"Herkes Ateşini Dünyadan Kendisi Getiriyormuş"

Behlül Dânâ ve Harun-u Reşid arasında geçen ibretlik bir kıssa...

Hüdâyî Hazretleri buyurur:

Doğru yola giden erler, Sırâtʼı bunda geçerler.

Bilmez isen bu yolu ger, var bir bilire sora gör!

Hulleyi bunda biçerler, Kevserʼi bunda içerler,

Cennetʼi bunda açarlar, durma kapıyı vura gör!

İnsan, ömür tarlasına bu dünyada ne ekti ise, ukbâ hasadında onu biçecektir. Dolayısıyla ebedî saâdet de felâket de bu dünyada atılan adımların neticeleridir. Âhirette Sırâtʼı geçebilecek olanlar, bu dünyada îman, ihlâs, takvâ ve sâlih amelleriyle istikâmet üzere olan müʼminlerdir.

HAYIR, ORADA HİÇ ATEŞ GÖRMEDİM

Meşhur kıssadır:

Hak dostlarından Behlül Dânâ Hazretleri, hikmetli ve ibretli sözlerle devrinin insanlarını, bilhassa Halîfe Hârun Reşid’i îkaz etmeye çalışır, onlara sık sık mânevî dersler verirdi. Halîfe de onun bu hâlini sever, saraya rahatça girip çıkmasına müsâade ederdi.

Behlül Dânâ, uzun bir süre saraya uğramadı. Karşılaştıklarında Hârun Reşid, merakla sordu:

“–Behlül, çok oldu görünmedin, nerelerdeydin?”

Behlül:

“–Bana Cehennemʼi gösterdiler, oradaki vaziyeti seyrettirdiler.” diye cevap verdi.

Hârun Reşid bu cevâba şaştı kaldı:

“–Nasıl girdin oraya, ateş seni yakmadı mı?” dedi.

Behlül Dânâ, şu mânidar cevâbı verdi:

“–Hayır, orada hiç ateş görmedim. Çünkü herkes ateşini dünyadan kendisi getiriyormuş!..”

Velhâsıl, îman nûrundan ve gönül feyziyle îfâ edilen ibadetlerden mahrum bir sûrette, türlü eğlence, çılgınlık, zulüm ve haksızlıklarla, nefsânî bir yaşayış içinde geçen karanlık bir dünya gecesinin, aydınlık bir ebediyet sabahı getirmeyeceği mâlumdur. Dünya hayatının nefsânî pembelikleri, âkıbet solgunluğunun; gâfilâne kahkahaları da, Cehennem çatırtılarının habercileridir.

Ebedî saâdet güneşi ise; ancak ilâhî beyanlar ışığında ve istikâmet üzere bir ömür sürüp müsterih bir vicdan, selîm bir kalp ve yüz aklığıyla âhirete irtihâl etmesini bilenlerin gönül ufuklarından doğar.]

Cenâb-ı Hak, ebediyet deryası karşısında bir damla hükmünde olan dünyaya gönül bağlamaktan, dolayısıyla küçük bir su birikintisinde helâk olmaktan cümlemizi muhafaza buyursun. Âmîn!..

Dipnot:

[1] Buhârî, Rikāk, 1.

[2] Bkz. Ahmed, Zühd, s. 125. Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, Târîh-i İslâm, I, 367.

[3] Buhârî, Edeb, 96.

[4] Bkz. İbn-i Sa‘d, IV, 313.

[5] Bkz. Müslim, Salât, 226.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2021 – Kasım, Sayı: 429

BEHLÜL DÂNÂ HAZRETLERİ VE HARUN-U REŞİD

Behlül Dânâ Hazretleri ve Harun-u Reşid

BEHLÜL DÂNÂ HAZRETLERİ’NDEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU

Behlül Dânâ Hazretleri’nden Halife Hârun Reşit’e Üç Soru

HÂRUN REŞİD VE BEHLÜL DÂNÂ HAZRETLERİ'NİN İBRET DOLU KONUŞMASI

Hârun Reşid ve Behlül Dânâ Hazretleri'nin İbret Dolu Konuşması

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.