Hazreti Ebûbekir Efendimizin (r.a.) Kerâmeti

Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- Efendimizin kerâmeti nedir? Gerçek kerâmet nedir?

Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh-; Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den sonra, peygamberlerden sonra insanların en büyüğü olduğu hâlde, onun bize akseden bir kerâmeti yoktur.

Onun kerâmeti, istikameti idi.

Onun kerâmeti sıdkındaydı, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hakikatini idrâk edip;

“–O diyorsa doğrudur!” diyerek tasdik edişindeydi.

Onun kerâmeti, hicrette Sevr Mağarası’nda üç gün Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’le beraber kalıp, yol boyunca O’na bir zarar gelmesin diye, heyecan ile bir önünde bir arkasında yürümesindeydi.

Onun kerâmeti, Efendimiz’e cân u gönülden hizmet edişindeydi. Canını, malını, evlâdını O’nun hizmetine âmâde edişindeydi.

Onun kerâmeti, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in en ufak bir arzusuna;

“–Anam babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!” diyerek koşmasındaydı.

O’nun kerâmeti; Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sabah namazını müteâkip daha gün doğmadan mihrabda;

“–Bugün içinizden hasta ziyareti eden var mı? İnfakta bulunan var mı? Oruç tutan var mı?” diye sorduğunda bütün suallere;

“–Evet yâ Rasûlâllah!” diye cevap verişinde, amel-i sâlih aşkındaydı.

Gerçek bir kerâmet görmek isteyen, Hazret-i Ebûbekir’deki emsalsiz sadâkate ve istikamete baksın!

Hazret-i Ebûbekir ile dâimâ hayırda yarışmaya çalışan Hazret-i Ömer de her zaman muzdariplerin yanında, mâtemlerin civarındadır:

–BEN TAŞIYACAĞIM!..

Hazret-i Ömer’in yardımcısı Eslem -rahmetullâhi aleyh- anlatır:

Ömer -radıyallâhu anh- ile birlikte bir gece Medine’de Vâkım Tepeleri’nden birinde dolaşırken bir evde bir kadın gördük. Çocuklar etrafında ağlaşıyorlardı. Ocakta su dolu bir tencere vardı.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- çocukların niçin ağladığını kadına sordu. Kadın;

“–Açlıktan!” diye cevap verdi.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-; üstelik tencerede çocukları avutmak için çorba yerine taş kaynadığını ve kadıncağızın, uyutana kadar yavrularını böyle oyaladığını öğrenince gözleri doldu. Derhâl zekât mallarının bulunduğu ambara gitti. Bir çuval un ve muhtelif gıdâ malzemeleri alarak sırtına yüklendi. Çuvalı ben sırtıma almak istedim. Fakat Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-;

“–Ey Eslem! Ben yükleneceğim! Çünkü çocukların hesabı âhirette benden sorulacak!” dedi.

Kadının evine vardığımızda yemekleri pişirme işini de üzerine aldı. O; bir taraftan tencereyi karıştırıyor, bir taraftan da ateşe üflüyordu. Hattâ dumanların sakallarının arasından girip çıktığını görüyordum. Bu şekilde yemeği pişirdi. Sonra yemeği kendi elleriyle çocuklara yedirmeye başladı. Çocuklar doyunca geri çekilerek karşılarına oturdu. Bir aslan kadar heybetliydi. Bir şey söylemeye çekindim. Çocuklar, oynaşıp gülüşünceye kadar bu şekilde durdu.

Sonra kalktı ve;

“–Ey Eslem! Onların karşılarında niçin oturdum, biliyor musun? Onları gördüğümde ağlıyorlardı. Güldüklerini görmeden ayrılmak içime sinmedi, onlar gülümsemeye başlayınca içim rahat etti…” dedi. (Ali el-Müttakî, XII, 648/35978)

Hazret-i Ömer kendisine;

“–Niye uyumuyorsun?” denildiğinde şöyle cevap verdi:

“–Benim uyku ile ne alâkam var!

  • Eğer gündüz uyursam, tebaamı zâyî etmiş olurum.
  • Eğer gece uyursam, Rabbimin emrini zâyî etmiş olurum.” (Ebûbekir Dîneverî, Kitâbü’l-Mücâlese ve Cevâhiri’l-İlm, VIII, 314)

Halîfe’nin son derecede yüksek mes’ûliyet hissini Mehmed Âkif şöyle nazmetmiştir:

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,

Gelir de adl-i ilâhî, sorar Ömer’den onu…

Bu mes’ûliyet hissiyle, yaptıklarını hiçbir zaman kâfî görmezdi. Şam, Cezîre ve benzeri şehirlerin her birinde ikişer ay kalıp, müslümanların dertleriyle alâkadar olacağı bir sefer düzenlemeyi çok istediğini dile getirirdi. (Taberî, Târîh, IV, 201-202)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Şubat, Sayı: 252

İslam ve İhsan

ARKADAŞIN ÖLDÜ MÜ?

Arkadaşın Öldü mü?

HZ. EBUBEKİR’İN (R.A.) FAZİLETİ

Hz. Ebubekir’in (r.a.) Fazileti

HZ. EBUBEKİR’İN (R.A.) HAYAT DÜSTURLARI

Hz. Ebubekir’in (r.a.) Hayat Düsturları

HZ. EBUBEKİR (R.A.) KİMDİR?

Hz. Ebubekir (r.a.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.