbiyâ, 28)

***

Büreyde’den (r.a.) rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Beyt-i Makdis’e vardığımızda Cibril parmağıyla kayayı delerek Burak’ı oraya bağladı. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 17)

***

Enes b. Mâlik’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin evinde kıldığı namaza bir, kabile mescidinde kıldığı namaza yirmi beş, cuma namazı kılınan yerlerde kıldığına da beş yüz namaz sevabı verilir. Mescid-i Aksâ’da kıldığı namaza elli bin; benim mescidimde kıldığı namaza da elli bin; Mescid-i Haram’da kıldığı namaza ise yüz bin namaz sevabı verilir.” (İbn Mâce, İkâme, 198)

***

Abdullah b. Amr (r.a.), Hz. Peygamber’den şöyle rivayet etmiştir:

Hz. Dâvud’un oğlu Süleyman (a.s.) Beyt-i Makdis’in binasını bitirince Allah Teâlâ’dan üç dilekte bulundu:

  1. “İlâhî hükme uygun bir hüküm verme kudreti;
  2. Kendisinden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat;
  3. Namaz kılmak için Mescid-i Aksâ’ya gelen kimsenin annesinden doğduğu gün gibi günahlarından çıkması.”

Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki: “Süleyman’ın (a.s.) dilediği ilk iki şey kendisine verilmiştir. Üçüncü dileğinin de kendisine verilmiş olmasını umarım.” (İbn Mâce, İkâme, 196)

***

Râfi’ b. Amr el-Müzenî (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

“Acve hurması ve (Beyt-i Makdis’deki) kaya, cennettendir.” (İbn Mâce, Tıb, 8)

***

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Benim (cennette) Kabe ile Beyt-i Makdis arası kadar genişlikte süt gibi beyaz, yıldızlar sayısınca kapları olan bir havuzum vardır. Ve ben, kıyamet günü, peygamberler içerisinde tabiîleri en çok olan kimse olacağım.” (İbn Mâce, Zühd, 36)

***

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etti:

“Hz. Mûsâ’ya (a.s.) ölüm meleği gönderildi… O, Allah’dan cesedini mukaddes bölgeye bir taş atımı mesafeye yaklaştırmasını istedi.” Ebu Hüreyre Rasûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Şayet ben orada olsaydım, size o yoğun kırmızı topraklı bölgede yola yakın yerdeki kabrini size mutlaka gösterirdim.” (Buhârî, Ehâdisü’l-Enbiyâ, 31)

***

Huzeyfe b. el-Yemân (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Bana beyaz, uzun bir binek olan Burak getirildi. Ayağını gözün göreceği en uç noktaya koymaktaydı. Ben ve Cibrîl onun sırtında Beyt-i Makdis’e vardık ve bize semanın kapıları açıldı da ben cennet ve cehennemi gördüm.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 38/356, no: 23332)

***

Enes b. Mâlik (r.a.) Rasûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Bana merkepten büyük, katırdan küçük, beyaz, uzun bir binek olan Burak getirildi. Ayağını gözün göreceği en uç noktaya koymaktaydı. Ona bindim ve Beyt-i Makdis’e vardım. Onu önceki peygamberlerin bağlamış olduğu halkaya bağladım. Sonra mescide girip orada iki rekat namaz kılıp çıktım. Derken bana Cibrîl (a.s.) bir kap şarap ile bir kap süt getirdi. Ben sütü seçtim. Bunun üzerine Cibrîl (a.s.): “Fıtratı seçmiş oldun” dedi ve bizi semaya çıkardı.” (Müslim, Îmân, 259)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

“Rasûlullah (s.a.s.) İsrâ gecesi götürüldüğünde kendisine birinde şarap diğerinde süt olan iki bardak getirildi. Rasûlullah onlara baktı ve sütü aldı. Bunun üzerine Cibrîl (a.s.), ‘Seni fıtrata (insan tabiatına) uygun olanı almaya yönlendiren Allah’a hamdolsun. Eğer şarabı alsaydın ümmetin azgınlaşırdı.’ dedi.” (Nesâî, Eşribe, 41)

***

Abdullah b. Mesut (r.a.) şöyle demiştir:

“İsrâ olayı gerçekleştiğinde Rasûlullah’a (s.a.s.) üç şey verilmiştir:

  1. Beş vakit namaz verildi;
  2. Bakara Sûresi’nin son âyetleri verildi;
  3. Ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların büyük günahları mağfiret olundu.” (Müslim, Îmân, 279)

***

Câbir b. Abdullah’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“(İsrâ konusunda) Kureyş beni yalanlayınca Hıcr’de ayağa kalktım ve Allah Beyt-i Makdis’i gözümün önüne getirdi. Ben de ona bakarak özelliklerini Kureyş’e anlatmaya başladım.” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 41)

***

Ebu Hüreyre (r.a.) Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“(İsrâ gecesi) yürütüldüğümde ayaklarımı Beyt-i Makdis’te peygamberlerin basmış olduğu yerlere koydum. Derken bana Meryem oğlu İsa arz edildi. Bir de baktım ki o insanlar içinde en çok Urve b. Mes’ud’a benziyor. Sonra bana Mûsâ arz edildi. Gördüm ki o da Yemen’in Ezd-Şenüe kabilesindeki adamlardan bir adama benzemektedir. Ardından da bana İbrahim arz edildi. O da insanlar içinde en çok arkadaşınıza (bana) benzemektedir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XVI, 484, no: 10830)

***

Ma’kıl b. Ebî Ma’kıl el-Esedî (r.a.) şöyle demiştir:

“Rasûlullah (s.a.s.) bize büyük ve küçük abdest bozarken Ka’be’ye ve Beyt-i Makdis’e yönelmeyi yasakladı.” (Ebû Davûd, Tahâre, 4)

***

İbn Abbas (r.a.) şöyle demektedir:

“Sana gösterdiğimiz rüyayı ancak insanlar için bir sınama yaptık” (17 İsrâ 60) âyetinde sözü edilen “rüya”, Beytü’l-Makdis’e yapmış olduğu gece yolculuğunda Hz. Peygamber’e gözü ile gösterilmesidir. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 17, no: 3134)

***

Enes b. Mâlik’in (r.a.) anlattığına göre Hz. Peygamber’e (s.a.s.) İsrâ gecesi gemlenmiş ve eğerlenmiş olarak Burak getirildiğinde onun binmesine zorluk çıkardı. Bunun üzerine Cibrîl: “Muhammed’e bu yapılır mı?! Sana Allah katında ondan daha değerli kimse binmemiştir!” deyince (Burak’tan) ter boşandı. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 17, no: 3131)

***

İbn Abbas’ın (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ben bu gece götürüldüm.” “Nereye?” dediler. O: “Beyt-i Makdis’e” dedi. “Sonra sabahleyin aramıza katıldın, öyle mi?!” dediler. O: “Evet” dedi. (İbn Abbas) dedi ki: Bunun üzerine onun yalan bir iddiada bulunduğuna şaşırarak kimi el çırptı, kimi elini başına koydu. “Peki, bize oradaki mescidi anlatabilir misin?” dediler. Topluluğun içinde o beldeye gitmiş ve mescidi görmüş kimseler vardı. Rasûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: “Ben anlatmaya başlamıştım. Derken bazı yerleri karıştırdım. Tam o sırada mescid Ikâl veya Ukayl’ın evinin önüne getirildi ve ben ona bakarak orayı anlattım.” (İbn Abbas) dedi ki: Bununla birlikte bir anlatım vardı ama ben ezberlemedim. Sonunda topluluk: “Vallahi doğru anlattı!” dedi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 28, no: 2819)

***

Enes b. Mâlik (r.a.) Rasûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Beyt-i Makdis’e girdim. Peygamberler (s.a.s.) benim için burada toplandı. Cibrîl beni ileri geçirdi ve onlara imamlık yaptım. Sonra da dünya semasına yükseltildim.” (Nesâî, Salât, 1)

MESCİD-İ AKSÂ NERESİ?

Mescid-i Aksâ Neresi?

MESCİD-İ AKSA’YI KİM YAPMIŞTIR?

Mescid-i Aksa’yı Kim Yapmıştır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.