Manevî ve Maddî Başarıyı Ne Belirler: Dikkat ve Miyelin Arasında Nasıl Bir Bağ Var?

Dikkatini yöneten insan, hem beyninde hem de ruhunda nasıl bir dönüşüm yaşar; odaklanma miyelin kılıfını güçlendirirken manevi derinliği de nasıl artırır?

İnsanın hem maddi hem de manevi hayatta başarılı olabilmesinin en temel şartı, dikkatini bir noktada yoğunlaştırabilme gücüdür. Başarı, rastgele bir çabanın değil, odaklanmış bir gayretin meyvesidir. Bu yalnızca dünyalık hedefler için değil, hakikatin izini süren derin manevi yolculuklar için de geçerlidir. Bir meseleyi tüm benliğiyle düşünebilen insan, düşüncesinin derinliğinde kendi varlığını bulur. Bu derinlik ise sadece niyetle değil, biyolojik bir altyapıyla da desteklenir, insan beynindeki miyelin tabakası bunun gerçekleştiği yerdir.

Odaklanmanın Bilimsel Temeli: Miyelin Kılıfı Nasıl Güçlenir?

Beynimizdeki sinir hücrelerinin (nöronların) aksonları etrafını saran miyelin kılıf, bilgilerin daha hızlı ve verimli iletilmesini sağlar. Bu kılıf, zihinsel işleyişin ve öğrenmenin kalitesini belirleyen temel unsurlardan biridir. Daha kalın ve sağlam bir miyelin kılıf, daha güçlü sinir iletimi ve daha etkili düşünme anlamına gelir.

Peki, bu miyelin nasıl kalınlaşır? Nörobilimsel araştırmalar göstermiştir ki, aynı düşünceye, beceriye ya da hedefe odaklanan sürekli ve derin tekrarlayıcı çaba, ilgili sinir yollarının miyelinle kaplanmasını artırır. Yani bir meseleye düzenli olarak ve dikkat dağılmadan yoğunlaştıkça, beynimizde o meseleyle ilgili yollar “yol” olmaktan çıkar, “otoban” hâline gelir. Daniel Coyle, Yetenek Kodu isimli kitabında şöyle der “Miyelin, ne kadar yoğun çalışırsak o kadar gelişir. Başarı, tekrarın kalitesinde gizlidir.”

İslam Düşüncesinde Dikkat ve Himmet: Kalbin Yöneldiği Yer İnsan Olur

İslam düşüncesinde dikkat, sadece zihnin bir işlevi değil, aynı zamanda kalbî bir yöneliştir. Kalbin bir yere “himmet” etmesi, yani yönelmesi, o meselenin iç dünyada bir merkez haline gelmesini sağlar. Bu yönelişin sağlanabilmesi için de dikkat dağıtan unsurların bertaraf edilmesi gerekir. Nitekim Hz. Ali (ra) şöyle buyurur “İki şeye yönel, birincisi, sana fayda verecek olana, ikincisi, seni o faydalı şeyden alıkoyacak her şeyi terk etmeye.”

Manevi anlamda derinleşmek isteyen bir kişi için bu, hayati bir ilkedir. Kalbini dünyalık meşguliyetlerin gürültüsünden koruyamayan kişi, hakikatin fısıltısını duyamaz. Nitekim Mevlânâ da bu hakikati şöyle ifade eder “Sen her neye kulak verirsen, gönlün de ona yönelir.”

Modern Bilim ve Maneviyatın Kesişimi: Derin Odaklanma Neden Hayati?

Modern psikoloji de bu noktada İslamî bakışla kesişmektedir. Mihaly Csikszentmihalyi, “akış (flow)” kavramıyla, kişinin tamamen kendini verdiği ve zamanın dahi algılanmadığı bir odaklanma hâlinin, hem iç huzur hem de maddi başarı için temel olduğunu savunur. Bu hâl, manevi bir vecd hâline oldukça yakındır. Yine Cal Newport,, “Yüzeysel dikkat, yüzeysel başarı getirir. Derin işler derin odakla mümkündür. Derinlik ise gürültüsüzlüktür” der.

Manevi disiplinlerde “zühd”, dünyaya ait fazla şeylerden gönlü temiz tutmak anlamına gelir. Bu, modern çağın dikkat dağıtıcı bombardımanına karşı güçlü bir kalkandır. Zira dijital çağda zihin, sürekli bir meşguliyet içindedir, bildirimler, sosyal medya, çoklu görevler arka arkaya birbirini kovalar. Oysa derinleşmek, az ve öz şeyle ilgilenerek mümkündür. Bilgeliğin temel şartı da budur.

İbn Ataullah el-İskenderî’nin şu hikmetli sözü, günümüz için hâlâ tazedir “Ne zaman ki kalbin meşguliyetlerden boşalır, o zaman Rabbini tanımaya başlarsın.”

Dikkat, derinliktir, derinlik ise hikmete gebedir. İnsanın hayatındaki başarısı, odaklandığı, üzerine düşündüğü ve emek verdiği şeye göre şekillenir. Hem maddi sahada hem manevi merhalelerde yürüyenler için en temel vasıta dikkattir. Dikkatini eğitebilen kişi, hem beyninin yollarını genişletir hem de kalbinin gözünü açar.

Miyelin kalınlaşması, zihni gayretin karşılığıdır, tıpkı manevi yükselişin, kalbî teveccühün bir neticesi olduğu gibi. Müslüman olmanın ve ibadetlerle bütünleşmenin kişiye verebileceği odaklanma becerisi paha biçilmez bir ikramdır. Ruhun fizyolojik tetiklemelerle dizginlenmesi ve ulvileşmesi bilimin bir katkısı değil, sadece gönül dünyamızın bir tercümesidir.

Kaynak: Muzaffer İnanç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477

İslam ve İhsan

AKIL VE RUH SAĞLIĞIMIZ NEDEN BOZULUYOR?

Akıl ve Ruh Sağlığımız Neden Bozuluyor?

PEYGAMBER EFENDİMİZ NE ÖĞRETTİ, NASIL ÖĞRETTİ, NE HASIL ETTİ?

Peygamber Efendimiz Ne Öğretti, Nasıl Öğretti, Ne Hasıl Etti?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.