Tefekkür, ibret ve hikmet; açlık ve hüzün hâlinde daha kolay elde edilir. Zira mide fazla dolunca, tefekkür âdeta uyuşur, gönlün hassâsiyet ve rikkati körelir.
Üstünlüğü temin eden ibâdet mefhûmu gerek şahıs, gerek âilevî, gerek ma’şerî ve millî, bütün insan vazîfelerine şâmildir. Çünkü bunların hepsi dînimizde ibâde
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Benim ümmetimin müflisi o kimsedir ki, kıyâmet gününde namaz, oruç ve zekatla gelir, fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun m
Yaratan’ın bizden nasıl bir hayat istediğini bilmemek, İslam’ın hayatımızdaki alanını daraltıyor. Başka ölçülere göre yaşarken “Hâlâ Müslüman kaldığımızı” düşün
Mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman; “Ben onun yerinde olabilirdim, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın kendisine olan lût
İnsanları küçük görmek; sözle olabileceği gibi, çeşitli hâl ve hareketlerle, kaş-göz işaretleriyle de olabilir. Cenâb-ı Hak bunu da şu ifadeyle yasaklamıştır: “
Muamelâtta istikâmet, önce sahih ilmî kaynaklara ve sâlih âlimlere müracaat, sonra da hassas ve diri bir kalbin itmi’nânı ve onayı ile gerçekleşebilecektir. İma
Hadîs-i şerîfte iyi niyetle, ihlâs ve samimiyetle yapılan davranışların Allah Teâlâ’yı hoşnut ettiği belirtilmektedir. Cenâb-ı Hak kendi rızâsını elde etmek içi
Sohbet halkalarını gençlerle besleyip genişletmek îcâb eder. Zira gençlikle meşgul olmak, çok ehemmiyetlidir. Gençlik, en kıymetli hayat hazinesidir. O elde ike
Müʼmin, dünyaya bakış tarzını, Kurʼân ve Sünnet ölçüleriyle tanzim ettiği takdirde, ona karşı zâhid davranması, yani ondan kalben uzaklaşması, gayet tabiîdir. D