İslam’da Kölelik ve İnsan Hakları: Tarihsel Gerçekler ve Modern İddialar
İslam'da kölelik var mı? Köleliğin tarihsel kökeni, İslam'ın köleliği tasfiye süreci, azat etme yolları ve modern sömürü düzenine yönelik eleştiriler üzerine kapsamlı bir fıkhî ve tarihsel analiz.
Hazırlayan: Dr. Mehmet Büyükmutu
Kölelik; İslam öncesi dönemlerden itibaren farklı coğrafya, kültür ve hukuk düzenlerinde varlığını sürdürmüş çok yönlü bir toplumsal olgudur.
KÖLELİĞİN TARİHSEL ARKA PLANI VE İSLAM ÖNCESİ UYGULAMALAR
Eski Mısır, Yakındoğu, Roma ve Eski Yunan toplumlarında kölelik kurumunun varlığı bilinmekte; aynı şekilde Yahudilik ve Hristiyanlık geleneklerinde de bu kuruma dair çeşitli bilgiler nakledilmektedir. (eş-Şinkitî, 1995, 32; Aydın - Hamîdullah, 2002, 26/237)
Arap Toplumunda Kölelik Kurumu
İslam öncesi Arap toplumunda da kölelik yaygın bir uygulama olup köle olan kadın ve erkekler çoğu zaman “mâlî değeri olan bir eşya” gibi değerlendirilmiştir. Kölelik o dönem toplumunda iktisadî ve sosyal yönü olan köklü bir kurumdur. Bu tarihsel çerçeve, köleliğin İslam ile birlikte ortaya çıkan bir kurum olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle köleliğin, diğer toplum ve hukuk sistemlerinde varlığı devam ederken, İslam tarafından bir anda tamamen feshedilmesi dönemin şartlarında mümkün görülmemiştir. Zira böyle radikal bir yaklaşımın ciddi toplumsal, iktisâdî ve hukûkî krizler doğurabileceği ifade edilmektedir. (İbn Berrecân, 2013, 2/177; Wâfî, 1961, 207)
İslam’da Kölelik Hakkındaki Zıt İddialar ve Gerçekler
“İslam'da kölelik” konusu ile alakalı birbirine zıt iki temel iddia bulunmaktadır. Bunlardan ilki İslâm'ın köleliği tamamen yasakladığı; diğeri ise İslâm'ın köleliğe karşı önlem almayıp köleleştirmenin önünü açtığı şeklindeki görüştür. Her iki yaklaşım da yeterli delil temelinden yoksundur.
İlk iddia, batılı bazı müsteşriklerin İslâm'ın köle edinmeye, savaş dâhil hiçbir durumda cevaz vermediği tezine dayanır. Bu iddiaya göre kölelik, Risalet’in ilk yıllarında mubah iken sonraki yıllarda neshedilerek tamamen yasaklanmıştır. Bu görüşün delili olarak “Kafirlerle savaşıp onlara üstün geldiğinizde onları esir alın. Savaş sona erince onları ya karşılıksız olarak ya da fidye alarak salıverin.” (Muhammed, 47/4) ayeti öne sürülmektedir. Bu yaklaşımın öncüleri arasında Kur'âniyyûn hareketinin kurucusu Sir Seyyid Ahmet Hân’ın temsilcilerinden Çerağ Ali gibi isimler bulunmaktadır. (el-Osmânî, 2007, 1/178)
İslâm'ın köleleştirmenin önünü açtığı şeklindeki diğer iddia ise aşağıda detaylı olarak üzerinden durulacak husustur.
İSLAM'IN ÖZGÜRLEŞTİRME STRATEJİSİ: VİCDANİ VE HUKUKİ SÜREÇ
İslâm köleliği toplumsal zeminde bir çerçeveye oturtmuş; onların haklarını koruyan düzenlemelerin yanı sıra onları hürleştirmek adına iki boyutlu bir süreç izlemiştir.
İnsani Muamele ve Manevi-Vicdani Dönüşüm
Bu sürecin ilki manevi-vicdani aşamadır. Bu aşamada insan izzetine yapılan vurgu, kölelere gösterilmesi gereken hassasiyet, insani muamele ve eşitlik prensibi şeklinde kendini göstermiştir. Nitekim birçok ayet ve hadiste “insanların aynı atadan yaratıldığı, birbirlerinin kardeşi olduğu ve kölelerin sahiplerinin elinde haklarına riayet edilmesi gereken birer emanet olduğu” vurgulanmıştır.
Kur’an-ı kerimde ana-baba, akraba, komşu ve yetimlere iyi davranılması emredilirken kölelere de aynı şekilde iyi muamele edilmesi (Nisâ, 4/36) istenmiş; insanlar uhrevî bir hesaba tabi tutulacakları konusunda ikaz edilmiştir. (Nuhbe min Kibâri’l-Ulemâ, 2011, 14/143-144) Hz. Peygamber’den (s.a.v.) nakledilen hadiste maliklerin kölelerine “kölem (abdî) ve cariyem (emetî)” yerine, “delikanlım veya genç kızım”; kölelerin de sahiplerine “rabbim (rabbî-rabbetî)” yerine “efendim/hanımefendim” şeklinde hitap etmeleri tavsiye edilmiştir. (el-Osmânî, 2007, 1/186-187) Bu yaklaşım köleliğin hakir görülen bir statü değil, zamanla tasfiye edilmesi hedeflenen bir durum olarak değerlendirildiğinin en önemli karinesidir.
Hukuki Düzenlemeler: Köle Azat Etmeyi Teşvik Eden Mekanizmalar
Kölelerin azat edilmesiyle alakalı sürecin ikinci kısmı ise hayatın olağan akışına uygun hukûkî düzenlemelerdir. Köle edinme yollarının sınırlandırılmasıyla eş zamanlı olarak İslâm, mevcut kölelerin özgürlüğe kavuşturulmasını teşvik eden mekanizmalar geliştirmiştir. Bu bağlamda zekâtın sarf yerleri arasına kölelerin dahil edilmesi (Tevbe, 9/60); zıhâr, oruç ve yemin kefaretlerinde köle azadının şart koşulması veya ölüm diyeti gibi düzenlemelerle kölelerin hürriyetine kavuşmaları amaçlanmıştır.
Bunun yanı sıra mükâtebe akdi (kölenin belirli bir bedel karşılığında azat olması), müdebber (efendisinin ölümünden sonra kölenin azat olması) ve ümm-ü veled (efendisinden çocuk sahibi olan cariyenin efendisinin ölümü sonrası azat olması) gibi kurumlar da özgürleşmeyi mümkün kılan hukuki yollar arasında yer almıştır. (el-Gürânî, 2008, 5/173; Deniz, 2025, 1854-1855; el-Ensârî, 2005; el-Mâverdî, 2008, 1/518, 2/98)
Cariyelerin Hukuki Statüsü ve Aile Hakları
Ayrıca köle ve cariyelerin hukukî statüsünde de birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede evlilik hükümleri, sorumluluklar ve günlük muameleler açıkça düzenlenerek hem hukûkî hem de ahlâkî bir dönüşüm hedeflenmiştir. Nitekim Kur’an; köleye karşı ihsan, insaf ve adaleti öğütleyerek kurumu içeriden dönüştürmeyi amaçlamaktadır. (el-Kurtubî, 2003, 5/189-191)
Ayrıca cariyelerle evlenme durumunda mehir ödenmesi ve çocuk sahibi olunduğunda doğan haklar da bu çerçevede güvence altına alınmıştır. (İbn Berrecân, 2013, 2/28)
İBADET VE HÜKÜMLERDE TEDRİCÎLİK İLKESİ
Köleliğin Bir Anda Yasaklanmamasının Hikmetleri
Şeriatın temel gayesi insanın izzetini korumak ve onu kölelik zilletinden kurtararak özgürlüğüne kavuşturmaktır. Ancak bu hedefin tek bir emirle değil, şeriatın hikmet ve maksatlarına uygun olarak tedricî bir yöntemle gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. (es-Suyûtî, 1996, 1/99; el-Gürânî, 2008, 5/173)
Bu yöntem toplumun yeni düzenlemeleri benimsemesi, toplumsal dengenin gözetilmesi ve uygulanabilirliğini kolaylaştırması açısından kritik bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. (İbn Berrecân, 2013, 2/176)
İçki Yasağı Örneği ve Toplumsal Değişim Yönetimi
Tedrîcilik ilkesi yalnızca kölelik meselesinde değil, başka bazı hükümlerde de kendini göstermiştir. Söz gelimi içki yasağı bir anda değil, farklı aşamalardan geçen bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Önce içkinin zararları belirtilmiş (Bakara, 2/219), ardından sarhoşken namaz kılınması yasaklanmış (Nisâ, 4-43) ve nihayetinde tamamen uzak durulması emredilmiştir (Mâide, 5-90-91).
Zekeriyyâ el-Ensari toplumun zihnen hazır hale gelebilmesi için içki ticaretine dair yasağın, içkinin kendisinin yasaklanmasından önce geldiğine dikkat çekmektedir. (el-Ensârî, 2005, 2/171)
Kölelik meselesi de benzer bir tedricî yaklaşımla ele alınmış; azadın teşvik edilmesi, kefaretler ve mükâtebe gibi hukuki yollarla kademeli olarak uygulanmıştır. (İbn Berrecân, 2013, 2/176; el-Osmânî, 2007, 1/175) Dönemin ekonomik ve sosyal yapısında köleliğin tuttuğu yer, müessesenin bir anda kaldırılmasının doğurabileceği kaotik sonuçlar nedeniyle bu hikmetli yolun tercih edilmesini sağlamıştır. (Deniz, 2025, 1850)
SAVAŞ ESİRLİĞİ VE KÖLELEŞTİRME YOLLARININ SINIRLANDIRILMASI
Mütekabiliyet Esası: Savaş Esirliği Meselesi
Nihai tabloda İslam köle edinmenin tek yolu olarak yalnızca savaş esirliğini bırakmıştır. Bunu da “savaşın Müslüman ile gayrimüslim devlet arasında resmî bir harp ilanına bağlı olması” şartına bağlayarak keyfî uygulamaların önüne geçmiştir. (Şefîk, 2013, 48; eş-Şinkitî, 1995, 32)
İslâm -yukarıda zikredilen- vicdânî ve hukûkî düzenleme süreçleriyle köleleştirme sebeplerini sınırlandırmış; cebir yoluyla insanları kaçırma, çocukların satılması, borç veya suç sebebiyle köleleştirme gibi köle edinme yollarını iptal etmiştir. Oysa zikri geçen maddeler, İslam dışındaki sistemlerde köleliğin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. (eş-Şinkitî, 1995, 34)
Buna ek olarak savaş esirliği yoluyla köle edinme, Müslüman esirlere karşılık mütekâbiliyet esasına dayalı stratejik bir askeri hamledir. Bu durum, düşmanın esir alma stratejisine karşı bir denge unsuru ve zafiyetten kaçınma yoludur.
KLASİK KÖLELİKTEN MODERN SÖMÜRÜ DÜZENİNE
Tüm bu değerlendirmeler ışığında İslam'ın köleliği inşa eden değil, aksine insanı hürriyetine kavuşturmak için adımlar atan ve toplumsal adaleti tesis etmeye çalışan bir sistem olduğu anlaşılmakta; İslam’da kölelik salt bir mülkiyet ilişkisi olarak görülmemektedir (Wâfî, 1961, 212)
Kitap ve Sünnet’te köle azadı teşviki, “köleliğin kalıcı bir toplumsal statü değil, sonlandırılması gereken bir durum” olduğunu teyit eder. (el-Gürânî, 2008, 5/173) İslam, doğrudan bir haram hükmüyle doğabilecek kaotik yapı yerine; toplumsal mutabakat, zekât ve kefaret gibi mekanizmalarla bu kurumu ahlâkî ve hukûkî sınırlara tabi kılarak kendiliğinden tedavülden kalkmasını hedeflemiştir. (er-Râzî, 2009, 5/262; el-Kurtubî, 2003, 5/120-124)
Ayrıca köleliğin tek bir hükümle haram kılınmaması onun meşru veya ideal bir kurum olarak kabul edildiği anlamına da gelmemektedir.
Tarihsel Gerçekler Işığında İslam’a Yöneltilen Mesnetsiz İthamlar
Köleliğin İslam ile başladığı veya onun tarafından teşvik edildiği yönündeki algı, tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığı gibi İslam’ı hedef alan mesnetsiz bir ithamdan ibarettir. Aksine İslam; en temel haklardan en ayrıntılı toplumsal meselelere kadar her alanda hakkaniyet ve adalet eksenli düzenlemeler öngörmüş, mahlukata ihsanla muameleyi emrederek zulmü kesin bir dille yasaklamıştır.
Uluslararası alanda köleliğin tarifini yapan ilk belge 1926’da imzalanan Kölelik Sözleşmesidir. Yürürlükten kaldırılıncaya kadar klasik anlamda kölelik olgusunu kişisel bir statü olarak devam ettiren ilk resmî gelişme 20. Yüzyılda olmuştur. Bu sözleşmeye kadar uluslararası düzlemde kölelik, tanımı yapılan ve üzerinde mülkiyet hakkı tesis edilen şekilde ele alınmaktaydı. (Duymaz, 2013, 72) Ancak günümüzde kölelik, klasik anlamdaki kölelik şeklinde değil, özelikle Avrupa ve Batı merkezli yaklaşımlarda bir “sömürü aracı” olarak devam ettirilmektedir.
Batı Merkezli Modern Kölelik Tezahürleri
Tarihsel süreçte kölelik denildiğinde “mali değeri olan bir emtia” anlaşılırken modern köleliğin ancak tezahürlerini zikretmek ve yöntemlerinden bahsederek çerçevesi çizilebilmektedir. Bu eksende modern köleliğin tezahürleri arasında organ ticareti, seks ticareti, ev köleliği, zorla çalıştırılma, borç esareti ve çocukların silahlı çatışmada kullanılması gibi durumlar zikredilmektedir. (Duymaz, 2013, 82; Kudret - Mente, 2022, 1012-1014)
Klasik kölelik ve modern sömürge ekseninde değerlendirme yapmak ve İslâm'ın köleliği yasaklamadığı ve tasvip ettiği yönündeki iddiaları bu minvalde ele almak gerekmektedir.
Batı’nın Sömürge Geçmişi ve "İnsan Hayvanat Bahçeleri"
Batı’nın insan hakları karnesi ve kölelik sistemini sömürü düzenini şeklinde devam ettiriyor olması hasebiyle çok iç açıcı görünmemektedir. Afrika’yı sömürgeleştirerek insanları nesneleştiren ve “insan hayvanat bahçeleri” (human exhibitions) gibi uygulamalarla insan onurunu ayaklar altına alan, kadını metalaştırıp çocukları istismar eden çarpık Batı zihniyetinin bugün modernitenin, özgürlüğün ve demokrasinin kalesi (!) gibi lanse edilirken buna mukabil İslam’ın kölelikle iltisaklı gösterilmesi, derin bir suçluluk psikolojisinin güçlü bir tezahürüdür.
Belge ve dokümanların açıkça ortaya koyduğu üzere Batı, köleliği kâğıt üzerinde yasaklamış olsa dahi, günümüze uzanan süreçte Sanayi Devrimi saikleriyle “kendinden olmayanı” sömürme ve modern kölelik biçimleriyle haklarından mahrum bırakma zihniyetinden vazgeçmemiştir.
İSLAM’IN ÖZGÜRLÜK VİZYONU: İNSAN ONURUNU ESAS ALAN ADALET SİSTEMİ
Sonuç olarak; modern köleliğin (sömürge) ilk ayırt edici özelliği kişi üzerindeki mülkiyet hakkının hukuken kaldırılmış olması, fiilen devam eden mülkiyet ilişkisinin ise zayıflayarak sömürü ilişkisi halini almış olmasıdır. İkinci ayırt edici özelliği ise klasik köleliğin kaynakları ve yolları arasında borç, köle doğmak, esaret, suç gibi unsurlar bulunmaktayken modern köleliğin kaynakları daha kompozit ve subjektiftir.
Daha açık ifadeyle insan sömürüsüne dayanan her ilişki, sömürülen kişinin güçsüzlüğü, çaresizliği veya savunmasızlığı sonucu ortaya çıktığından modern köleliğin ana kaynağı, kişinin özgürlüğünden ve karşı koyma gücünden fiilen mahrum kaldığı durumlar şeklinde ifade edilmektedir. (Duymaz, 2013, 73)
İdeolojik İthamlar ve Batı’nın İnsan Hakları Karnesi
Batı zihniyetinin ve modern kölelik motivasyonunun insanları ırk, dil, ırk, servet ve coğrafya üzerinden kategorize eden dışlayıcı pratikleri göz önüne alındığında, İslam’ın kölelikle ilişkilendirilmesi herhangi bir etik, ilkesel veya ilmî değer taşımayan ideolojik bir ithamdan öteye geçememektedir.
Bu doğrultuda resmiyette bireyi “maddi değeri olan bir mal” olarak tanımlamasa da onu organ, seks ve insan ticareti gibi alanlarda birer emtiaya dönüştüren veya “ucuz iş gücü” parantezinde sömüren Amerika, Avrupa ve Batı merkezli küresel hegemonya; İslam’ın köle-hür ayrımı gözetmeksizin sunduğu hakkaniyetli yaklaşımın oldukça gerisindedir.
Bu bağlamda; köleliği hukuken tasfiye edip fiilen diller ve renkler üzerinden modern bir kast sistemi inşa eden seküler anlayışın aksine İslam, köleliği yalnızca savaş stratejisi bağlamında mütekabiliyet esasına dayandırmıştır. Getirilen hukûkî ve vicdânî düzenlemelerle bu süreci sınırlandıran İslâmî yaklaşım, insan onurunu merkeze alarak toplumsal ve siyasi sürdürülebilirliği fıtrata uygun bir zeminde tesis etmeyi amaçlamaktadır.
Kaynakça:
- Aydın, Mehmet Âkif - Hamîdullah, Muhammed. “Köle”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 26/237-246. Ankara: TDV Yayınları, 2002.
- Deniz, Abdülbaki. “Fıkıh Literatüründe Kölelik Olgusu: Ontolojik Sapmadan Paradoksal Epistemolojiye”. Turkish Studies: Comparative Religious Studies XX/4 (2025), 1847-1866.
- Duymaz, Erkan. “Avrupa Konseyi Hukukunda Kölelik, Kulluk ve Zorla Çalıştırma Yasakları Üzerine Bir İnceleme”. Legal Hukuk Dergisi 11/123 (Mart 2013), 67-105.
- Ensârî, Zekeriyâ b. Muhammed b. Ahmed b. Zekeriyâ. Minhatü’l-bârî bi şerhi Sahîhi’l-Buhârî (Tuhfetü’l-bârî). Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 2005.
- Gürânî, Molla Ahmed b. İsmâîl b. Osmân b. Muhammed. el-Kevseru’l-cârî ilâ riyâzi ehâdîsi’l-Buhârî. Beyrut: İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî, 2008.
- İbn Berrecân, Abdüsselâm b. Abdurrahmân b. Muhammed. Tefsîru İbn Berrecân (Tefhîmü’l-efhâm). Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2013.
- Kudret, Hüseyin Ali - Mente, Semra Nubihar. “Köleliğin Kılıf Değiştirmiş Hali: Modern Kölelik”. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 4/2 (Aralık 2022), 993-1066. https://doi.org/10.47136/asbuhfd.1100909
- Kurtubî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed el-Ensârî. el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân. Riyâd: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 2003.
- Mâverdî, Ebü’l-Hasen Ali b. Muhammed el-Basrî. en-Nüket ve’l-’uyûn (Tefsîru’l-Mâverdî). Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2008.
- Nuhbe min Kibâri’l-Ulemâ. Mevsû’atü beyâni’l-İslâm: er-red ale’l-iftirâât ve’ş-şübühât. nşr. Dalya Muhammed İbrâhîm. 24 Cilt. Kâhire: Dâru Nehdati Mısr, 2011.
- Osmânî, Muhammed Takiyyüddîn. Tekmiletü Fethi’l-mülhim bi şerhi Sahîhi’l-İmâmi Müslim. Dımaşk: Dâru’l-Kalem, 2007.
- Râzî, Fahreddîn Ömer b. Muhammed. Mefâtîhu’l-gayb (et-Tefsîru’l-kebîr). Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2009.
- Suyûtî, Celâleddîn Abdurrahmân b. Ebîbekr. ed-Dîbâc alâ Sahîhi Müslim b. el-Haccâc. Huber: Dâru İbn Affân, 1996.
- Şefîk, Ahmed. er-Rikku fi’l-İslâm. Mısır: Müessesetü Hindâvî, 2013.
- Şinkitî, Muhammed el-Emîn. Nizâmü’r-rikk fi’l-İslâm. Medine: Mektebetü’l-Evs, 1995.
- Wâfî, Ali Abdülvâhid. “İslâmiyete Göre Kölelik”. çev. Kemal Işık. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 9/1-4 (Haziran 1961), 207-212.


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!