Kıyamet Gününde Peygamberimize Yakın Olmanın Yolu

Kıyamet gününde Allah Rasûlü’ne (s.a.v.) en yakın kişiler kimler olacak? İşte Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) öğütleriyle belirlenen 8 mühim yol.

Hz. Âdem’den -aleyhisselam-, îtibaren kıyâmete kadar gelecek bütün insanların bir araya toplandığını düşünün. Herkes, o zamana kadar hiç görmediği büyük bir korku, dehşet ve sıkıntı içinde… Sadece bir kişi var ki O’nun dua ve şefaati kabul ediliyor. Bütün insanlar, O kurtarıcının yanına varabilmek için bütün gücüyle gayret sarfediyor. Tıpkı deryanın ortasına düşüp boğulmak üzere olan insanın, kurtarıcıya ulaşma gayreti gibi… Bu insan, uzakta bir cankurtaranın olduğunu görüp de O’na yaklaşamasa ne büyük bir üzüntü ve pişmanlık duyar acaba! Nasıl bir korku ve dehşete kapılır!

KIYAMET GÜNÜNDE PEYGAMBERİMİZE YAKIN OLMANIN 8 YOLU

İşte kıyametteki o dehşeti, korkuyu ve pişmanlığı yaşamamak için bu dünyada bize yol gösterilmiş. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; “Şunları yaparsanız, O dehşetli günde bana en yakın insanlardan olursunuz ve selâmete erersiniz” buyurmuş. Bunların en mühimlerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. Bütün insanlar için devamlı iyilik düşünen bir kalbe sahip olmak ve Sünnet-i Seniyye üzere bir hayat sürmek.

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- buyuruyor ki: Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bana:

“–Yavrucuğum, hiç kimse için gönlünde bir kötülük taşımadan sabahlayabilir ve akşamlayabilirsen, öyle yap!” buyurdu.

Sonra da şöyle devam etti:

“–Yavrucuğum, bu benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse kesinlikle beni sevmiştir. Kim de beni severse, cennette benimle birlikte olacaktır.” (Tirmizî, İlim, 16/2678)

  1. Yetimlere bakmak.

Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir gün:

“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himâye eden, koruyup kollayan kişi ile ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.” buyurdu ve aralarını biraz açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. (Müslim, Zühd 42; Buhârî, Edeb 24; Talak 14)

İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“Kim üç yetimi yetiştirir, ihtiyaçlarını temin ederse, (o zaman zarfında) sanki gecelerini kıyâmda ibâdetle, gündüzlerini oruçla geçirmiş; sabah akşam yalın kılıç Allah yolunda cihâd etmiş gibi sevap kazanır. Cennette de ben onunla, şu iki parmak gibi kardeş oluruz!” buyurdu ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırdı. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)

Bu rivâyet, o kişinin cennette Peygamber Efendimiz ile aynı seviyede olacağını değil de O’na ne kadar yaklaşabileceğini ifade etmektedir.

  1. Dul kalan bir annenin, yetimlerini büyütüp yetiştirmek için sıkıntılara katlanması.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Ben ve yanakları kararmış kadın kıyamet günü şu ikisi gibi yan yana olacağız!” buyurup orta ve başparmağıyla işâret etmiştir.

Burada, kocası vefât ettikten sonra, hâli vakti yerinde ve cemâl sahibi olduğu hâlde, yetimlerini daha rahat büyütüp yetiştirebilmek için evlenmeyen kadınlardan bahsedilmektedir. Bu anne, kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar yavrularının ihtiyaçları ve terbiyeleriyle meşgul olur. Bu sebeple epey sıkıntı çektiği ve kendisine bakamadığı için bedenen yıpranır ve yüzü renk değiştirir. (Ebu Dâvud, Edeb, 120-121/5149)

Yine Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Ben cennetin kapısını ilk açacak olan kişiyim. Ancak benden evvel cennetin kapısına bir kadın gelir. Ben ona:

«–Ne yapıyorsun, sen kimsin?» diye sorarım. O da:

«–Ben, yetimlerini büyütmek için evinde oturan bir kadınım» der.” (Heysemî, VIII, 162)

  1. Evlâtlarımızın, bilhassa da kız çocuklarının terbiyesine ve yetiştirilmesine ehemmiyet vermek.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Evinde çocuğunun terbiyesiyle meşgul olan müslüman kadın cennette benimle beraber olacaktır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, I, 104/3002)

Yine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“Kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü onunla ben şöyle yan yana olacağız.” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr 149. Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr, 13)

  1. Çokça salevât getirmek.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenleridir.” (Tirmizî, Vitir, 21)

  1. Rasûl-i Ekrem Efendimiz’i ve yakınlarını sevmek.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in -radıyallâhu anhümâ- elinden tutup şöyle buyurmuştur:

“Kim beni, bu ikisini, bunların baba ve annelerini severse kıyâmet gününde benimle beraber olur.” (Tirmizî, Menâkıb, 20/3733)

  1. Dünya hırsına kapılarak âhireti unutmamak.

Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ- anlatıyor:

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bana şöyle buyurdu:

“‒(Cennette) bana kavuşmak istiyorsan, sana dünyadan bir yolcunun azığı kadarı kifâyet eder. Sakın zenginlerle oturup kalkma! Bir elbiseye yama vurmadan onu eskimiş addetme!” (Tirmizi, Libâs, 38/1780)

Kendinden daha zengin kimselerle oturup kalkan insan, onlardaki mala mülke özenerek sıkıntıya girer ve huzûru kaçar. Kendi üzerindeki nimetleri küçük göreceği için şükrünü hakkıyla îfâ edemez. Ancak, Efendimiz’in tavsiyesine uyarak dünyalık hususunda kendinden aşağıdakilere, din husûsunda ise üstündekilere bakarsa, hem şükür vazîfesini daha iyi îfâ edebilir, hem de dinini her geçen gün daha iyi yaşamaya başlar.

  1. Az yemek ve az konuşmak.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“‒Ey Ebû Zer! Yemeyi ve konuşmayı azalt! Böyle yaparsan cennette benimle birlikte olursun!” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, III, 770/8704)

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer -radıyallâhu anhümâ- ile birlikte Abdullah bin Mes’ûd -radıyallâhu anh-’ın yanına uğramışlardı. O namaz kılıyordu. Namazı bitirip dua etmeye başladı. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- üç defa:

“–İste! Ne istersen sana verilecek!” buyurdu. Hz. Abdullah’ın duasında şu cümleler de vardı:

“Allah’ım, senden zayıflayıp yok olmayan bir iman, tükenmeyen bir nimet ve Huld/ebediyet cennetinin en yüksek mertebesinde Nebiyy-i Ekrem’in Hz. Muhammed Mustafâ Efendimiz ile birlikte olmayı istiyorum!”

Hz. Ömer hemen Abdullah’ın yanına varıp onu müjdelemek istedi ancak Hz. Ebû Bekir’in daha önce davrandığını gördü. Ona:

“–Bu davranışın kesin olarak ispat ediyor ki sen hep hayırda en önde koşan bir insansın!” dedi. (Ahmed, I, 445)

Allah’ın Habîbi, İnsanlığın Efendisi ve Âhiretin Şefaatçisi olan Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e yakın olmak ne büyük bir nimettir! Bu lûtfa nâil olabilmek için uyanık davranarak eldeki fırsatı değerlendirmek gerekir. Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ettiği ömür nimetini zâyî eden ve Peygamber Efendimiz’in verdiği reçeteyi tatbik etmeyen kimselerin, kıyamet günü hasret ve nedâmet ateşlerinde yanacağı muhakkaktır.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyorlar:

“Akıllı, nefsine hâkim olup onu hesâba çekerek ölüm ötesi için çalışan, ahmak da nefsini hevâsına tâbî kıldığı hâlde Allâh’tan (hayır) umandır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459; İbn-i Mâce, Zühd, 31)

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

PEYGAMBERİMİZE EN YAKIN OLANLARIN ÖZELLİKLERİ

Peygamberimize En Yakın Olanların Özellikleri

PEYGAMBERİMİZE YAKIN OLMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Peygamberimize Yakın Olmak İçin Ne Yapmalıyız?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.