Hz. Mariye (r.anha) Kimdir?
Hazret-i Mâriye’nin Peygamber Efendimiz’e cariye olarak hediye edilmesi, oğlu İbrahim’in doğumu ve vefatı ile sabır ve teslimiyet dolu örnek hayatı anlatılıyor.
Hazret-i Mâriye radıyallahu anhâ câriye iken iman eden hanım sahabî... Mısır hükümdarı Mukavkıs tarafından Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize hediye olarak gönderilen câriyelerden...
Hz. Hatice (r.anhâ)’dan sonra çocuğu olan ikinci annemiz... İbrahim’in dünyaya gelişine vesile olan mü’minlerin annesi olma şerefini elde eden bahtiyarlardan...
HAZRET-İ MÂRİYE’NİN (R.ANHA) HAYATI
O, Mısırlı’dır. Mâriye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı Mâriye binti Şem’un’dur. Mısır’ın Said bölgesinden Nil nehrinin doğusunda bulunan Hafn denilen köydendir. Kıptî bir baba ve hıristiyan bir Rum anneden dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Küçük yaşta Mukavkıs’ın sarayına getirilmiştir.
Rasûlullah (s.a.) Efendimiz, Hudeybiye’de Mekke’li müşriklerle on yıl çarpışmamak üzere barış antlaşması yaptı. Sonra komşu ülkelere elçiler gönderdi. Hükümdarlarına mektuplar yazdı ve İslâm’a davet etti. Mısır hükümdarı Mukavkıs’a da Hatib İbni Ebî Belta (r.a.)’ı gönderdi.
Rasûlullah (s.a.) efendimizin mektubu Mukavkıs’ın eline geçince büyük bir hürmet gösterdi. Mektubu edeb ve nezâket içerisinde saygı ile açtı ve okudu. Gönlü aydınlandı. Fakat saltanatının elden gideceğinden korktuğu için İslâm’a gelemedi. Elçiye büyük ikramlarda bulundu. Rasûlullah (s.a.) efendimize verilmek üzere birçok hediyeler ve cevâbî bir de mektup yazarak Hatib İbni Belta (r.a.)’ı uğurladı.
Mâriye ve Sîrin adında iki câriye, bir miktar kumaş ve binmek üzere Arap atlarından iyi cins bir hayvanı hediye gönderdi. Küçük kafile hicretin yedinci senesinde Medine’ye ulaştı.
Rasûlullah’a Hediye Edilen Misirli Câriye: Hazret-i Mâriye
İki Cihan Güneşi efendimiz siyaseten bir hükümdarın gönderdiği hediyeleri reddetmeyi uygun bulmadı. Onları kabul etti. Mâriye’yi yanında alıkoydu. Sîrin’i de şâir Hassan İbni Sâbit’e verdi.
Hz. Mâriye, Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin tatlı sohbetlerinden istifade etti. Onun mütevâzi davranışlarından, evdeki hizmetlerinden etkilendi. Ev işlerinde diğer hanımlarına yardımcı olmasına, gayet sâde bir hayat sürmesine hayran kaldı. Mukavkıs’ın sarayında gördüğü debdebe ve alâyiş yerine sâde bir hayat, muhabbet, yakın alâka, sıcak ilgi, edeb, nezâket ve insanî davranışlar onun gönlünün İslâm’a ısınmasına vesile oldu. Hiç kimsenin baskısında kalmadan inancını yaşama imkânını buldu. Bu serbestiyet ve hürriyet karşısında kendi isteği ile müslüman oldu.
O iman etmekle büyük derecelere nâil oldu. İki Cihan Güneşi efendimize bir nur topu çocuk dünyaya getirdi. Hz. Hatice (r.anhâ)’dan sonra çocuk sahibi ikinci annemiz oldu. Hürriyetine kavuştu ve mü’minlerin annesi olma şerefini elde etti. Ona câriye muâmelesi yapılmadı. Oğlu İbrahim, Medine dışında Avâli isminde bir köyde süt anneye verildi.
Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz sık sık köye gider oğlunu ziyaret ederdi. Onu şefkat ve merhametle severdi. Gün geçtikçe yavrusunun büyüyüp geliştiğini görüyordu. Mâriye (r.anhâ) annemiz için de büyük teselli kaynağı oluyordu.
Peygamber Efendimiz’in Oğlu İbrahim’in Vefatı Karşısındaki Üzüntüsü
Kaderin garib bir tecellisidir ki, gönül çiçeği İbrahim hastalandı. Sönmeye yüz tutmuş mum gibi eriyip gitmeye ba-ş ladı. Süratle zayıfladı. Mâriye annemizin kucağında can çekişen yavrucağı Kâinatın Serveri efendimiz aldı bağrına bastı. Saçlarını okşarken gözleri doldu. Derin bir hüzün içerisinde:
“Ey oğulcağızım! Allah’tan gelen bir şeye karşı koyamayız. Ey İbrahim! Şayet sonrakiler önce gelenlerimize kavuşmayacak olsalardı, daha çok üzülürdük. Biz senin ayrılığından dolayı çok mahzunuz. Göz ağlar, kalp mahzun olur. Bununla beraber Rabbimizi kızdıracak bir şey söylemeyiz,” buyurdu. Sonra Mâriye annemize doğru baktı ve onu teselli etti.
Efendimizin merhamet damarları dolmuş ve taşmış gözlerinden inci tanesi yaşlar akmağa başlamıştı. Bu hâli gören Abdurrahman İbni Avf (r.a.):
“Ya Rasûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz?” dedi. Rahmet ve merhamet peygamberi efendimiz de:
“Ben sizi ağlamaktan menetmem. Göz yaşarır, kalb mahzûn olur. Bu insanın elinde, iradesinde değildir. Ama sesli ağlamaktan, feryâd ü figan etmekten ve câhiliye adetlerinden sizi sakındırırım,” diye cevap verdi.
Hazret-i Mâriye’nin Sabrı ve Vefatı
İbrahim’in doğumu Efendimizi ve müslümanları nasıl sevindirdi ise vefâtı da o derece üzdü. Aynı gün nur topu yavrucuğunun namazını kıldıran Sevgili Peygamberimiz oğlu İbrahim’i kendi eli ile Bakî kabristanlığına defnetti. Kabrinin üzerindeki toprağını hafifçe açtı ve su döktü. Baş tarafına büyükçe bir taş koydu.
O gün Güneş tutulmuş her taraf kararmıştı. Bu hali bazıları İbrahim’in ölümüne yordu ve: “Güneş, İbrahim’in ölümü üzerine tutuldu,” dediler. Bu sözleri duyan Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz:
“Güneş ve Ay Allah’ın âyetlerinden iki işârettirler. Ne kimsenin ölümü ne de doğumu için tutulmazlar,” buyurdu.
Hz. Mâriye (r.anhâ), yavrusunun ölümü üzerine evine çekildi. Sabretmekten başka çâresi yoktu. Oğlunun kabrini ziyaret ederek ferahlamağa çalışırdı. Bir müddet sonra Habîb-i Kibriya (s.a.) efendimiz de dâr-ı bekâya uçtu. Bundan sonra Mâriye annemiz tamamen inzivaya çekildi.
O, çok sâkin bir hayat yaşadı. Sessiz ve kendi halinde olmayı severdi. Bunun için kendisinden hadis-i şerif rivâyeti olmamıştır.
Hz. Ömer (r.a.) devrinde hicretin 16. senesinde vefat eden Hz. Mâriye annemizin cenaze namazını bizzat halife kıldırdı. Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hak’tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.
Kaynak: Mustafa Eriş, Peygamberimizin Hanımları, Erkam Yayınları








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!