MALIN BEREKETLENMESİ İÇİN YAPILACAK ŞEY

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Hizmetteki fazîlet, kendini güçlü-kuvvetli ve sıhhatte gördüğün zaman, şükrâne olmak üzere zayıfların yükünü çekmektir.”

İBÂDETLERİN EN FAZÎLETLİLERİ

Ferdî ibadetlerin en mühimi ve en fazîletlisi “namaz”dır. İctimâî ibadetlerin en mühimi de “hizmet”tir.

Bizlere sayısız nîmetler lûtfeden Cenâb-ı Hakkʼa şükrün en güzel ifâdesi, Oʼnun lûtfettiği nîmetleri, yine Oʼnun rızâsı yolunda hizmet için sarf edebilmektir.

“Her nîmetin şükrü kendi cinsinden olur.” denilmiştir. Yani Cenâb-ı Hak bize; güç, kuvvet, kâbiliyet, servet, ilim, irfan, zaman, velhâsıl ne gibi nîmet ve imkânlar lûtfetmişse, bunlarla ihsan ve ikramda bulunmamız îcâb eder.

Dil ile yapılan “kavlî şükr”e ilâveten, Allah için, Oʼnun muhtaç kullarına yapılan bütün hizmet ve fedakârlıklar; en güzel “fiilî şükür” ifâdeleridir.

Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“…Andolsun, eğer şükrederseniz, elbette size (nîmetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir.” (İbrahim, 7)

NÎMETLERİN BEREKETLENMESİ İÇİN NE YAPMALI?

Dolayısıyla, nâil olduğu nîmetlerin devamını ve bereketlenmesini arzu eden her müʼmin, kavlî ve fiilî şükre sımsıkı sarılmalıdır. Kendisine lûtfedilen nîmetleri, onlardan mahrum bulunanlarla gönül huzuru içinde paylaşmayı en büyük saâdet bilmelidir. Aksi hâlde şükür borcu ödenmeyen nîmetlerin elden çıkacağını unutmamalıdır.

Bu hakîkati ifâde sadedinde Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur:

“Yoksul düştüğün zaman sadaka vererek, Allah ile ticaret yap. Eline nîmet geçtiği zaman çok şükret! Sakın az şükürle Allâh’ın nîmetlerini elinden kaçırma!”

İnfak ve fedakârlıkla yapılan fiilî şükrün, nîmetleri bereketlendirerek devamını temin eden bir sırr-ı ilâhî olduğunu, şu hâdise ne güzel îzah etmektedir:

Allah Teâlâ peygamberlerinden birine vahyederek:

“‒Ben, filân kulumun, ömrünün yarısını fakirlik, yarısını da zenginlikle geçirmesine hükmettim. Hangisini evvel isterse onu vereceğim. Kendisine sor, arzusunu beyân etsin.” buyurdu.

O peygamber, bu adamı çağırdı ve gelen vahyi haber verdi. Adam, sâliha bir hanım olan zevcesiyle istişâre etmek istediğini söyledi. İstişâresi üzerine de hanımı:

“–Zenginliğin evvel olmasını tercih et!” dedi.

Adam:

“‒Zenginlikten sonra fakirlik zordur. Fakirlikten sonra zenginlik ise pek tatlıdır.” dediyse de hanımı:

“–Bu hususta benim dediğime bak!” karşılığın verdi.

Adam, o peygambere gidip, evvelâ zenginliği tercih ettiğini bildirdi. Allah Teâlâ ona bütün zenginlik kapılarını açtı, büyük bir bolluk ve berekete kavuştu.

O firâsetli hanım, kocasına dedi ki:

“–Eğer bu nîmetin, ömrünün sonuna kadar devam etmesini istiyorsan Allâh’ın kullarına karşı cömert ol. Kendine bir elbise aldığın zaman, muhakkak bir fakire de elbise al…”

Adamın ömrünün ilk yarısı böyle bolluk içinde ve şükür ile geçince, Allah Teâlâ o peygamberine vahyederek:

“–Ben o kulumun ömrünün yarısını zenginlikle, yarısını da yoksullukla geçirmesini takdir etmiştim. Fakat o kulum bütün nîmetlerime şükretti. Şükür ise nîmetin ziyâdesini ve devamını gerekli kılar. O sâlih kuluma, ömrünün geri kalan kısmını da zenginlikle geçirmesini takdir ettiğimi müjdele!” buyurdu.[1]

Dipnot: [1] Bkz. Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Bakara Sûresi Tefsîri, s. 33-34.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2016 – Şubat, Sayı: 359, Sayfa: 032

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle