Huzurlu Bir Yuva İçin Olmazsa Olmaz 5 Şart Nedir?
Âilede saâdetin anahtarı nedir? Mevlânâ'nın hikmetli sözleri ve İslâmî edep çerçevesinde, huzurlu bir yuva için olmazsa olmaz 5 temel şartı.
Allah adına söz vermek sûretiyle kurulan bir âilede hayatı paylaşan eşlerin hangi hususlara bilhassa dikkat etmesi gerekir? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.
Burada iki noktaya dikkat etmek lâzım:
–Mutluluk ve sevinçleri paylaşma,
–Hayatın yük ve sıkıntılarını paylaşma.
MUTFAKTAN SALONA YARDIMLAŞMA: MERHAMETİN PRATİK HALİ
Müştereklik dediğimiz ortak paylaşma, hayatın her hâlinde, rûhâniyet ve muhabbet ikliminde devam etmelidir. Sevinç ve mutluluklar paylaşıldığı gibi, sıkıntı, keder ve hüzünler de paylaşılmalı; taraflar, her zaman birbirlerine destek vermeli, birbirlerini yıkayan iki el gibi olmalı ve yine birbirlerine en yakın tesellî kaynağını kendileri teşkil etmelidirler.
Çünkü hayat, her zaman pembe bulutların üzerinde devam etmez. İnişi-çıkışı, fırtınaları, keskin virajları ve engebeleri olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. İnsanlar için gelecek günler, meçhul ve sürprizlerle doludur. Kader, bir sırr-ı ilâhîdir. Bu bakımdan en büyük güç ve destek kaynağı, öncelikle Allâh’a bağlılık ve îmandır.
İkinci büyük destek de birbirlerine kaynaşmış olan eşlerdir.
Şuna dikkat etmek gerekir ki, eğer çaresiz ve bitkin insanlar, başlarına gelen büyük musîbet ve felâketlerde, âile içinden beklediği desteği bulamazlarsa, daha büyük yıkımlara ve çöküşlere mâruz kalabilirler.
Ancak rûhen olgunlaşmış, anlayışlı fertlerden oluşan yuvalarda ise, başa gelen bâdireler, âilenin sağlamlığı ölçüsünde kolaylıkla bertaraf edilir.
Âile sağlamlığı, rûhî olgunluğa paralel olarak bilhassa karşılıklı geçim ehli olmaya da bağlıdır. Bu, birçok güzellik ve hayırlı neticelerin en mühim şartıdır.
Mevlânâ Hazretleri buyurur:
“Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı. Bu hakîkati gülden de işit. Bak, o ne diyor:
«Dikenle beraber bulunduğum için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere salayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun vesîlesiyle âleme güzellikler ve hoş kokular sunma imkânına kavuştum...»”
Bu gül, bize de diyor ki:
“Sen de benim gibi ol!”
Âilede saâdet, iki taraflı gerçekleştirilebilecek bir husustur. Bunun temelini;
- Birbiriyle iyi geçinmek,
- Anlayışlı ve olgun davranmak,
- Fedakâr olmak, oluşturur.
Bunlar da bilhassa mânevî olgunluk, dirâyet, zekâ, samimiyet ve karşılıklı hassâsiyet ile mümkündür.
Yine eskilerin “hüsn-i muâşeret” dedikleri, iyi geçinmek için iki tarafta da şu beş özellik bulunmalıdır:
- Dindarlık,
- Fazîlet,
- Muhabbet,
- Merhamet,
- Sadâkat.
Bu vasıfların karşılıklı olarak kadında da erkekte de bulunmasının zarûreti, her gün yaşanan âile faciaları vesîlesiyle daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Toplumda olduğu gibi âilede de dindarlık ve fazîlet, bütün güzel vasıfların temelidir. Dînin doğru ve güzel bir şekilde yaşandığı, ahlâkî fazîlet ve meziyetlerin sergilendiği yuvalar, insanlara iki dünya saâdeti bahşeder. Bunun aksine, dinden uzaklaşılan ve ahlâkî zaaflara düşülen hâllerde, âile fertleri zarar göreceği gibi, toplum da çok büyük yaralar alır.
Burada dindarlık hususunu doğru anlamak lâzımdır:
İnsan hem dindar hem de kaba, geçimsiz ve nezâketsiz olamaz. Çünkü dîn-i İslâm, baştan sona nezâket, zarâfet ve nezâfetten ibarettir. Yani güzel edeptir, güzel edeptir, güzel edeptir… Şairin dediği gibi:
Edep bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan
Giy o tâcı, emîn ol her belâdan…
Hazret-i Mevlânâ buyurur:
“Aklım kalbimin kulağına eğildi ve sordu:
«–Din nedir?»
Kalbim de şu cevâbı verdi:
«–Din, edepten ibarettir.»”
EKRANI KAPAT, GÖZLERE BAK: DİJİTAL ÇAĞDA MUHABBET
Muhabbete gelince, o da âilenin mayası ve gıdasıdır. Muhabbetin azaldığı ve hoyratça yıpratıldığı hâllerde, âile de sallanmaya başlar. Muhabbet de, iki taraflı olmalıdır. Zira muhabbet, kalpleri fizikteki birleşik kaplar misâli, tesir alışverişine müsait hâle getirir. Kişi, sevdiği kadar sevilir.
Diğer taraftan muhabbet arttıkça, davranış ve sözler de incelmeli, nezâket, zarâfet ve hürmetle süslenmelidir. Muhabbet, kesinlikle laubâlîliğe dönüşmemeli, belli bir edep çerçevesi dâimâ gözetilmelidir. Muhabbet, merhamet ve benzeri bütün duygular, hep îtidâl üzere olmalıdır. Muhabbetin aşırısı zarar verdiği gibi, sevdiklerimizi muhabbetten tamamen mahrum etmek de, onları, başka yerlerde bu duygularını tatmin etmeye yöneltebilir.
Muhabbetin nefsânî plana münhasır hâlde bulunup haddi aşması, şiddetli kıskançlık ve baskıya yol açtığı gibi, azalması da ihmale sebep olur. Bu iki hâl, âile yuvası için birer âfettir.
Aynı şekilde merhamet de aşırılık ve ihmalden uzak olmalıdır. Merhametin aşırısı, insanı zaafa düşürür, zararlı ve yıkıcı hatâlara karşı bile hoşgörülü olmaya yönlendirir. Bu merhamet değil, ancak kalbin bir zaafıdır.
Diğer taraftan merhametin azlığı da kalbe katılık verir, kişiyi zulüm ve zorbalığa sürükler. Orta yollu, tatlı-sert bir kıvamda olan merhamet ise, verimli olur ve yuvaya saâdet getirir.
En merhametli anne-babalar, birbirlerini ve evlâtlarını sabah namazına kaldıranlar ve her bakımdan ciğerpârelerini âhiret saâdetine hazırlayanlardır.
DIŞARIYA KARŞI BİR, İÇERİDE SIR: GÜVENİN SOMUT KALESİ
Sadâkate gelince, o da iki tarafın birlikte ihtimam göstermesi gereken hususlardan biridir.
Sadâkat; kelime mânâsı itibârıyla “doğruluk” demek olup insanın sözünde ve işinde doğru olması, yalan söylememesi demektir. Şüphesiz evliliğin sıhhati açısından eşlerin birbirlerine her hâlükârda doğruluk üzere davranması, aradaki güveni zedeleyecek söz ve tavırlardan uzak durması, evliliğin sıhhat ve devamı açısından çok ehemmiyetlidir.
Yine erkek ve kadının birbirlerine sâdık olmaları, başka insanlara gözlerinin ve gönüllerinin kaymaması da evliliğin selâmeti bakımından olmazsa olmaz şartlardan biridir. Bu tür tehlikelere düşmemek için İslâm’ın birbirine yabancı kadın ve erkek münâsebetleri hakkında koyduğu esas ve kâidelere hassâsiyet gösterilmesi şarttır. İnsanları şüphe, zan, dedikodu ve vesveseye düşürecek davranışlarda bulunmak, hem kişinin şeref ve îtibârını zedeler, hem de âile yuvasını tehlikeye düşürür.
Sadâkat ve bağlılığın bir diğer tezahürü ise, iki tarafın da birbirlerinin ana ve babalarına karşı gâyet hürmetkâr ve hizmet ehli olmalarıdır. Bu itibarla gelin olan hanım kızlarımız ve damat olan delikanlılarımız, kayınvâlide ve kayınpederlerine kendi anne-babaları gibi alâka göstermelidirler. Yarın kendileri de aynı noktada olacaklardır. Eğer hatâlı davranırlarsa, eskilerin tabiriyle: “Men dakka dukka!” yani “Kim hile yaparsa hileye uğrar.” daha doğrusu “Eden bulur.” sözünün bir muhatâbı da kendileri olur. Yani yapıp ettiklerini kendileri de günün birinde aynen karşılarında bulurlar.[1]
Dipnot:
[1] Huzurlu Âile Yuvası kitabının 89-95. sayfalarından iktibas edilmiştir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gençler Soruyor, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!