Kur’ân’a Tâzim Neden Hakk’a Tâzim Sayılır?

Kur’ân’a gösterilen hürmet, aslında sahibine yani Allah’a gösterilen bir saygı değil midir?

Şüphesiz kelâma tâzim, Allah Teâlâ’ya tazimdir. Kişi mütekellimin yani Cenâb-ı Hakk’ın sıfat, ef’al ve celâlini düşünmeden azametini, yüceliğini anlayamaz. Yerleri, gökleri, arş ve kürsisini, bunlarda bulunan ins-ü cinni, bütün canlı varlıkları, bitkileri ve diğer eşyayı düşündüğü ve bütün bunları yaratıp rızıklarını veren ve yaratanının bir Allah olduğuna in’am ederse, fazlıyla in’am ettiğini, azamet ve celâlin en yüksek derecesini ve “bunlar cennete, bunlar da hemen cehenneme” diyecek olanın, ancak O olduğunu bildikten sonradır ki, üstünlüğünün azametini anlamış olur. İşte bunları düşünmekle mütekellimin, konuşanın, yani Hak Celle ve Âlâ’nın azametini anlar ve böylece kelâmına da en büyük hürmet ve tâzim gösterir.

AĞIR AĞIR OKUMAK KUR’ÂN’A SAYGININ BİR GÖSTERGESİ Mİ?

Allah Teâlâ hazretleri buyurur:

– “De ki: Bütün denizler Rabbinin kelimelerinin (manalarını yazmak) için mürekkep olsa hatta o kadar daha gönderilse bile, Rabbimin kelimelerinin manaları tükenmeden o deryâlar tükenirdi.” (Kehf, 109)

Diğer bir âyet-i kerîmede şöyle buyuruyor:

– “Şu Kur’an, insanların kalp gözlerini açacak bir nur, sağlam bilgi edinmek için bir hidâyet ve rahmetdir.” (Câsiye, 20)

Kur’an’ı tertil üzere ağır ağır okumak lâzımdır. Kur’an-ı Kerîm’in heyetinde tertil müstehaptır. Zira Kur’an-ı Kerîm’i okumaktan gaye düşünmektir. Bu da ancak ağır ağır okumakla mümkündür. Bunun için Ümm-ü Seleme, radıyallahu anha, Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin kıraati gibi harf harf, ağır ağır ve kelime kelime okurdu.

Kur’ân Okumanın Edebi: Ağır Ağır, Saygı ile Kalpten

İbn Abbas radıyallahu anh:

– Kur’an’dan Bakara veya Âl-i İmrân gibi bir sûreyi düşünerek ve ağır ağır okumak, süratli okuyup Kur’ân’ı hatmetmekten benim için daha verimlidir, buyurdu.

Yine buyururlar ki:

– Ağır ağır ve mânâsını düşünerek “izâ zülzilet” ile “el-Kâria”yı okumak, düşünmeden ve süratli olarak “Bakara ve Âl-i İmrân” sûrelerini okumaktan benim için daha makbuldür.

Mücahid’e “ayrı ayrı namaz kılan iki kişinin kıyamda kaldıkları müddet aynı olduğu halde, birisi Kur’an’ı baştan sonuna kadar hatmetti, diğeri de yalnız Bakara’yı okuyabildi. Bunların hangisi mükâfat alır” diye sordular.

Mücâhid de:

– “Her ikisinin sevabı birdir” diye cevap verdi. Tertil, yani ağır ağır, tane tane okumak müstehaptır. İster Kur’an’ın manâsını anlasın, isterse anlamasın. Arapçayı bilmeyenin dahi ağır okuması lâzımdır. Çünkü ağır okumakla hem Kur’ân’a saygı gösterilmiş olur ve hem de Kur’ân okuyana tesir eder.

Kur’ân okuyanlara o düşer ki: Ağzını kötü sözden ve yersiz lâflardan temiz tuta ve yalnız helâl yiye. İsraf yoluna gitmeye, sadece doyumluğunu ala. Şayet israf yolunu tutar, harama doğru kayarsa, okuduğu yüce kelâmın sahibine karşı edebini korumamış olur.

Bilhassa Kur’an okuyan kimse elbisesini de kokulamalıdır. Kezâ bedenini de... Bunu Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz de yapardı. Hatta o kadar ki, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir şeye elini değdirdiğinde yahut bir şeyin üzerine oturduğunda, uzun zaman kokusu orada kalırdı. Kur’ân okuyan kimse en güzel vazifededir. O halde bu vazife ifâ edilirken dikkatli olmak gerekir. Okumak işinde nasıl, sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz izleniyorsa, edep ve erkânda da izlenmelidir.

Ve şöyle ilâve ederdi.

– Yolumuz düşüklük ve perişanlık yolu değildir.

Hakikat yoludur. Yolumuz doğruluk ve tasdik yoludur. Yolumuz odur ki, onda daima kötülüklere karşı nefsânî duygular ölmüş ola. Bazı zorluklar görülürse ona da katlanmak duygusu, insanın özünden gele. (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri 5, Erkam Yayınları)

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 476

İslam ve İhsan

MÜMİN KUR’ÂN’I NASIL OKUMALI VE ONA NASIL HÜRMET ETMELİDİR?

Mümin Kur’ân’ı Nasıl Okumalı ve Ona Nasıl Hürmet Etmelidir?

KUR’AN-I KERİM’E KARŞI GÖREVLERİMİZ

Kur’an-ı Kerim’e Karşı Görevlerimiz

KUR’AN’A SAYGI NASIL OLUR?

Kur’an’a Saygı Nasıl Olur?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.