Mahşerde Kurtuluşa Ermenin Yolları

Çok çetin bir gün olan mahşet günü kurtuluşa, feraha erişecek olanlar, güvende, selamette olanlar kimlerdir?

Mahşer günü; bazı kimseler dizlerine, bazıları göğüslerine ve bir kısmı da boğazlarına kadar ter içinde kalacaklardır. Kızgın güneş, kafatasları içindeki beyinleri kaynatacaktır. Kimseden kimseye hiçbir yardım ve imdat olamayacaktır.

Orada, Arş-ı Âlâ’nın gölgesinden başka gölgelik de bulunmayacaktır. Gözler yuvalarından fırlamış, kâfirler perişan, münafıklar hasret-i hüsran, günahkârlar nedâmette kalacaklardır.

Yalnız;

• Ülkelerini hak ve adâletle idare eden âdil emirler,

• Gençliklerini ibâdet ve tâatle geçirenler,

• Allah rızâsı için birbirlerine karşılıklı muhabbet edenler,

• Fenalık yapabilmek imkân ve fırsatı elinde iken, Allah korkusuyla o fenalığı terk edenler,

• Allah Teâlâ’nın celâlinden korkarak ve azâb-ı ilâhîye dûçâr olmaktan kaygılanarak âkıbetlerini düşünen, hâlî ve kimsesiz yerlerde gözyaşı dökenler,

• Kalpleri mescidlerde ve bütün emelleri ibâdette olanlar,

• Fakir ve yoksullara gizli gizli iyilikte bulunanlar, Arş’ın gölgesinde ve Allah Azîmüşşân’ın himayesinde bulunacaklardır. (Buhârî, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91)

Zira;

➢ Adâlet, kerem-i libâs-ı takvâdır. Allah Teâlâ’nın yüce sıfatlarından bir sıfattır. Cenâb-ı Hak, âdildir ve kullarından âdil olanları sever.

➢ Gençlerin, Allah Teâlâ’ya ibâdetleri Allah katında daha kıymetlidir.

➢ Allah rızâsı için, karşılıklı muhabbet çok sâfiyânedir.

➢ Haram olan şeylerden sakınmak ve kaçınmak en büyük ahlâktır.

➢ Mescide ve ibâdete gönül bağlamak, ashâb-ı suffeye ittibâdır.

➢ Gizli olarak sadaka vermek mahbûb-i Hudâ’dır.

➢ Allah korkusuyla dökülen gözyaşı, günah ve mâsiyet derdine devâdır.

Elbette ve elbette bu sıfatlara mâlik olan kullar, Rabbimiz’in sevgili kullarıdır.

Rivâyete göre;

Allah -celle celâlühû-; Tûr-i Sînâ’da Hazret-i Musa -aleyhisselâm-’a hitâben şöyle buyurmuş:

“–Ey Kelîm’im!.. Ben Azîmüşşân’a hamd ü senâ eden hamd edici kullarım olmasaydı, dünya yüzüne bir katre yağmur yağdırmazdım. Bir yeşil ot ve yaprak bitirmezdim.

Yâ Musa! Lâ ilâhe illâllah kelime-i tayyibesini söyleyen diller, Ben’i seven gönüller olmasaydı; Bana isyan etmek cür’etinde bulunan dünya ehli üzerine cehennem ateşlerini musallat ederdim.

Yâ Musa! Yüzlerini yere koyarak sabahlara kadar hâl-i mezellette; «Allah!.. Allah!..» diyen âbidler olmasaydı; bir göz açıp kapayıncaya kadar Bana âsî olanlarını isyanlarını imhal etmez, o âsî kullarıma asla mühlet vermez, hattâ belki cezalarını da âhirete bırakmayarak onlardan dünya hayatlarında intikamımı alırdım.

Yâ Musa! Kıyâmet günü muhasebe olunmamak istersen, akşam ve sabah dilini zikrullah ile süsle! Zira; dillerini zikrullah ile süsleyenler ve huzûruma öyle gelenler, muâhezemden emîn ve sâlim olurlar.

Yâ Musa! Dünya ve ukbâda unutulmamayı istersen, fakirlere merhamet ve muhabbet et. Onlara karşı cömert ve eli açık ol. Çünkü, fakirler sizler için bir nimettir ve âhiret azıklarınızı onlar yüklenmişlerdir. Cömertlik ve eli açık olmak, mânevî bir elbisedir. O muhteşem kaftanı her kim eynine giyerse, kıyâmet günü cehennem katranlarına bulaşmış, cehennem elbiselerini giymekten kurtulur. Bilmiş ol ki, îmân elbisesinin kemâli, dış âlem elbisesi olan cömertlikle zâhir olmuştur. Bu iki elbiseyi giyenler, cehennem elbiselerini giymezler.”

Zikredenlerin kalpleri zikrullah ile mutmain olur, yatışır.

“…Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) âyet-i kerîmesi buna şâhid-i âdildir. Aklım başımda, vicdanım ve akl-ı selîmim yerindedir, diyen kimseye lâzım olan, sahih bir îtikad ile îtikadlanmak, ehl-i sünnet ve’l-cemaat akāidine uyarak ilmen, amelen ve ihlâsen farzları, vâcibleri ve sünnetleri tahsil etmek, böylelikle «kāl» ilmini ve «hâl» ilmini öğrenmek, Allah Teâlâ’nın rızâsına nâil olabilmek için helâl kazanmak ve helâl yemek, aile efrâdına da helâl yedirmek, kimseye yük olmamak, kimseyi incitmemek ve kırmamak, evrâd ve ezkârıyla ve sâir nâfilelerle meşgul olarak bir nefesini bile Rabbi anmadan geçirmemek, eli kârda ve gönlü yârda olmak, gözü Hak yolunda, ağzı Hak kelâmında, dili Hak zikrinde, özü Hak muhabbetinde, sözü Hak sohbetinde, kulağı Hak kelâmında bulunmak, mü’min olarak yaşamak ve mü’min olarak ölmek ve sâlihler zümresine ilhâk olunmayı niyaz eylemektir. Bütün bunların olabilmesi için de büyük din bilginlerinden, tefsir sahibi Fahruddîn-i Râzî’nin şu öğütlerine kulak vermek gerekir. Buyuruyorlar ki:

“Bir geminin, herhangi bir denizde yol alabilmesi iki şarta bağlıdır:

  • 1. Geminin delik olmaması,
  • 2. Kaptanının yıldızlardan ve pusuladan anlaması.

Tıpkı bunun gibi, bir mü’minin de gerek bu dünyada gerekse âhiret âleminde necat ve felâhı iki şey ile kāimdir:

  • 1. Sağlam gemi misali, sahih bir îtikad,
  • 2. Yıldız ve pusula misali, her biri birer hidâyet yıldızı olan ashâb-ı Rasûl -aleyhisselâm-’a ve ıtret-i Muhammediye’ye (Efendimiz’in pâk nesline) tâbî olmaktır.” (Envaru’l-Kulub, VIII, 340-343’ten tasarrufla)

Allah Teâlâ cümlemizi dînine hâdim olabilmeyi nasip eylesin. Âmîn yâ Muîn…

Çalışıp gayret eyle,
Ashâb-ı kiram gibi…
Önümüzde rehber var,
Kur’ân ve Sünnet gibi…

(Gülzâr-ı İrfan)

Kaynak: İrfan ÖZTÜRK, Yüzakı Dergisi,

İslam ve İhsan

"ALLAH (C.C) MAHŞERDE 3 KİŞİYLE KONUŞMAYACAK" HADİSİ

"Allah (c.c) Mahşerde 3 Kişiyle Konuşmayacak" Hadisi

MAHŞERDE İNSANLARA NASIL HESAP SORULACAK?

Mahşerde İnsanlara Nasıl Hesap Sorulacak?

MAHŞER GÜNÜ HESABIN ŞİDDETİ NASIL OLACAK?

Mahşer Günü Hesabın Şiddeti Nasıl Olacak?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.