Hz. Peygamber’in Önceki Kitaplarda Müjdelenişi

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Tevrat ve İncil’de müjdelenmesi ve Ehl-i Kitab’ın O’nu tanıyıp farklı tavırlar sergilemesi anlatılıyor.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in isim ve sıfatları, ifade ettiğimiz örneklerde görüldüğü gibi kendisi daha dünyayı teşrif etmeden önce ilâhî kitaplarda yer almıştı.

TEVRAT VE İNCİL’DE HZ. MUHAMMED (s.a.v.) MÜJDESİ

Gerek Tevrat’ta gerekse İncil’de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hakkında apaçık malûmatlar verilmişti.

Yani yahudi ve hıristiyan âlimleri, aslında tam bir bilgiye sahiptiler. İçlerinde insaf ehli olanlar, Hazret-i Peygamber’in teşrifinden sonra hemen O’na îmân ettiler ve tâbî oldular. Habeşistan kralı Necâşî de bu bahtiyarların başında gelmektedir.

Kur’ân-ı Kerim, ehl-i kitabdan olup da Hazret-i Peygamber’e îmân edenleri tebcîl ile anlatır:

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de (isim ve sıfatlarını) yazılı buldukları O Rasûl’e, O Ümmî Peygamber’e tâbî olurlar...” (el-A’râf, 157)

Fakat ehl-i kitâbın arasında Hazret-i Peygamber’i tam anlamıyla bildikleri hâlde îmân etmeyenler de mevcut olagelmiştir. Cenâb-ı Hak, onların Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i tanımalarına rağmen îmân etmeyişlerini âyet-i kerîmede şöyle ifade buyurur:

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, O’nu (Hazret-i Peygamber’i) kendi evlâtlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen şüphesiz onlardan bir fırka, bile bile gerçeği gizler.” (el-Bakara, 146)

Fakat bu gizlemeler ve Hazret-i Peygamber’e îmân etmekten kaçış, sadece bu hatayı işleyenlere ait bir keyfiyettir. Onların çelişkileri, inkârları, kavgaları ve uzak duruşları, ancak kendilerindeki hatalardan kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla onlar Hazret-i Peygamber hakkında nasıl bir tavır içerisinde olurlarsa olsunlar, neticede Hazret-i İsa -aleyhisselâm-, Hazret-i Ahmed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i müjdelemiş, O Peygamberler Sultanı’na mübârek teşrifinden önce îmân etmiştir.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Hazret-i İsa’yı tasdik ile O’ndan; «kardeşim» diye bahsetmiştir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

HZ. İSA (A.S.), HZ. MUHAMMED’İ (S.A.V.) NASIL MÜJDELEDİ?

Hz. İsa (a.s.), Hz. Muhammed’i (s.a.v.) Nasıl Müjdeledi?

PEYGAMBERLERİN BİRBİRİNİ TASDİKİ

Peygamberlerin Birbirini Tasdiki

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.