İnsanların Şahitlik Ettiği Bir Müslüman Olmak
Abdullah Sert Hocaefendi, kalp pusulasının yönünü, Müslüman kimliğinin gerekliliklerini ve insanların müminliğe şahitlik etmesinin önemini anlatıyor.
Kalp pusulasının Allah’a yönelmesi, Müslüman ahlakıyla yaşamak ve insanların “Bu bir mümindir” diyebileceği bir hayat sürmenin önemi anlatılıyor.
MÜSLÜMAN KİMLİĞİNİN BEDELİ VE ŞAHİTLİĞİ
Kalp pusulamızı nereye gösteriyor demiştim. Yani kalp pusulamız hep Kâbe’ye doğru mu? Daha doğrusu Kâbe’nin temsil ettiği tevhide, Allah’a, kulluğa doğru mu? Yoksa kalp pusulamız nefsin isteklerine doğru mu kendini gösteriyor diye arz etmiştim. Onun için kalbimizin nereye doğru aktığına daima dikkat etmek durumundayız. Böyle zamanlarda avuçlarımızı kalbimizin üzerine koyup zahiren içerideki sesi dinlemeliyiz. Bu kalp neresi için atıyor? Yani Allah için mi? Derdi ümmetin hayrı için mi? Bir başkasının derdi için mi? Yoksa tamamen nefsin fısıltılarına kulak vermiş, o tarafa doğru mu akıyor?
Onun için hakikaten insan kendisine sahip olmaya, kendisine kısmen malik olmaya, tabii cüz’î bir malikiyettir bu, malik olmaya; iradesine sahip olmaya, iradesini yönlendirmeye gayret etmeli. Değerli kardeşlerim, görüntümüz inşallah dışarıya verdiğimiz fotoğraf bir Müslüman fotoğrafı olsun. Kıymetli kardeşlerimiz bizi öyle tanısınlar, öyle bilsinler. “Ya bu Müslümandır.” desinler. Hani bir yere gidiyorsunuz, işte simalarımıza bakıyorlar; hangi milletten olduğumuzu söylüyorlar. “Bu Türkiye’den.” diyorlar. “Bu Endonezya’dan.” diyorlar. Zahiri ve simalarımızın verdiği bir aidiyet var. Ama esas aidiyetimiz, yüzümüze bakıldığı zaman “Ya bu bir Müslüman yüzü mü, yoksa başka bir yüz mü?” O önemli.
Hakikaten Rabbimize niyaz edelim: “Ya Rabbi, beni insanların gözünde bir Müslüman insan olarak göster ya Rabbi.” diye. Ama bunun bedeli var tabii. Yani bunun bir bedeli var. Müslüman olarak görünmek için elinizin böyle olması lazım, malınızın böyle olması lazım, yürüyüşünüzün ona göre olması lazım, ahlakınızın ona göre olması lazım, değil mi?
“Ve ibâdü’r-Rahmân” işte, Rahmân olan Allah’ın kulları yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Ha, sizi o yürüyüşte görüyorsa, “Ya bu bir Müslüman yürüyüşüdür.” Yüzünüze baktığı zaman “Bu bir Müslüman simasıdır.” Ama Allah muhafaza, yürüyüşünüzde bir kibir, gurur varsa, yok der; “Ya bu evet, bir Müslüman coğrafyada ama bu Müslüman mı değil mi belli değildir.”
Onun için en önemli dualarımızdan birisi: “Ya Rabbi, bizi kendi katında Müslüman bir kul eyle. İnsanların katında da beni Müslüman olarak bilsinler. Benim Müslümanlığıma şahitlik etsin insanlar. Başka tarafıma şahitlik etmesinler.” Yani onun da bedelini ödememiz gerekiyor.
Tabii onun için birisi görüp, “Ya bu Müslümandır, bu cami cemaatindendir.” deyince elhamdülillah demeliyiz. Elhamdülillah demeliyiz ama tefahurla değil, yine tevazuyla elhamdülillah demeliyiz. “Ya Rabbi, sen beni insanların gözünde bir cami cemaati insan olarak gösteriyorsun.” diye ondan mutlu olmalıyız. Bundan sineceğimiz, ezileceğimiz, ondan sonra böyle başka türlü bir algı içinde olacağımız bir hâl değil.
Hakkımızdaki Müslümanlık şehadeti bizim için en büyük şehadettir. Yani başka bir şehadete ihtiyacımız yok. Ama onu hani usulen musallaya geldiğimiz zaman insanlar isteksiz söylemesin. Hayattayken söylesin. “Biz bunun Müslümanlığına, müminliğine şahitlik ederiz.” diye. Artık musallaya gelince herkes, tanıyan tanımayan, “Ederiz.” deyip bir şey söylüyor. Önemli olan hayattayken bu şehadeti hak eden insan olmak.
“Bu bir Müslümandır. İslam’ın güzelliklerini yaşayan bir insandır. Zulmetmez, haksızlık yapmaz, dedikodu yapmaz, haram yemez, iftira atmaz, tecessüs etmez, gıybet etmez. Böyle bir Müslüman tanıyorum ben.”
Bu bizim için Allah katında da önemli bir şahitliktir. Kıymetli kardeşlerim, böyle bir şehadeti hak ediyorsak hayatı güzel yaşamışız demektir. Ahirete de o zaman ak yüzle gideriz ve ahirette de “sîmâhum fî vücûhihim min eseri’s-sücûd” hakikati bizde tecelli eder. Secde eserinden dolayı onların yüzlerinde bir nur parlar.
MÜCRİMLERİN SİMALARINDAN TANINACAĞI GÜN
Allah muhafaza, öbür türlü bir hayat yaşarsa insan, o zaman da yine ayette buyurulduğu gibi... Allah rahmet eylesin, Mahmut Sami Efendi bu ayet-i kerimeyi birçok sohbetinde okurdu. O gün mücrimler, günahkârlar simalarından, yüzlerinden tanınırlar. “Yu’rafü’l-mücrimûne bi-sîmâhum fe-yu’hazu bi’n-nevâsî ve’l-akdâm.” Evet. Allah muhafaza, alınlarından... Hani bazen koyunları böyle tutuyorlar ya, bir ayağından bir başından kurbanı. İşte ahirette de böyle bir sahneden bahsediyor Cenâb-ı Hak. Bu kadar net. Perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar, tutulurlar, götürülürler. Hepsi önümüze konuyor.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!