İslam Kaynaklarına (Tefsir ve Hadislere) Yahudi ve Hristiyan Kültüründen Giren Tahrif Edilmiş Bilgiler (İsrâiliyyât) İnancımızı Nasıl Etkiliyor?
İslam kaynaklarına (tefsir ve hadislere) Yahudi ve Hristiyan kültüründen giren tahrif edilmiş bilgiler (isrâiliyyât) inancımızı nasıl etkiliyor?
Hazırlayan: Doç. Dr. Yasin Güzeldal
İslam literatüründe “İsrâiliyyât”, daha çok Yahudi ve Hristiyan, kısmen de diğer kültürlerden tefsir, hadis ve tarih kitaplarımıza giren rivayetleri ifade eder. Bir “kültür etkileşimi” olarak görülen bu durum, tarihsel boşlukları doldurmakla kalmayarak zamanla İslam’ın temel inanç esaslarını, peygamber tasavvurunu ve Allah inancını olumsuz manada etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.
Kur’an’ın Asıl Mesajını Gölgeleyen Sebepler
Kur’an-ı Kerim, kıssaları anlatırken yer, zaman ve isim gibi ayrıntılara girmek yerine ibret ve öğüt vermeye odaklanır. Ancak insan fıtratındaki merak ve boşlukları doldurma arzusu, bazı Müslüman alimleri ve özellikle müfessirleri İslam dışı kaynaklara ve özellikle de Ehl-i Kitâb (Hristiyan ve Yahudi) kaynaklarına yöneltmiştir. Konuyla ilgili geçmiş ulema arasında bu rivayetlere nasıl yaklaşılması gerektiğine dair farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Bu rivayetlere kesin olarak karşı çıkanların yanı sıra konuya belli şartlarda yine bazı Kur’an ayetleri ve hadisler örneği üzerinden giderek daha esnek bakanlar da olmuştur. (Birışık, 2001; Hatiboğlu, 2001) Ancak sonuçta Hz. İbrahim’in kestiği kuşların türü, Ashâb-ı Kehf’in köpeğinin rengi, Hz. Nuh’un gemisinin kaç katlı olduğu veya Hz. Musa’nın asasının hangi ağaçtan olduğu gibi dinin özünde bulunmayan ve Müslümanlara da hiçbir faydası olmayan ayrıntılar tefsirlere girmiştir. (er-Râzî, 1990, 6/böl. III/97) Bu durum, Müslüman zihninin Kur’an’ın asıl hedefi olan hidayet ve ibret mesajından koparıp bilgi kirliliği sayılacak ayrıntılarda boğulmasına ve Kur’an’ın vermek istediği mesajın gölgelenmesine neden olmuştur.
Peygamber Algısını Zayıflatıyor
Bu tür bazı rivayetler de Peygamberlerin “ismet” (günahsızlık) sıfatına aykırı hikayeler barındırır. Örneğin, Hz. Davud’un komutanının hanımını ile evlenmek için entrika çevirdiği, Hz. Süleyman’ın putperestliğe meylettiği veya Hz. Eyyûb’un hastalığından dolayı kurtlanıp insanları tiksindirdiği gibi anlatılar, Peygamberlerin “örnek şahsiyet” olma vasfını yerle bir etmektedir. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) vahiy esnasında Şeytan'ın müdahale etmeye çalıştığı “Garânik” olayı olarak bilinen mevzu da Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ismetine aykırı olarak diğer kaynaklardan yapılan bir başka rivayet örneği şeklinde değerlendirilmiştir. Zira, bir Allah elçisi hakkında böyle masalsı ve yakışıksız bir durumun düşünülmesi, aklen ve naklen mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür anlatılar, halkın zihnindeki Peygamber algısını zayıflatabilmektedir.
İsrâiliyâtın Yol Açtığı En Büyük Tehlikelerden Biri
İsrâiliyâtın yol açtığı en büyük tehlikelerden biri, halkın ve hatta bazı ilim talebelerinin tefsirlerde gördükleri her senetli rivayeti “sahih” sanmasıdır. Bu durum ne yazık ki zamanla hurafelerin din haline gelmesi gibi boyutlara ulaşmıştır. Nitekim “dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde durduğu” veya “Nuh tufanında suların devlerin dizine gelmesi” gibi mitolojik anlatılar, İslam’ın dışarıdan bakıldığında asılsız, mesnetsiz rivayetlerle dolu bir “hurafeler dini” gibi gösterilmesine neden olmaktadır.(ez- Zehebî 2002, 188)Böylece dinin akıl ve mantık zemini zorlanarak hurafelere kapı aralanmaktadır
Bunun bir sebebi de İsrâiliyyât rivayet eden Ka’bü’l-Ahbâr ve Vehb b. Münebbih gibi isimlerden gelen rivayetlerin, olduğundan fazla büyütülmesi ve her söylediklerinin doğru kabul edilmesidir. (Aydemir, 1979, 67-70) Bu durum, sahih İslam kaynakları ile muharref eski kitapların bilgilerinin birbirine karışmasına ve sahih İslami bilginin bu yığın arasında kaybolmasına neden olmuştur. (İbn Haldûn, 2009, 2/787) Bu husus klasik ve modern dönem tefsirlerinde de eleştirilmiştir. (Kaya, 2018, 201-215) Burada belki bir başka hususa dikkat çekmek gerekir. O da son birkaç asırdır İslam dünyasının batı karşısında birçok alanda geri kalmışlık psikolojisinin yarattığı bir refleksle, Müslümanların haklı olarak Yahudi- Hristiyan kaynaklardan gelen rivayetlere karşı daha çok hassas oldukları gerçeğidir. Zira önceki alimler hâkim bir medeniyet olarak yaşadıkları dönemlerde bu tür rivayetlere karşı pek hassas davranmamış ve hatta bunları bir sorun olarak görmemiş olabilirler.
Netice itibarı ile İsrâiliyâtın İslam inancına girmesinin, peygamberlik müessesesini zedelemek, dini hurafelerle karıştırmak gibi ciddi teolojik sorunlara yol açtığı görülmektedir. Bu nedenle inancı korumak adına benimsenmesi gereken temel duruş Kur’an’ın ruhuna, sahih sünnete ve akl-ı selime aykırı İsrâiliyyât rivayetlerinin inanç dünyasından titizlikle ayıklanmasıdır.
KAYNAKÇA
- Aydemir, Abdullah. Tefsirde İsrâiliyyât. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1979.
- Birışık, Abdulhamit. “İsrâiliyat (Tefsir)”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 23/199-202. İstanbul: TDV Yayınları, 2001. İbn Haldûn. Mukaddime. ed. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2009.
- Hatiboğlu, İbrahim. “İsrâiliyât”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 23/195-199. İstanbul: TDV Yayınları, 2001.
- İbn Haldûn. 2009. Mukaddime. Ed. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları. Erişim: 10 Şubat 2026.
- Kaya, Mesut. Çağdaş Tefsirlerde İsrailiyat Eleştirisi. Ankara: İSAM Yayınları, 2018.
- er-Râzî, Fahreddîn. 1990. Tefsir-i Kebir Mefâtîhu’l-Gayb. Ankara: Akçağ Yayınları.
- ez-Zehebî, Muhammed Hüseyin. 2002. “Tefsir ve Hadiste İsrâiliyyât”. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi II, 1:155-189.







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!