Kadının Kendi Evinde Sesli Kıraatle Namaz Kılması Caiz midir?

Kadının kendi evinde sesli kıraatle namaz kılması caiz midir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Namaza dair hükümlerde kadınla erkek arasında büyük bir farklılık yoktur. Sadece genel hatlarıyla kadının tesettürüne daha uygun olan bazı namaz duruşları kadınlar için tercih edilmiştir. Mesela kadın, otururken erkekler gibi sağ ayağını dikmeden; daha mütevazı, kendisini daha fazla örtecek şekilde oturur. Secdeye giderken de yine vücut hatlarını birbirine yaklaştırarak, daha kapalı bir şekilde secde yapar.

Erkekler ise Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tarif ettiği gibi secde ederler. Hadiste, “Rasûlullah (s.a.v.) secdeye vardığında öyle açılırdı ki, sırtı ile yere arasında küçük bir kuzu geçebilirdi” buyurulmuştur (Ebû Dâvûd, Salât 143). Yani O’nun secdesi ihtişamlı ve açıktı. Zira secde mahalleri, kıyamet günü bizim namaz kıldığımıza şahitlik edecektir (Müslim, İman 259).

Bu sebeple erkekler, rükû ve secdeleriyle namazı daha görünür bir şekilde eda ederler. Ne kadar geniş bir alan kaplanırsa, o kadar çok yer ve mekân kişiye şahitlik etmiş olur.

Hanım kardeşlerimize gelince; Efendimiz (s.a.v.) onlar için daha gizli, daha örtülü ve tesettüre uygun bir namaz duruşu tavsiye etmiştir. Nitekim “Kadınların en faziletli namazı, evlerinin en gizli ve en korunmuş yerinde kıldıkları namazdır” buyurulmuştur (Ebû Dâvûd, Salât 52; Tirmizî, Salât 116).

Hele ki eskiden perde imkânlarının sınırlı olduğu dönemlerde, kadınların dışarıdan görünmeyen iç odalarda namaz kılmaları faziletli görülmüştür. Buna binaen, kadının sesi de gerektiğinde avret sayıldığından dolayı, yanında yabancı erkekler bulunduğunda —gece namazı dâhil, akşam, yatsı veya sabah namazı da olsa— kıraatini gizli yapması uygun olandır. Zaten erkekler de yalnız kıldıklarında kıraati gizli yapabilirler.

Sadece imam, cemaatle kılınan gece namazlarında kıraati açıktan (cehri) okumak durumundadır. Kadınlar ise imam olmayacakları için kıraatlerini kendi duyabilecekleri bir ses tonuyla yaparlar. Dolayısıyla etrafta namahremlerin duyacağı bir sesle okumaları söz konusu olmaz.

Ancak yalnızken, kimsenin olmadığı bir yerde gece namazlarını, akşamı, yatsıyı veya sabahı kıldıklarında kıraatlerini sesli okumalarında bir sakınca yoktur. Erkeklerin gece namazında aşikâr okuyabilmeleri gibi, kadınlar da yalnız olduklarında kıraatlerini aşikâr okuyabilirler. Fakat eğer namahrem birinin duyması ihtimali varsa, o zaman seslerini kısarak sadece kendilerinin işiteceği şekilde namaz kılmaları daha doğru ve yerinde olur.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.