Kuran ve Namaz Aydınlığı

“Namaz, İslâm’ın temel direğidir; Kur’ân-ı Kerîm ise Allah’ın kelâmı ve hayat nizamıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karanlıklardan İslâm’ın güneşiyle aydınlığa çıkan Müslümanlar için en büyük aydınlanma, Kur’ân ve namazla gerçekleşmiştir.”

Aydınlık geldi miydi, karanlık yok olur…

Allâh’ın kanunudur bu… Allâh’ın kanunu değişmez…

İslâm, aydınlıktır…

Kur’ân ve namaz, aydınlanmadır…

İslâm güneşi doğar doğmaz, karanlıklardan sıyrılıp, aydınlığa yönelen nasipliler nasiplenmişlerdi. Karanlıklar aydınlanmaya, zulmetten rahmete yükselmeye başlanmıştı.

Gönüllerini batıl işgallerden arındıranlar, Yüceler Yücesi’ne salmışlardı yüreklerini. Böylece bir başka âlemin kapısını çalmışlardı.

Allah ve Rasûlü’nü gönüllerine almışlar, böylece gönül adamları olmuşlardı. Gönül hanımları, gönül çocukları, gönül gençleri olmuşlardı.

Gönüllerde yer eden bu yüce din, bütün hayatlarına yeni bir şekil vermeye başlamıştı.

Peygamberler Sultanı aydınlık ufuklara davet ediyordu insanları…

Peygamber Efendimizin (s.a.v) getirdiği meş’ale, çöp yığınıyla tutuşturulan ateşlerin aydınlığına benzemezdi. Böyle bir ateşi en hafif bir rüzgâr bile söndürürdü. Onun daveti, en sert rüzgârların etkisiyle bile asla titremeyen ve sarsılmayan bir davetti.

İslâm’a giren kimselerin sayısı başlangıçta azdı. Fakat onlar ânî heyecan sonucu değil, akıl ve düşünce sonucu Müslüman olmuşlardı. Yani onlar, ânîden parlayan herhangi bir çer-çöp alevi değil, Nûr’un kaynağından nur devşiren seçkin simâlardı.

Kuran ve Namaz Aydınlığı

İslâmiyet, ışığın karanlık içine sirayet edişi gibi, gönülleri kaplamaya başlamıştı. Şirkin inatçılığı ve müşriklerin sapıklığı arasında, İslâm’ın nûru mü’minlerin kalplerine yerleşmişti.

Fakat bu kolay olmamıştı, olmuyordu, olmayacaktı…

İnananlar, inançlarının gereklerini yerine getirmekten alıkonuluyorlardı. İslâm’ı ciddî bir şekilde öğrenmek, öğrendiklerini eksiksiz bir şekilde hayatlarına geçirmek gibi bir güzelliğin içine girmişlerdi. Ama sürekli engellerle karşılaşıyorlardı.

Mescid-i Haram’da namaz kılamıyorlardı. Namazlarına müdahale ediliyordu. Bu engelleri bahane ederek, hiçbir zaman namazdan kaçmak gibi bir hataya düşmemişlerdi. Bunun için Mekke dışına çıkıyor ve ibadetlerini gizlice yapıyorlardı.

Namaz İslâm’ın temel direği idi. Namaz Allâh’ın emriydi. Namazsız Müslüman, olgun bir Müslüman olamazdı. Namaz, kulun Rabbi ile sürekli bağlantısını sağlayan bir bağdı.

Müslümanların önüne çıkarılan engel sadece bu kadar değildi. Allah ve Rasûlü’ne gönül verenler için Kur’ân-ı Kerim okumak da bir başka hayat kaynağı idi.

Müslümanlar, müşriklerin arasında Kur’ân-ı Kerîm’i de açıkça ve yüksek sesle okuyamıyorlardı.

Kur’ân-ı Kerim, Allah kelâmıydı. Hayat nizamıydı. Bundan dolayı hem okunacak ve hem de hayat geçirilecekti. Bunun için gönderilmişti.

Bunu çok iyi bilen o seçkin insanlar, Kur’ân okuyacak bir yerler buluyorlar ve sadece ağız dolusu değil, gönül dolusu bir aşk ve şevk ile okuyorlardı.

Bütün engellemelere rağmen Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, müşriklerin arasında bile Kur’ân-ı Kerîm’i açıkça okuyor ve dinî vecibelerini açıkça yerine getiriyordu…

Bir defasında, açıkça namaz kılarken, Ebûcehil gelip sataştı. Çirkin sözler söyledi. Kaba ve haşin hareketlerle çıkıştı; “Ey Muhammed! Sana burada namaz kılmamanı ve Kur’ân okumamanı söylememiş miydim? Neden hâlâ namaz kılıp Kur’ân okuyordun burada ha?”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, edepli, nazik, ince ve kibar bir insandı. Bundan dolayı o nasipsizin sözlerine cevap vermedi. Çünkü O, İslâm’ın edebini biliyordu. Bu yüzden karşılaştığı kaba ve edepsiz muameleye aynısıyla karşılık vermemişti.

İslâm dininin bu ilk ve seçkin Müslümanları, dinlerini öğrenmek için gecelerini gündüzlerine katıyorlardı. Fakat engeller çok olduğu için, Peygamberimizin yanında açıkça toplanamıyorlardı. Erkam’ın evinde gizlice bir araya geliyorlar, orada Kur’ân talimi yapıyor, namazlarını kılıyorlardı.

Evlerde de zorluklar vardı…

İçinde Müslüman bulunan her ev, o Müslüman için bir çilehaneydi. Çünkü müşrikler, aralarında bulunan Müslüman’ı önce kınayarak ve ayıplayarak işe başlardı. Sonra bu ayıplama ve kınama, işkenceye dönüşürdü. Eğer bu Müslüman dininden dönmezse -ki bir kişi bile dönmedi- en yakın akrabası bile olsa, o zâlimler îmanında direnen o Müslüman’ı daha da ağır işkencelere maruz bırakırlardı.

Kur’ân okumasına izin vermezlerdi evde…

Namaz kılmasına asla müsaade etmezlerdi…

Îman nûru ile aydınlanmış Müslüman ise, her şeye rağmen Kur’ân ve namazdan vazgeçmezdi. Kur’ân ve namaz vazgeçilecek şeyler değildi çünkü…

Müslümanlar, eza ve işkencelerden dolayı Kur’ân-ı Kerîm’i açıkça okuyamıyorlardı. Ama Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Kur’ân-ı Kerîm’i yüksek sesle ve açıkça okuyabiliyordu. O’nun daveti ve Rabbinin risaletini tebliğ görevi, Kur’ân-ı Kerîm’i açıkça okumasını zorunlu kılıyordu çünkü.

Peygamberler Sultanı Kur’ân-ı Kerîm’i açıktan okuyor ve namazı da açıktan kılıyordu.

Aydınlık kaynağı olan Kur’ân nûruna gözlerini ve gönüllerini kapayan müşrikler, bir yandan da birbirlerinden gizli Kur’ân dinlemek için, kendilerince büyük bir riske atılıyorlardı.

Kur’ân-ı Kerim ilgilerini çekiyordu aslında. Fakat kendilerini zorlayıp, ilâhî kelâma gönüllerini tıkadıkları gibi, kulaklarını da tıkıyorlardı…

Ne denirdi ki! Bu bir nasip işiydi ve herkese de nasip olmuyordu işte…

Allah ve Rasûlü; “Kur’ân okuyun!” diye buyuruyorsa, okunacaktı. “Namaz kılın” diyorsa, kılınacaktı… Bunun bahanesi olmazdı… Yoktu da zaten.

Kur’ân ve namaz hakkında o kadar çok âyet ve hadis var ki…

Sadece okumak, yazmak veya dinlemek için değil, yaşamak için birer hayat düsturudur onlar. Kur’ân ve namaz… Karanlıkları aydınlatan iki meş’ale…

“Kur’ân okuyunuz.” buyurmuştu Peygamberimiz; “Namaz kılınız.” buyurmuştu…

-Sallâllâhu aleyhi ve sellem…-

Kaynak: Âdem SARAÇ, Yüzakı Dergisi, 9 Ağustos 2007

İslam ve İhsan

KUR’AN NASIL YAŞANIR?

Kur’an Nasıl Yaşanır?

KURAN OKUMANIN FAZİLETİ FAYDALARI VE ÖNEMİ

Kuran Okumanın Fazileti Faydaları ve Önemi

KUR’ÂN-I KERİM OKUMANIN FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Kur’ân-ı Kerim Okumanın Fazileti İle İlgili Hadisler

5 VAKİT NAMAZLA İLGİLİ AYET VE HADİSLER

5 Vakit Namazla İlgili Ayet ve Hadisler

NAMAZLA İLGİLİ AYETLER VE HADİSLER

Namazla İlgili Ayetler ve Hadisler

NAMAZIN ÖNEMİ, FAZİLETİ VE FAYDALARI

Namazın Önemi, Fazileti ve Faydaları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.