Mahmûd Encîrfağnevî Hazretleri Kimdir?

Altın Silsile’nin 11’inci halkası; Mahmûd Encîrfağnevî Hazretlerinin hayatı...

Buhâra’nın üç fersah kuzeyindeki Encîrfağne köyünde doğdu. Babası Emîr Yahyâ Efendi’dir. Peygamber Efendimiz’in neslinden geldiği nakledilir.[1]

Bir müddet köyünde kaldıktan sonra Vâbkent ilçesine taşınıp orada ikâmet etti. İnşaat ustalığı yaparak geçimini temin eden Encîrfağnevî Hazretleri, Ârif Rîvgerî Hazretlerine intisâb ederek seyr u sülûkünü tamamladı ve onun halîfesi oldu. Vâbkent mescidinde yıllarca halkı irşâd etti, müridler yetiştirdi. Gâyet mütebessim ve nurlu bir sîmâsı vardı.

Ârif Rîvgerî Hazretleri son günlerinde Mahmûd Encîrfağnevî Hazretlerine cehrî zikir hususunda izin vermişti. O da vaktin muktezâsına ve tâliplerin durumuna binâen, daha çok cehrî zikre yöneldi. Buhâra’nın önde gelen âlimlerinden ve Muhammed Pârsâ’nın büyük dedesi olan Hâfızuddîn Kebîr, âlimlerin hazır bulunduğu bir mecliste Encîrfağnevî Hazretlerine, hangi niyetle cehrî zikir yaptığını sordu. O da:

“–Uyuyanlar uyansın, gâfiller kendine gelip hakîkat yoluna yönelsin, istikâmet ile şerîat ve tarîkate girsinler, bütün hayırların anahtarı ve saâdetin aslı olan hakîkî tevbeye ve Hakk’a yönelmeye rağbet etsinler diye cehrî zikir yapıyoruz.” cevâbını verdi. Hâfızuddîn bu cevâbı çok beğendi.[2]

MAHMÛD ENCÎRFAĞNEVÎ HAZRETLERİNİN VEFATI

Encîrfağnevî Hazretlerinin hicrî 685 (m. 1286) senesinde vefât ettiği tahmin edilmektedir.

MAHMÛD ENCÎRFAĞNEVÎ HAZRETLERİ KABRİ NEREDEDİR?

Kabri Buhâra’nın Vabkent ilçesinin Encirbağ köyündedir. Kabri yanında bir mescid ile su kuyusu bulunmakta ve bu suyun şifâlı olduğuna inanılmaktadır.[3]

[1] Muhammed Tâlib, Matlabu’t-Tâlibîn, vr. 19a.

[2] Reşahât, s. 86-87; Bedreddîn Sirhindî, Hazarâtü’l-Kuds, I, 96a-96b; Muîneddîn Nakşbendî, Kenzü’s-Saâde, s. 694.

[3] Nâsıruddîn Buhârî, Tuhfetü’z-Zâirîn, s. 43; Sadriddin Selim, Bahâüddin Nakşbend Yaki Yetti Pir, s. 9.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

ALTIN SİLSİLE

Altın Silsile

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.