İstihâre ve İstişârenin Önemi

Kararları nasıl almalı? Nasıl tercihte bulunmalı? Kararsızlık hâlinde ne yapmalı? İstihare duası nedir? İstihare nasıl yapılır? İstişare nedir? İstihare ve istişarenin önemi...

Hayat, alınan kararlar ve yapılan tercihlerle istikamet bulur. Yanlış kararlar ve hatalı tercihler, zararla neticelenirken, doğru ve isabetli kararlar insanı huzur ve selâmete çıkarır. 

  • Kararları nasıl almalı? 
  • Nasıl tercihte bulunmalı?
  • Kararsızlık hâlinde ne yapmalı? 

Peygamber Efendimiz; böyle durumlarda Allah’tan yardım istememizi telkin ederek, bize istihâre namazı ve duâsını öğretmiş. 

Câbir bin Abdullah -radıyallâhu anh- diyor ki:

“Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bize Kur’ân’dan bir sûre öğretir gibi istihâreyi öğretirdi…”1 

İstihâre «hayrı talep etmek» demektir. «İyi ve güzel olanı istemek» anlamına gelir. Peygamberimiz’in istihâreye büyük ehemmiyet verdiğini görüyoruz. 

Çünkü istihâre, kulun Allah ile alâkasını her dâim sürdürmesidir. 

Bir işe başlayacağız; hakkımızda hayırlı olmasını Cenâb-ı Allâh’a arz ediyoruz. Bu yönde talepte bulunuyoruz, duâ ediyoruz. 

Tereddüt ettiğimiz, hakkımızda hayır mı şer mi bilemediğimiz, dînimiz ve âhiretimiz için yararımıza mı zararımıza mı, dünyalığımız için, geçimimiz için başlamaya çalıştığımız şey iyi mi olacak kötü mü olacak, diye merak ettiğimiz durumlarda Cenâb-ı Hakk’a ilticâ ediyoruz. 

Biz istikbâli bilemeyiz. Bazen hayır zannediyorsunuz sonu şer çıkıyor, bazen şer zannediyorsunuz sonu hayır çıkıyor. 

İstihâre ile; geçmişi, geleceği ve her şeyi aynı derecede bilen Cenâb-ı Allâh’ın kudretine ve ilmine sığınıyoruz. 

HANGİ MEVZULARDA?

Tereddüde düştüğümüz her hususta istihâre yapabiliriz. Lâkin burada şuna dikkat etmeliyiz:

  • Üzerimize farz olan, vâcib olan vazifelerimiz… 
  • Bize haram olan, yasak olan işler… 

Bunlar hakkında istihâre yapılmaz. Çünkü zaten vazife yapılmalıdır, yasaktan kaçınmalıdır. 

«–Öğle namazını kılayım mı?» diye istihâre olmaz, çünkü bu farzdır.

«–Kredi çekeyim mi?» diye istihâre olmaz. Çünkü bu haramdır. 

Bunlarda tereddüde mahal yoktur ki, istihâre yapılsın. 

Adam işsiz, güçsüz geziyor. İş teklif ediyorlar; 

«–Dur istihâre yapayım.» diyor. O kişinin bir an önce; kendisinin, ailesinin nafakasını çıkaracağı bir işe girmesi lâzım. Fakat iki iş teklifi almış, tercihte bulunamıyor. Orada istihâre yapabilir. 

«–Hangi alanda ilerleyeyim?» diye tereddüt ediyor, istihâre yapabilir. 

Bu husus şu noktadan önemli: İstihâre, bir fiilin hükmünü değiştirmez. Meselâ; evlenmek sünnettir, hattâ bazı durumlarda vâcib olur. Kişi evlenip evlenmemek istihâresi yapmamalıdır, ama; 

«–Teklif edilen filân hanım mı olsun yoksa filân hanıma mı karar vereyim?» o hususta istihâre uygun olur. 

NASIL UYGULANIR?

Önce iki rekât namaz kılıyoruz. Kerâhat vakti olmayan bir vakitte bunu kılabiliriz. İlk rekâtında Kâfirûn, ikinci rekâtında İhlâs Sûresi’ni okuyabiliriz.

Namazın ardından istihâre duâsını okuyoruz:

Duânın meâli:

“Allâh’ım! Sen’den, ilminle hakkımda hayırlı olanı bana bildirmeni, kudretinle bana güç vermeni istiyorum. Sen’in büyük fazl u kereminden ihsân etmeni istiyorum. Sen’in her şeye gücün yeter, ben ise âcizim; Sen her şeyi bilensin, ben ise bilmem; çünkü Sen bütün gizli şeyleri en iyi bilensin. 

Allâh’ım! Yapmayı düşündüğüm bu iş; benim dînim, hayatım, dünyam ve âhiretim bakımından / şimdi veya daha sonrası için / hakkımda hayırlı olacaksa, bunu bana takdir eyle, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle!

Eğer bu iş; benim dînim, yaşayışım, dünyam ve âhiretim bakımından / şimdi veya daha sonrası için / kötü ise onu benden, beni ondan uzaklaştır. Hayır, nerede ise onu bana takdir et ve onunla beni hoşnut eyle!”2 

Sünnet olan istihâre namazı ve duâsı burada bitiyor. Lâkin yaygın uygulamada; bunu yatmadan önce yapıp, Cenâb-ı Hakk’ın istihârenin neticesini, rüyada göstermesini beklemek şeklinde anlayışlar var. Yine tabir bakımından, beyaz veya yeşil görürse, o işin hayırlı olduğunu, siyah veya kırmızı gibi renkler görürse, hayırlı olmadığını düşünmek gibi yaklaşımlar var.

Hattâ, mânevî hisleri kuvvetli bazı insanların bu noktada kendilerinden rica eden kişiler için istihâreye yatması gibi uygulamalar da var. 

Bunlar namaz ve duâdan sonrasına eklenmiş, sünnetin parçası olmayan uygulamalardır. 

Peki, istihârenin neticesini nasıl anlayacağız?

Tıpkı duânın içinde geçtiği gibi, içimizde doğan his ile anlayacağız.

İçimizde o işe karşı kuvvetli bir istek oluşursa, işler kolaylaşıp sürat kazanırsa; o işin hayırlı olduğunu, duânın kabul olduğunu düşüneceğiz. 

İçimizde o işe karşı soğukluk meydana gelirse, olacak gibi görünen işler iptal olur, şartlar değişmeye başlarsa; yine duânın uzaklaştırmak yönünde kabul olduğunu anlayacağız. 

Burada bu hissi alabilmek; kulun, Cenâb-ı Hak ile irtibatıyla da alâkalıdır diyebiliriz. Tabiri câizse; alıcıları yüksek kullar, bu neticeyi daha serî alabilir. Bir kerede anlayabilir. Değilse, istihâreyi yedi kere tekrarlamak tavsiye edilmiştir.

Burada Peygamber Efendimiz’in bir hadîs-i şerîfini zikredebiliriz:

Abdullah bin Abbas -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır:

Bir gün Allah Rasûlü -sallâl­lâhu aleyhi ve sellem-’in terkisinde bulunuyordum. Bana;

“–Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim.” dedi ve şöyle buyurdu:

“–Allâh’ın tâlimatlarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun… 

Allâh’ın (rızâsını) her işte önde tutarsan, Allâh’ı önünde bulursun… 

Bolluk içindeyken (emirlerine bağlı kalmakla) Allâh’ı tanı ki, O da darlığa düşünce (kurtarmak sûretiyle) seni tanısın…

Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste! Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile!..”3 

Yani kulun Cenâb-ı Allah ile alışverişi o kadar açık olacak ki, istihâreden sonra kısa sürede neticeyi alabilsin. Ama eğer gafil olursa; yani istihâreyi hayatında bir kez denerse, alıcılar paslı olabilir, tutukluk yapabilir. Ama yılmamak lâzım. Bir defa, iki defa… yedi defa tekrar etmek lâzım. 

Bir hususta netice olmadı diye; 

“–Ben istihârede bir netice tahsil edemiyorum.” diye geri durmamalı. Başka bir meselede yine istihâre yapmalı. Dolayısıyla istihâresiz vakit geçirmemeli. 

Şunu da hesapta tutmak gerekiyor: 

İstihâre, istişâreye mâni değil. 

İSTİŞÂRE

İstihâremizi de yapacağız, istişâremizi de yapacağız. İstişâre neticesinde bakacaksınız ki bir tarafa doğru gönlünüz kaymaya başlamış. Veya can attığınız konuyla ilgili artık içinizde bir isteksizlik uyanmış. İşte aradığınız sinyal budur. 

İstişâre; danışmak, fikir almak, meşveret etmektir.

Kur’ân-ı Kerim; vahye mazhar olan Peygamberimiz’e dahî, sahâbe-i kiramla istişâre etmeyi emrediyor, böylece bize örnek oluyor.4 Yine Rabbimiz, mü’minleri; 

“Onların işleri aralarında meşveret iledir.” diyerek methediyor.5 

Rivâyet edilmiş:

Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-, oğluna nasihat ederken şöyle der:

‘‘Yavrucuğum! Ehil bir kimse ile istişâre etmeden kesinlikle bir iş hakkında karar verme! Şayet böyle yaparsan üzülmezsin.’6 

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, istişârenin bir hikmetini de şöyle bildirmiş:

“Bir mevzuda gönül ehli ve aziz insanlara danışıp istişâre etmenin faydalarından biri de şudur ki: 

  • Eğer işin sonunda kararın doğru çıktığı anlaşılırsa enâniyete kapılmaktan kurtulursun. 
  • Şayet kararın doğru olmadığı anlaşılırsa, kusur ve noksanlığını anlar, yine enâniyete düşmezsin.”7

İstişâre yapılacak kişiler, hangi vasıflara sahip olmalıdır? 

İnsan her önüne gelenle de istişâre yapmamalıdır. 

Meselelere âhiret endeksli bakabilen, senin dünyanı ve dünyalık kazancını değil, âhiret kazancını düşünen insanlarla istişâre etmek lâzım. Seni hakikaten seven insanlarla istişâre etmek lâzım. 

Hepimizin hayatında; kendisine danışacağımız mânevî büyükler, hayırlı ağabeyler, Allah katında hatırlı dostlar olmalı. Onların bir sözü; kilitleri açar, şerleri defeder, hayırları celbeder. 

Modern hayatta da bu zarûrî ihtiyacı görmek için; hayat koçu, mentor gibi rehberler, psikolojik danışmanlıklar îcat ediliyor. Fakat o kişilerin mânevî hâli nicedir? Dünyamıza mı odaklanıyorlar, âhiretimize mi? Bunlar çok mühim. 

Yazımızı iki büyük halîfenin, kimlerle istişâre edilip, kimlerle edilmeyeceği noktasındaki tavsiyeleriyle bitirelim:

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- buyurur:

‘‘…İşlerin hususunda, Allah’tan korkan kimselerle istişâre et!’’8 

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-, îkaz buyurur:

“Sakın şu üç kişiyi istişâre meclisinize sokmayın:

  • Cimriyi,
  • Korkağı,
  • İhtiraslı kişiyi…

Çünkü;

  • Cimri, sizi sıkıntı ve darlığa düşme ihtimaliyle korkutup iyilikten vazgeçirmek ister.
  • Korkak, büyük işlere karşı azminizi gevşetir.
  • Muhteris; âhireti unutturup da sizi dünyaya karşı ihtiraslı yaşamaya heveslendirir, nihayet kendisini de sizi de zulme dûçâr eder.”9

Cenâb-ı Hak, bize dünyada da âhirette de hayırlar nasîb eylesin. Hayırlı kimselerle buluştursun. Hayırsızlardan ve şerlerden muhafaza buyursun… Âmîn… 

Dipnotlar:

Buhârî, Teheccüd, 28.

Buhârî, Teheccüd, 28; Deavât, 48 [6382]; Tevhîd, 10 [7390].

Ahmed, I, 307; Hâkim, VI, 2259; Tirmizî, Kıyâmet, 59/2516.

Bkz. Âl-i İmrân, 159. 

Bkz. eş-Şûrâ, 38. Ayr. bkz. el-Bakara, 233.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, X, 110.

Muhammed Pârsâ, Muhammed Bahâüddîn Hazretleri’nin Sohbetleri, (trc. Necdet TOSUN), s. 49.

İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 147. Benzeri Câfer-i Sâdık Hazretleri’nden de rivâyet edilmiştir.

Muhyiddîn Seydî Çelebi, Buhârî’de Yönetim Esasları, İstanbul 2000, s. 47.

Kaynak: Dr. Ahmet Hamdi YILDIRIM, 4 Ocak 2025, Yüzakı Dergisi

İslam ve İhsan

İSTİHARE NEDİR? | İSTİHAREYE NASIL YATILIR?

İstihare Nedir? | İstihareye Nasıl Yatılır?

İSTİHARE NAMAZI VE DUASI

İstihare Namazı ve Duası

İSTİHARE DUASI NASIL YAPILIR?

İstihare Duası Nasıl Yapılır?

İSTİHARE VE İSTİŞARE HAKKINDA AYET VE HADİSLER

İstihare ve İstişare Hakkında Ayet ve Hadisler

İSTİHARE DUASI ARAPÇA TÜRKÇE OKUNUŞU VE ANLAMI | İSTİHARE DUASI NASIL YAPILIR?

İstihare Duası Arapça Türkçe Okunuşu ve Anlamı | İstihare Duası Nasıl Yapılır?

İSTİŞARE NEDİR VE NASIL YAPILIR?

İstişare Nedir ve Nasıl Yapılır?

İSTİŞARE EDİLECEK KİŞİNİN ÖZELLİKLERİ

İstişare Edilecek Kişinin Özellikleri

KİMLERLE İSTİŞÂRE EDİLİR?

Kimlerle İstişâre Edilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.