Karadeniz’de Sular Isınıyor

Karadeniz’de neler oluyor? Ukrayna ve Rusya savaşırsa ne olur? Karadeniz’in ısınan suları ve getirdiği riskler.

Korona virüs pandemisi küresel çapta dünyanın sağlığını, küresel güçlerin nüfuz mücadelesi de dünya barışını tehdit etmeye devam ediyor. Bir başka ifadeyle korona virüs gibi jeopolitik krizler de gündemden düşmüyor.

-ABD öncülüğündeki Batı ile Rusya arasındaki gerilimin nereye evrileceği meselesi şu sıralar en çok konuşulan konuların başında geliyor. Ukrayna ile Rusya arasında başlayan ama süreç içerisinde Batı-Rusya gerilimine dönüşen krizin derinleşip sıcak bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği, hatta bu sürecin 3. Dünya savaşına kadar varıp varmayacağı küresel gündemin en hararetli konusu olarak ön plana çıkmış vaziyette.

-ABD, Afganistan’daki, tarihinin en uzun savaşını sonlandıracağını açıkladı. ABD, Afganistan’dan gerçekten çekilebilecek mi? ABD işgalinin sonlanması sonrası bölgeyi nelerin beklediği sorusu gündemde cevabı aranan sorular arasında yer alıyor.

-ABD Başkanı Biden’ın İran ile yeniden uzlaşabileceği yönündeki beklentilerin ardından İsrail’in, İran hedeflerine yönelik saldırıları bir hayli artmış durumda. İsrail ile İran’ın arasında çatışma ihtimali her geçen gün daha güçleniyor.

-Türkiye ile Mısır ilişkilerinde başlayan yeni dönemin başta Doğu Akdeniz olmak üzere bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisinin ne olacağı Ortadoğu gündeminde tartışılan konular arasındaydı.

Dünya gündemi sayfalarımızda mutat olduğu üzere geçen ay boyunca dünya jeopolitiğini meşgul eden gelişmeleri ve bu gelişmelerin muhtemel yansımalarının neler olabileceğine ilişkin öngörülerimizi ve değerlendirmelerimizi paylaşmak istiyoruz.

NATO İLE RUSYA BİR KEZ DAHA KARŞI KARŞIYA

Geçen ayın en çok konuşulan belki de bundan sonraki aylarda da en çok konuşacağımız konulardan biri Karadeniz’in ısınan suları olacak. Doğu Akdeniz’de nispeten düşen tansiyon, artık Karadeniz’e taşınmış durumda. Ukrayna’nın doğusunda, merkezi hükümetle Rusya yanlısı ayrılıkçılar arasındaki gerilime, NATO ile birlikte ABD öncülüğündeki Batı’nın müdahil olmaya çalışması krizin mahiyetini, Türkiye’yi de yakından ilgilendirecek bir biçimde değiştirmiş vaziyette.

Yaşanan krize ilişkin olup biteni özetlemeye çalışalım. Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan krizin özünde aslında Ukrayna toplumunun sosyo-kültürel anlamda bölünmüşlüğü var. Batı yanlıları ile Rusya yanlıları ülkelerinin yönünün neresi olması konusunda büyük bir ayrışma içinde. 1991’de yıkılan Sovyet coğrafyası üzerinde etkisini yeniden güçlendirmek ve sürdürmek isteyen Rusya, arka bahçesi olarak gördüğü Ukrayna’daki bu siyasi bölünmüşlüğü fırsata dönüştürmek istiyor. Bu doğrultuda Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçılara sağladığı siyasi ve askeri destek konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Kiev yönetimi de Rusya’nın bu yaklaşımını, “Ukrayna’yı parçalamaya çalışmakla” tanımlıyor.

Tarihi kökleri de olan krizin son dönemde tırmanışa geçtiği tarih ise 2014. Ukrayna’da Batı’nın desteğiyle Moskova yanlısı yönetimin devrilmesi, ardından Rusya’nın devreye girmesi ve Ukrayna’ya ait Kırım’ı ilhak edilmesi ile sonuçlanan olaylar silsilesinden bu yana iki ülke arasında gerilim devam ediyor.

Bugün Ukrayna ordusu ile Rus yanlısı ayrılıkçılar arasında çatışmaların yaşandığı Donbass, Rusya kökenlilerin çoğunlukta olduğu bir bölge. Siyasal nedenlerle Rusya ile müttefikliğin her anlamda devam ettirilmesinden yana olan bölge halkı, 2014’deki olaylar sonrası Lugansk ve Donetsk’de tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Taraflar arasında o tarihten bu yana yaşanan düşük yoğunluklu savaşta binlerce insan hayatı kaybetti. Yapılan ateşkes anlaşmaları da sürekli bozuldu.

Rusya’nın, Ukrayna sınırına 100 bin dolayında asker yığması sonrası Kiev yönetimi, Kırım’ın ilhakının ardından Donbass bölgesinin de Ukrayna’dan koparılmaya çalışıldığını, Rusya’nın bu bölgede “Yeni Rusya” adıyla yeni bir yapılanma kurmaya çalıştığını ileri sürüyor.

UKRAYNA KRİZİNDE TÜRKİYE’NİN DURUŞU

Ukrayna-Rusya arasındaki krizde Türkiye denge politikasını sürdürmeye çalışıyor. Bir taraftan Ukrayna ve Rusya’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini belirtiyor diğer taraftan Rusya’nın Kırım’ı ilhakını bir işgal olarak tanımlıyor.

Ukrayna ile askeri ve ekonomik anlaşmalar imzalayan Türkiye yapılan işbirliğinin üçüncü ülkelere karşı olmadığını belirtiyor. İki ülke arasındaki krizin diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtiyor.

Ukrayna ile Rusya belki daha doğru ifadeyle NATO ile Rusya arasındaki gerilimin daha da tırmanması halinde Türkiye’nin bu denge politikasını daha ne kadar sürdürebileceği meselesi önemli bir soru olarak ön plana çıkıyor. Ruslar, Suriye’de başlarına bela olan, Karabağ Savaşı’nda ise savaşın seyrini değiştiren Türk SİHA’larının, Ukrayna’ya satılmasından duydukları rahatsızlıklarını gizlemiyorlar. Hatta Rusya’nın, Türkiye’ye 1 Haziran’a kadar uygulanacak havayolu kısıtlaması, artan korona virüs vakalarıyla izah edilse de karar Türkiye-Ukrayna yakınlaşmasına verilmiş siyasi bir cevap olarak da görülüyor. Rusların bu türden başka siyasi cevaplarının gelebileceği de öngörülüyor. Mesela Moskova yönetiminin, Türkiye ile görüş ayrılığı yaşadığı Suriye ve Libya’da da Türkiye’yi rahatsız edecek benzer bir takım siyasi adımlar atabileceği dillendirilse de bu adımların Türkiye-Rusya ilişkilerini tamamen koparmaya yönelik adımlar olmayacağı öngörülüyor. Rusya, bir anlamda soğuk savaş halinde olduğu Batı’ya karşı, yine başta ABD olmak üzere Batı dünyası ile sorunlar yaşayan Türkiye’yi kaybetmek istemeyecektir.

Rusya’nın jeopolitik yayılmacılığının önüne geçmeye çalışan, Biden dönemi ile birlikte de Rusya’ya karşı daha agresif bir politika izlemeye başlayan ancak bu noktada yeterli etki ortaya koyamayan ABD’nin, Suriye’de, Libya’da Rusya’yı dengeleyebilen, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip Türkiye ile ilişkilerde nasıl bir politika izlemeye tercih edeceği önemli. ABD, NATO-Rusya krizinde Türkiye’nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu gördü. ABD’nin Türkiye ile yeni bir sayfa açmayı tercih edeceği yönünde bir beklenti var. ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Türk-ABD ilişkilerinin daha iyi olacağını söylüyor. Bunu test etmenin en yakın tarihi ise bu satırlar yazılırken daha henüz gerçekleşmemiş olan 24 Nisan’daki Sözde Ermeni Soykırımı’nı tanımaya yönelik yasa tasarısı karşısındaki Biden’ın tutumu olacak.

Velhasıl, Karadeniz’in ısınan suları hemen herkes için birçok riskleri barındırıyor. Bu risklerden etkilenecek ülkeler arasında Türkiye de var. Karadeniz’i bir Rus denizi haline getiren Rusya’nın yayılmacılığından Türkiye de rahatsız. ABD’nin, Karadeniz’in ısınan sularını Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmayı sonlandırmak, hatta Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek için kullanabileceği hiç de uzak ihtimal değil. Yani krizin derinleşmesi Türkiye’nin denge politikasını zorlayabilecek potansiyele sahip.

Sonuç olarak, Karadeniz’de tansiyon bir hayli yüksek. Ancak her şeye rağmen NATO ile Rusya arasındaki itiş kalkışın daha uzun süre devam edeceği öngörülse de bunun sıcak bir çatışmaya dönüşmesine pek ihtimal verilmediğini belirtelim.

ABD İSTİHBARATININ 2040 ÖNGÖRÜSÜ VE TÜRKİYE

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Eğilimler 2040” raporu açıklandı. 1997’den bu yana dört yılda bir hazırlanan ve bu yıl yedincisi yayımlanan raporda, gelecek 20 yıllık süreçte ABD başta olmak üzere dünyayı etkileyebilecek küresel stratejik gelişmelerle ilgili tahminler yere veriliyor.

-Raporda Türkiye ile alakalı tespitler de bulunuyor. Mesela, “Bazı ülkelerde milliyetçiliğin güç kazandığı, bazılarında dışlayıcı milliyetçilik kavramlarının öne çıktığı” belirtiliyor ve bu ülkeleri sıralarken Türkiye de dâhil ediliyor.

-Yine raporda bazı hükümetlerin dini ve etnik temaları, dış politika hedefleri için yabancı halkların desteğini almak için kullandığı ileri sürülüyor. Ancak raporda bu belirtilirken ABD yönetimi içindeki Neo-conların dini argümanlarla ABD dış politikasını şekillendirmeleri görmezden geliniyor.

-Raporda artık bölgesel rekabetlerin arttığına yer verilirken, İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bu yarışa katıldığı belirtiliyor ve iki kutuplu yapıdan çok kutuplu dünya düzenine geçilirken bölgede oluşan boşluğu bu ülkelerin doldurmaya çalıştığına değiniliyor.

- Rapor, iklim değişikliği ve su kaynakları üzerindeki rekabetten en fazla gelişmekte olan ülkelerin zarar göreceğini öngörüyor. Etiyopya’nın Nahda Barajı meselesinde olduğu gibi, su kaynaklı krizlerin önümüzdeki 20 yıl boyunca daha fazla huzursuzluğa neden olacağı tahmin ediyor.

-Uluslararası toplum, devletler ve halklar arasındaki mücadelenin gelecek dönemde öne çıkacağı belirtilen raporda, jeopolitik yarışın Çin ve ABD arasındaki mücadele çevresinde şekillenebileceği belirtilirken, iki ülke ordusu arasında büyük bir savaş çıkma ihtimalinin “çok düşük olduğu” tahminine yer veriliyor.

UKRAYNA UMUDUNU BATI’YA BAĞLADI AMA…

Kiev yönetimi bu yöndeki endişelerini bertaraf etmek için umudunu Batı’ya bağlamış durumda. Çünkü Ukrayna ordusunun Rusya ile baş edebilme ihtimali tabiri caizse sıfır. Kiev, topraklarını korumak için çözümü bir an önce NATO üyesi olmakta görüyor. Bu hedef doğrultusunda girişimde bulunsa da şimdiye kadar sonuç alabilmiş değil. Rusya ise Ukrayna’nın NATO’ya girmesini kendisi için tehdit olarak görüyor.

Ukrayna, 2014’ten bu yana NATO’ya dâhil olmak için çaba gösteriyor ama “Rusya’nın saldırganlığı karşısında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yana olduklarını” açıklayan, “şayet Rusya saldırırsa karşısında karşılık vereceklerini söyleyen” NATO’nun hami ülkesi ABD’nin, muhtemel bir Rus saldırısı karşısında ne kadar Kiev yönetiminin yanında duracağı oldukça şüpheli…

Avrupa ülkelerinin de bu konuda kafaları karışık. Farklı sebeplerle Rusya’yı karşılarını almayı pek göze alamıyorlar. 2008’de Gürcistan’a, 2014’te Ukrayna’ya destek olamayan NATO’nun bugün de Ukrayna’ya destek olamayacağı beklentisi bir hayli fazla. ABD’nin önce Karadeniz’e iki askeri gemi yollamayı planlayıp, son anda vazgeçmesi, Washington’un Moskova’dan çekinmesi olarak okundu birçok analizde.

ORTADOĞU GÜNDEMİNDEN YANSIYANLAR

“İsrail’in Radyasyon Yüklü Mesajları” ve Türkiye-Mısır Yakınlaşması

-Ortadoğu gündemine yansıyan gelişmelere bakıldığında, bir kaç mesele dikkat çekiyor. Onlardan biri, iki husumetli ülke İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi yönündeki girişimler. Tahran ile Riyad arasında bir yakınlaşma olabileceği konuşulurken, İran ile İsrail arasındaki gerilim ise tırmanıyor. İran’ı yakından takip eden gazeteciler, 1979’dan bu yana İran-İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, riskli, karmaşık ve öngörülmesi zor olan bir sürece girdiğini, küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimali oluşabileceğinden bahsediyorlar.

-ABD Başkanı Biden’ın İran ile yeniden masaya oturabileceği yönündeki beklentilerin ortaya çıkmasından bu yana İsrail’in, İran hedeflerine yönelik saldırılarında bir artış gözlemleniyor. İsrail’in, İran gemilerine yönelik başlattığı saldırılara şimdiler de İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları da eklemiş durumda.

-Arap medyasına yansıyan değerlendirmelere göre İsrail’in, İran’ın stratejik Natanz nükleer santraline saldırısı “radyasyonu yüklü” birçok mesaj taşıyor. Bu mesajlardan biri ABD’deki Biden yönetimine yönelik ve ‘Tahran’la yakınlaşmalarını bozmak için her türlü silahı kullanacaklarını’ ihtiva ediyor. Mesajın bir diğeri de İran’a yönelik; “nükleer programının emniyette olduğunu zannetmemeleri ve İsrail’in yakın takibinde olduğu” şeklinde. Arap medyasına yansıyan değerlendirmelere göre bir diğer mesaj ise, İsrail’in bölgedeki müttefiklerine yönelik. Bu mesajda, “Washington’un Trump’ın İran’la ilgili daha önceki vaatlerinden vazgeçmesi durumunda endişe etmeyin, İsrail gibi güvenli ve sırtınızı dayayabileceğiniz bir müttefikiniz vardır” gibi bir garanti var.

-Türkiye-Mısır arasında sıcak rüzgârların esiyor olması Ortadoğu gündeminin bir diğer önemli başlığı olarak dikkat çekiyor. Mısır’ın daveti üzerine Mayıs ayı başında bakan yardımcıları düzeyinde bir heyet Mısır’a gidiyor. Türkiye-Mısır yakınlaşmasının gerek Doğu Akdeniz gerekse Libya’da oldukça önemli yansımaları olacak. Geçen ay gerek Libya heyetinin Türkiye çıkartması ve gerekse Türkiye-Mısır yakınlaşmasına ilişkin gelişmeler Yunanistan’ı bir hayli telaşlandırmış bulunuyor.

ABD’NİN 20 YILLIK İŞGALİ BİTERKEN

ABD Başkanı Joe Biden, 11 Eylül saldırılarının 20. Yıldönümüne kadar yani 11 Eylül 2021’e kadar Afganistan’daki tüm birliklerini çekeceklerini açıkladı. Biden, Amerika’nın en uzun savaşını sona erdirmenin zamanı geldi dedi ama bu bir savaş değil bir işgaldi. Biden yönetimi işgali sona erdirmeyi “barışçıl adım” olarak lanse etse de ABD’nin 20 yıllık işgali geride siyasi, toplumsal ve ekonomik anlamda harabeye döndürülmüş bir ülke bıraktı. Yaklaşık 2 trilyon dolara mal olan bu işgal boyunca on binlerce masum insan katledildi. ABD ve şürekâsının katlettiği sivil sayısı 43 binden fazla. Hayatını kaybeden toplam insan sayısı ise 100 binden fazla.

ABD’nin Afganistan işgali en çok çocukları etkiledi. 2018 yılında ABD desteğindeki Afgan Hava Kuvvetleri’ne ait uçak, Daşti Arçi ilçesindeki bir medreseyi hafızlık töreni sırasında bombalamış, bu sırada, medresede hafızlık icazet törenine katılan ve yaşları 10-12 arasında değişen çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık 100’ün üzerinde sivil hayatını kaybetmişti.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 423

ABD VE RUSYA SURİYE'DE NE İSTİYOR?

Abd ve Rusya Suriye'de Ne İstiyor?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.