HAYVANLAR NEDEN YARATILDI?

Hayvan nedir? Hayvanlar neyden yaratıldı? Hayvanlar niçin yaratıldı? Hayvanlar niçin önemlidir? Hayvanlar ile ilgili ayetler nelerdir? Hayvanların isimleri, genel özellikleri ve sınıflandırılması...

Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar üst âlemindeki hayvanlar âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır.

Hayvanların yaratılması, Allah’ın varlığının delillerindendir. Nûr Sûresi’nde şöyle buyrulur:

“Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür…” (Nûr, 24/45) Hayvanların çok çeşitli olması, bunların kimisinin sürünerek gitmesi, kimisinin iki ayağı üzerinde, kimisinin dört ayağı üzerinde yürümesi, Allah’ın varlığının ve kudretinin eserlerindendir.

Yine Yüce Allah kuşların yaratılışının ve gökyüzünde kanatlarıyla uçuşlarının, kendisinin varlığına delil olduğunu bildirir:

“Göğün hava boşluğunda ve uçmalarına uygun hale getirilen sahada uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Onları orada Allah’tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.” (Nahl, 16/79) Bu âyetten anlaşıldığına göre kuşların gökyüzünde uçmaları Allah’ın kudretinin bir eseridir. Çünkü uçmak için sadece kanatlı olmak yetmez, aynı zamanda hava da gerekir.

Bazı hayvanlar sırf binek olarak kullanılır. Bazılarının hem eti yenir, hem sütü içilir, hem de yünlerinden faydalanılır. Bazılarının sadece etinden ve derisinden yararlanılır. Bütün bunlar, Allah’ın kullarına lütuflarıdır. İnsanlar için en yararlı maddeler tabîî olanlardır. Bunlar hem uzun ömürlü ve hem de insan sağlığına en faydalı şeylerdir.

Hayvanlar âlemi, başka bir âlemdir. Hayvanların incelenmesi, ayrı bir iştir. Biz burada sadece hayvanlar âleminin Yüce Yaratıcı’nın varlığına, kudretine delâlet etmesi bakımından bazı ilginç yönlerine dikkat çekmekle yetineceğiz.

1- HAYVANLARIN İÇGÜDÜLERİ VE İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ

Hayvanlar âlemi incelendiği zaman insanı hayrette bırakan çok ilginç şeylerle karşılaşılır. Bunlar o kadar enteresandır ki bunlara sadece bir “içgüdü” deyip geçmek mümkün değildir. Kuşlarda vatanlarına dönme hissi vardır. Meselâ, kırlangıçlar sonbaharda güneydeki ülkelere göç ederler. Ama gelecek ilkbaharda yine bir önceki yuvalarına dönerler. Sadece kırlangıçlar değil pek çok kuş sonbaharda kışın sıcak geçen güney bölgelere göç ederler. Çoğu kez bu kuşlar deniz üzerinden tahminen 1000 mil katederek uçarlar ve üstelik yollarını hiç şaşırmazlar.

  • Posta Güvercini Özellikleri

Kafes içinde uzun bir yolculuğa çıkarılan posta güvercini, serbest bırakıldığı zaman, önce daha önceden alışmadığı sesler işitmesiyle biraz şaşırır, etrafına, sağa sola döner, bakar, sonra hiç şaşmadan eski yerine doğru yönelir.

  • Arıların Özellikleri Ve Görevleri

Arı, balözü toplamak için kovanından ayrılırken geçtiği yerlere dikkat ederek kendisine bir rota çizer. Kovanına dönerken geldiği yoldan geri gider ve böylece kovanını bulur. Bazan rüzgâr, ağaç ve bitkiler üzerindeki arının işaretlerini ortadan kaldırmış olsa bile arı yine kovanını bulur.

Doğan ve benzeri bazı kuşların teleskobik gözleri vardır. Çok yüksekten uçarken yerde, otlar, bitkiler arasındaki avını görür ve hızla uçarak onu yakalarlar. At, gece ne kadar karanlık olursa olsun yolunu görür. Sadece at değil pek çok hayvan gece görür. Hayvanların avlarını yakalayabilmeleri veya düşmanlarından kaçıp kurtulabilmeleri için gece karanlıkta görmeleri gerekir. Yüce Allah da onları bu kabiliyette yaratmıştır. Baykuş, gece ne kadar karanlık olursa olsun soğuk ve yeni yeşermiş otun üstünde yürüyen sıcak ve yumuşak fareyi görmekte güçlük çekmez.[1]

  • Köpeklerin Özellikleri

Bazı hayvanların koku alma duyuları çok gelişmiştir. Meselâ köpek, hassas burnu ile gelip geçen hayvanları bilebilir. Bazı hayvanların kaldıkları evleri ve yuvalarını bulma yöntemlerini anlamak ve bilmek çok zordur. Çocukluğumda evimizde çok kedimiz olurdu. Rahmetli annem bunları azaltmak için bazılarını bir sepete koyar, ağzını bir örtü ile örter ve benden, çok uzak yerlere bırakıp gelmemi isterdi. Ben de annemin bu isteğini yerine getirirdim. Ama bir kaç gün sonra çok uzaklara attığımız kedilerin eve geldiklerini hayretle görürdük.

Aynı şey köpekler ve bazı hayvanlar için de söz konusudur. Birisi uzak bir yerde bulunan birisine bir köpek satar veya hediye eder. Ama bir kaç gün geçince köpeğin eve geldiği görülür. Diyelim ki yürüyerek giden hayvanlar geç tikleri yerlere bir takım işaretler, kokular bırakıyorlar da bunlar yardımıyla geri dönüyorlar. Peki kapalı bir kutuda götürülen bir hayvan nasıl oluyor da evini, yerini buluyor? Demek ki Allah onlara, bizim bilemeyeceğimiz bir idrâk, anlayış ve akıl vermiştir.

Kuşların yaptıkları yuvalara baktığımız zaman hayretler içinde kalırız. Bazı kuşlar yuvalarını yaparken hiç kimsenin ve hiç bir şeyin göremeyeceği yerlere yapıyorlar. Böylece en güzel bir mühendislik örneği sergiliyorlar. Bazıları da yuvalarını çok sağlam bir şekilde yapıyorlar. Bütün bunlar, sadece bir “içgüdü” ile açıklanamaz.

  • Salomon Balığının Özellikleri

Yavru salomon balığı, yıllarca denizde kaldıktan sonra kendi öz vatanı olan nehire döner, hem de tam doğmuş olduğu küçük ırmağın nehire döküldüğü kıyıya çıkar. O hâlde, salomon balığını böyle noktası noktasına tam eski doğum yerine getiren şey nedir? Nehir boyunca yukarıya doğru yüzen salomon balığını, aynı nehire dökülen başka bir ırmağa koyacak olsanız derhal ırmağın kendi ırmağı olmadığını anlayacak ve tekrar geriye dönüp sonra asıl ırmağa çıkacak, daha sonra da ırmağın aktığı yönün aksine hareket ederek doğduğu nehire doğru yol alacaktır.

Çözülmesi gereken bundan daha zor bir sır vardır; bu da salomon balığının takip ettiği yolun aksini takip eden yılan balıklarının husûsiyetleridir. Zira bu acayip yaratıklar tam olarak büyüyüp nesli üretecek hale geldikleri zaman çeşitli ırmak ve nehirlerden başka yerlere göç ederler.

  • Yılan Balıklarının Özellikleri

Avrupa’daki yılan balıklarına gelince, bu balıkların hepsi binlerce mil okyanusu aşarak Bermuda adaları güneyindeki büyük derinliklere gelip orada yavrularlar ve ölürler. Bu balıkların yavruları ise, bu büyük derinliklerden hemen anne ve babalarının vatanı olan Avrupa kıyılarına doğru yola çıkarlar ve uzun bir yolculuktan sonra ana vatanlarına kavuşurlar. Tam olarak anne-babalarının yaşadıkları nehirlere, ırmaklara, göllere ulaşırlar. Peki buraları onlara kim öğretti? Burada bir müddet yaşayıp iyice gelişince tekrar geldikleri yere dönerler.[2] Acaba onlara bunu kim ilhâm etti? Bu duygu ve yetenekleri, “içgüdü” gibi basit kelimelerle açıklamak büyük haksızlıktır. Bunları öğreten Yüce Yaratıcı’dır.

  • Eşek Arılarının Özellikleri

Eşek arısı (sfeks), ot çekirgesini avladıktan sonra toprakta küçük bir çukur açar, iğnesiyle çekirgeyi öyle bir yerinden sokar ki böcek ölmez, fakat kendisini kaybeder, bitkisel hayata girer. Böylece çekirge, çukurda konserve edilmiş bir et gibi korunur. Sonra dişi eşek arısı o şekilde yumurtlar ki, yavrular yumurtadan çıktığı zaman gıdalarını temin eden bu böceği öldürmeden ufak ufak koparıp ısırarak yiyecek vaziyettedirler. Ana arı, ölü et yemenin yavrular için zararlı olacağını bildiği için onlara taze et yedirmek için böyle bir yol seçer. İlim, bu gizli tabiat sırrını açıklamaktan âcizdir.[3]

  • Örümceklerin Özellikleri

Örümcekler, yemek için her gün taze ete muhtaç olduklarından, insanların henüz başaramadıkları bir metodla en çok ihtiyaç duydukları böceklerden avladıklarını, saklarlar. Örümcek, avladığı avının üzerine vücudundan çıkardığı bir madde salgılayarak onu öldürmeden uyuşturmaktadır. Böylece gıdalar devamlı olarak taze ve lezzetli, hatta yeninceye kadar canlı kalmaktadır.[4]

  • Yarasaların Özellikleri

Yarasalar, kış günlerini karanlık mağara köşelerinde, maden ocaklarının bodrumlarında geçirirler. Avlanmayı da gece yaparlar. Acaba bu hayvanlar karanlıkta göremedikleri hâlde mağaraların dar karanlıklarında nasıl uçar? Bir yere çarpmadan yollarını nasıl bulurlar? Yarasalar, deyim yerinde ise, kulaklarıyla görürler. Yani yollarını bulmaları, işitme duyguları ile sıkı sıkıya ilgilidir. Şayet kulakları tıkansa uçarken, önlerine gelen engellere çarparlar. Duvarı bile fark edemezler. Peki bu hayvanlarda nasıl bir cihaz var ki duvar gibi ses çıkarmayan cansız maddeleri duyarlar? Nasıl bir organa sahipler ki gece karanlıkta hızlı, fakat o derecede hesaplı uçuşlarıyla sağa sola hızla kaçan gece kelebeği, küçücük meyve sineği gibi hayvanları yakalarlar. Yarasaların bizi hayrete düşüren cihazlara sahip oldukları anlaşılmıştır.

Yarasalar saniyede 30000’den 100000 hertz’e kadar varan çığlıklar atarlar. Bu güçteki sesleri insanlar duymazlar. Bunlara ultrason ses dalgaları denir. Yarasalar, yaydıkları bu ses dalgalarının yansımasından çevrelerini tanırlar. Meselâ, bu sesler küçük bir sineğe çarpar, yansıyarak yarasaya gelir ve yarasa bununla sineğin yerini anlar ve onu yakalayıp yer. Yarasalar gönderdikleri ses dalgalarının yansımasından faydalanarak bir iki metrelik mesafeden milimetrenin beşte biri inceliğindeki telleri fark edebilirler. Bir milimetre uzunluğundaki meyve sineklerini yarım metre mesafeden tesbit ederek yıldırım hızıyla uçuş yönünü değiştirerek bu küçücük sinekleri ağızlarıyla yakalarlar. Yarasaya bu tekniği verenin Yüce Yaratıcı olduğunda şüphe yoktur.[5]

Yarasanın küçücük gözleri vardır ama bu gözler görmediği için işe yaramaz. Fakat bu gözlerin vazifesini yarasanın vücudunda bulunan, radara benzeyen ve tehlikeler karşısında kendisini uyaran ışınlar görür. Yarasanın vücudundan çıkan bu ışınlar titreşimlerle yarasanın önüne çıkan engelin, duvarın, cismin şeklini, vasfını ona bildirir. Yarasa böylece hiç bir yere çarpmadan uçar, gezer ve tekrar yuvasına döner.[6]

  • Kelebeklerin Özellikleri

Kelebek, ilkbaharda doğar ve tek başına yaşar, yumurtlar ve bir müddet sonra ölür. Böylece anne kelebek yavrularını göremez ve nasıl yaşadığını bilemez. Yavrular tek başlarına yaşamaya başlarlar ve ancak bir yılda kendi başına gıdasını alabilecek güç ve kabiliyete gelebilirler. İşte bunun için anne, bir ağaç parçasına çukur kazar ve topladığı şekerli maddelerden ve yapraklardan ona kafes (ev) gibi dış etkenlerden korunması için bir yuva ve barınak yapar. Ancak bu yuvayı (kozayı) yaptıktan sonra yumurtlar ve ölür. Tırtıl çıktıktan sonra yuvasının (kozanın) dışında annesinin bırakıp gittiği yiyecekleri kendisine saklamak için başka bir tabakanın örüldüğünü görür ve onunla beslenir. Canlanmaya başlar başlamaz tırtıla annesinin sakladığı gıdayı arama ve bulma kabiliyeti veren kimdir? Şüphesiz Allah Teâlâ’dır.[7]

2- HAYVANLARDA TOPLUMSAL HAYAT

Allah Teâlâ;

“Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer topluluktur.” (En’âm, 6/38) buyurarak hayvanların ve kuşların insanlar gibi topluluk teşkil ettiklerini haber veriyor. Bu topluluk, bazı yönleriyle insanlara benzer. Buna göre onların da işlerini yoluna koyan bir tür akılları vardır.

Eski bilginler, hayvanların ve kuşların akıl ve zekâsını kabul etmeyerek onlarda görülen tedbir ve düşünceyi içgüdünün sonucu sayıyorlardı. Fakat son asırlarda hayvanlarda da belli bir oranda akıl ve düşüncenin olduğu kabul edildi. Kur’ân, hayvanların ve kuşların insanlar gibi birer topluluk olduğunu açıklayarak onlarda da bir tür akıl olduğunu bildirir. Hayvanları birbirine bağlayan sosyal ve sağlam bir bağ vardır. Karınca ve arılar gibi bir kısım hayvanlar sanki bir devlet gibi belli nizamlara bağlı yaşarlar. Birbirlerine maksatlarını anlatmak için kullandıkları kendilerine mahsus dilleri de vardır.[8]

Hayvanlara özgü toplumsal hayat görüntülerinin örnekleri çoktur. Meselâ, bir geyik sürüsü, bir karga sürüsü, bir karınca yuvası bunun en güzel örneklerindendir. Toplumlar, ailelerden, onlar da çiftlerden veya poligam[9] hayvanlarda olduğu gibi bir erkek yönetiminde bir çok dişiden meydana gelir. Bu toplumsal yaşayış çoğunlukla “sürü”, bazan da “koloni” kelimesiyle ifâde edilir. En gelişmiş toplumsal hayat şekilleri böcekler ve omurgalı hayvanlar arasında görülür. Bu toplum yaşamı bir çeşit dile dayanır, bireyler birbiriyle iletişimi bununla sağlar. Bazan bir kolonide değişik türden canlılar yer alır. Buna kuşlarda sık rastlanır. Bu gibi topluluklarda her tür, ötekilerin çığlıklarının anlamını öğrenir.

3- HAYVANLARDA HİYERARŞİ

Hayvanların davranışlarını inceleyen uzmanlar (etolojistler), kuşların ve memelilerin toplumsal yapısında çok sert bir hiyerarşi (üst ast düzeni) olduğunu keşfetmişlerdir. Meselâ, ineklerde böyledir. İneklerden biri, sürü başıdır. Sürü başı, diğer ineklerle ve hatta boğalarla dövüşerek onları yenmiş ve böylece sürü başı olmuştur. Maymun sürülerinde de kesin bir hiyerarşi vardır. Ama bazan maymunlarda sürü başı cılız bir maymun olabilir. Onun sürü başı olması, annesinin yüksek sınıftan biri olması sebebiyledir. Fakat hayvanlar âleminde çoğunlukla sürü başılık boynuz veya diş gücüyle kazanılır.

  • Kurtların Özellikleri

Kurtlarda, hiyerarşinin tepesinde yaşlı erkekler yer alır. Hatta dişileri aşma hakkına yalnız bunlar sahiptir. Kurda yakın olmasına rağmen Afrika köpeğinde hiyerarşi görülmez. Bunlar sürüler halinde yaşadıkları hâlde bir şefleri yoktur. Sürüler, beslenme ihtiyacından doğmuş topluluklardır. Öksüz kalan yavrular, toplulukça beslenip büyütülür.

  • Fillerin Özellikleri

Afrikadaki filler, yirmi ile elli arasında değişen sürüler halinde yaşarlar. Böyle bir sürüde üç veya dört aile yer alır ve aralarında bir kaç erişkin erkek bulunur. Sürü, en güçlü erkekle, en iri ve sağlam dişi tarafından ortaklaşa yönetilir. Asya filinde, sürüyü yalnız bir dişi güder. Yaşlı erkek fillerin ömrü, yalnızlık içinde sona erer. Yaşlı erkek filler sürüden atılınca hayatlarını bir bataklıkta tek başına geçirirler.

  • Kargaların Özellikleri

Karga topluluklarına gelince; korularda çığlık kopararak uçuşan küçük karga sürüleri, yaşam boyu süren çiftlerden (ailelerden) oluşur. Bu çiftler, sıkı bir hiyerarşi güdülen koloniler oluşturur. Hâkim durumdaki kargalar, ancak kendilerinden bir aşağı konumdaki kargaları gagalayabilir, ötekileri bilmezlikten gelirler. Yüksek sınıftan bir erkekle evlenen dişi hemen onun sırasına yükselir ve kendini saydırmayı da bilir. Alakargalarda aşağı sınıftan bir erkek hâkim durumundaki dişilerle evlenemez. Ama bazan cesur bir erkek darbe yaparak başkan çifti yener ve oymağın yeni despotu durumuna geçebilir.[10]

4- BÖCEK TOPLUMLARI

Termit[11], karınca ve arı gibi toplumsal böceklerde koloni yaşamı çok biçimlilikle katmerleşir. Yani “kast”larına göre, bu böceklerin hepsi aynı görünüşte değildir. Meselâ termitlerde bir kral, bir kraliçe, “eşeyli” bireyler ve nötr yahut “eşeysiz” bireyler bulunur. Bu sonuncular, “işçiler” ve “askerler” diye ikiye ayrılır.

Arı kolonilerinde bir ana arı (kraliçe), erkek arılar ve işçi arılar (kısır dişi) vardır. Bu adlar pek de yerli yerinde değildir. Şüphesiz, bir kovanda, petekleri yapmak, kovanı temizlemek, balözü aramak vb. bütün işleri, işçi arılar görür. Ama termitlerde askerler pek de dövüşken değildir. Termit yuvalarını, karıncaların saldırılarına karşı daha çok işçi termitler savunur. Kral ve kraliçenin temel vazifeleri üremedir; kolonide “şeflik”le pek ilgileri yoktur.

Termitlerin, arıların ve karıncaların toplumsal yaşamı son derece karmaşıktır. Termit yuvasında kral odası, alttan direklerle desteklenmiş kilden bir “plato” üzerinde bulunan bir “besi yeri” kütlesinin ortasındadır. Altta büyük bir boşluk vardır. Deliksiz bir “duvar” termit yuvasını korur. Yuvanın yüksekliği 6-7 m’yi bulur.

  • Karıncaların Özellikleri

Bir karınca yuvası minyatür bir insan toplumuna benzetilebilir. Gerçekten de bir karınca toplumunda hasatçı, derleyici, bitki yetiştirici, bitki biti yetiştirici vb. karıncalar vardır. Karıncalar yuvalarını toplu yaşamaya elverişli şekilde yaparlar. Karınca yuvalarında genellikle bir taşın altına gizlenmiş girişten sonra çok sayıda dehlizle karşılaşılır; bunların kimi yumurtlama yeridir, kiminde erzak depo edilir, bazıları dinlenme yeridir, bazılarında da bitki ve hayvan yetiştirilir.[12]

  • Hayvanların Ortak Hayat Tipleri

Değişik türden hayvanlar birbiriyle anlaşabilir, birlikte yaşayabilirler. Ortak hayat tipleri üç kategoriye ayrılır: bazan bir tür öteki türden yararlanır, ama ikinci türün bu ortaklıktan çıkarı yoktur (Komensalizm). Bazan türler birbirlerine karşılıklı yarar sağlarlar (simbiyoz). Bazan da bir tür ötekinin sırtından geçinir (asalaklık). Meselâ, pilot balıklar köpekbalıklarına eşlik ederler. Ama bunu onlara yol göstermek için değil, onlar gibi gemilerden atılan artıklardan yararlanmak için yaparlar. Gene denizlerde değişik bir ortak yaşam biçimi, antikyalarla (deniz lâleleri) sarıbeyaz küçük bir balığı (soytarı balığı) bir araya getirir. Balık hep bir antikyanın yanında durur. Onun zehirli dokunaçlarına sürtünür. Çünkü onun dışkılarıyla beslenir. Onu temizler ve onu, -deniz kaplumbağaları kadar iri bile olsa- düşmanlarına karşı savunur. Gene antikyalar, adeta boks eldiveni gibi, bazı yengeçlere de hizmet eder. Yengeç, bunlardan birini kıskacının içine alır, böylece düşmanlarını korkutur.

Tatlı suda, acıbalıkla midye arasında bir yardımlaşma görülür. Acıbalık, tatlı su midyesinin kavkısının içine yumurtlar, yavru balıklar orada yumurtadan çıkar ve bir süre orada korunmuş olur. Buna karşılık acıbalık kavkısına yumurtladığı zaman, yumuşakça da kendi larvalarını salıverir, onlar da acıbalığın yüzgeçlerine yapışır. Böylece tam bir yardımlaşma gerçekleşmiş olur.

Tilki ile porsuk çoğu zaman aynı ini paylaşır. Afrika’da bir alaca porsuk olan ratel ile “gösterici” denen bir kuş bir arada yaşarlar. Porsuk, bal düşkünüdür, ama bazan yabanî arı yuvalarını bulamaz. Kuş ağaçtan ağaca uçarak onu bu yuvalardan birine götürür. Ratel, yuvayı yarar ve balını yalayıp yutar. Ondan sonra da kuş, bal mumuyla larvaları yer.

  • Termitlerin Özellikleri

Termitler, odunla beslenen böceklerdir. Sindirim borularında bir takım kamçılı hayvanları barındırırlar. Kamçılılar böyle bir barınaktan yararlanırlar, aynı zamanda termitin yediği odundaki selülozu sindirirler; bu sindirim olmasa, termit odunu özümleyemez.[13]

Yaban arısı, tırtıl ve virüs arasında tuhaf bir ortak hayat vardır: Yaban arısı larvaları çıkınca beslensin diye yumurtalarını bir tırtılın içine bırakır. Ama tırtıl kendi bağışıklık savunmasıyla karşılık verip yumurtaları tahrip eder. O zaman yaban arısı, yumurtalarında bulunan bir virüsü de tırtıla şırınga ederek, tırtılın bağışıklık savunmasını etkisiz kılar.

İnsan ve diğer omurgalılar, bit, pire, kene gibi bir takım dış asalaklarla, tenya, askaris gibi iç asalakların kurbanı olabilir. Bazı asalaklar, konağının dokularını kemirir, bazısı ise konağının besinlerinin bir kısmını yemekle yetinir. Asalağın konağı, az veya çok zarar görür.[14]

5- HAYVANLARIN BİTKİLERİ TOZLAŞTIRMASI

Hayvanlar âlemiyle bitkiler âlemi arasında da bir tür yardımlaşma olur. Bitkilerin tozlaşmasında bazı böceklerin ve kuşların mühim roller oynadığı bilinmektedir. Meselâ, çiçekleri dolaşan arı, balözü ve çiçek tozu aramak için bir çiçeğe konar. Bu sırada üzerine bulaşan çiçek tozlarını, konduğu aynı türden başka bir çiçeğe bulaştırır. Böylece o bitkinin tozlaşmasına ve döllenip üremesine sebep olur. Bizimki gibi iklimlerde tozlaşma yapan hayvanlar husûsiyetle böceklerdir.

Tropik bölgelerde, kolibriler, papağanlar ve yarasalar gibi bazı kuşlar bu işi görür. Kuşların yardımıyla döllenen çiçekler, bazan bunlarla aynı rengi taşır. Orkide gibi bazı çiçekler, böcek görünümündedir. Bu yüzden bir yaban arısının orkideyi başka bir yaban arısı sandığı olur. Tozlaşmada hayvanların rolü mühim olmakla beraber asıl etken, gene de rüzgârlardır.[15]

6- HAYVANLARDA ANLAŞMA

“İnsanlar, konuşa konuşa, hayvanlar, koklaşa koklaşa anlaşırlar” diye bir söz vardır. Konuşma, insanlar için bir anlaşma aracıdır. Hayvanlarda da anlaşma vardır. Meselâ köpek türünün havlaması, kedinin miyavlaması, kuşun ötmesi, bir anlaşma yoludur.

  • Hayvanların Sesli Anlaşması

Hayvan türlerinden her birinin kendilerine mahsus bir dili vardır. Bununla anlaşır, çevrenin durumunu öğrenirler. Meselâ tavuk, kendine mahsus bir ses çıkarır. Bu ses, yem bulduğunun bildirilmesidir. Bu sesi duyan yavruları koşarak annelerine gelirler.[16] Bazı hayvanlar bir tehlike olduğu zaman acı acı bağırmalarıyla bunu hemcinslerine bildirirler, onlar da bu tehlikeden korunmanın yolunu ararlar. Her türün anlaşmasını temin gayesiyle Allah Teâlâ canlılara konuşma ve anlaşma kabiliyeti ilham etmeseydi, canlıların toplu hâlde yaşamaları mümkün olur muydu?

Sıcak gecelerde bulundukları yerlerde tuhaf sesler çıkaran kurbağa ve benzeri hayvanların bu sesleri, uzaklaşan dişilerini çağırmaktan başka bir şey değildir. Fil sürüleri bir an bile tuhaf gürültüler çıkarmadan duramazlar. Bize gürültü tarzında gelen bu sesler onların konuşup anlaşmaları olabilir. Filler, sürüler halinde yürürler. Ancak sürü dağılıp her bir fil bir tarafa gidince fillerin çıkardığı gürültü de duyulmaz olur. Belki filler, içlerinden suç işleyen birisini sürüden uzaklaştırmak ve yalnızlığa terk etmek için böyle bir yola başvuruyor olabilirler.[17]

Kargaların sesleri, duruma göre açıkça değişmektedir. Aslında kargalar bu sesleri, kendi hemcinslerini herhangi bir tehlikeden sakındırmak için çıkarmaktadırlar. Neşeli anlarında da kahkahaya yakın sesler çıkarırlar. Konuşma özelliği sadece hayvanlara mahsus değildir. Bazı böcek türlerinin de kendilerine göre konuşma ve anlaşma metodları vardır. Meselâ, örümcek, yaptığı ağını dişisiyle konuşmak için kullanmaktadır. Erkek örümcek, ağın ağzında durur ve dişisini cezbeder. Dişi de onu karşılar, ağın örülmesinde direktif alıp verir.[18]

Bazı hayvanlar, insanların da sözlerini anlarlar ve karşılık verirler. Meselâ, köpekler bu hususta çok mahâretlidirler. Tavuklar, belli bir sesle çağrılırlar ve koşarak gelirler. Sığırlar, ıslıkla su içmeye çağrılır. Çocuklar balıkları avlamak için özel bir ses çıkararak onların toplanmalarını temin ederler.[19]

Kuşların anlaşma aracı, ötmedir. Fakat ötüşlerin çeşitleri vardır. Bazı ötüşler, belki sevinçten kaynaklanan bir şarkı söylemedir. Bazı ötüşler, bir uyarı çığlığıdır. Uyarı çığlığı, aynı türden kuşları bir tehlikeden haberdar etmeğe yarar. Ama çoğu zaman öteki hayvanlar tarafından da anlaşılır. Yavru kuşlar, özel bir çığlık atarak yem isterler. Ayrıca toplanma, yumurtlama, hiddet, tehdit vb. çığlıkları da vardır.

Ötme, çoğunlukla erkeklere vergidir. Kuşlar, ılıman kuşakta hususiyetle ilkbaharda öterler. Bülbülün, karatavuğun, ardıçkuşunun ötüşleri birbirlerine seslenme gibidir. Bazı kuşlar sonbaharda ve kışın da öter. Kuş ötmekle, kendi türünden öteki erkeklere karşı, kendi topraklarının hâkimi olduğunu bildirir. Artık burasının, üreme dönemi süresince kendi çöplüğü olduğunu açıklamış olur. Bazan ötme, bir dişiyi yanına çağırmak içindir.

Geyikten maymuna kadar memelilerin de kendilerine özgü zengin lügatçeleri vardır. Meselâ, aslanın 9 km öteden duyulan kükremesi, sürünün hayat sahasını başkalarına bildirmek içindir. Geyiğin ormanlarda ekim ayında böğürmesi, kızgınlık evresinin başladığını gösterir.

Yunuslarla diğer balinagillerin bu bakımdan özel bir üstünlüğü vardır. Ses çıkarma onların yaşamında çok mühim bir rol oynar. Bir çeşit ıslığa veya sızıldanmaya benzeyen bu sesler, yönlerini bulmak için çıkardıkları ultrasonlardan farklıdır.

  • Hayvanların İşaretlerle Anlaşması

Bazı hayvan türleri bir takım işaretlerle anlaşır. Meselâ, kemirgenlerde veya böceklerde dokunmaya dayalı işaretler vardır. Karşılaşan iki hayvan, burunlarını birbirine sürter. Karşılaşan iki böcek anten (duyarga) sürtüştürme oyunlarına girişir.

  • Arıların Dansı

Bir de arıların ünlü dansı vardır: işçi arılar bol tatlılı (balözü) çiçeklerin nerede bulunduğunu dans ederek arkadaşlarına bildirir. Arıların dansı dikey bir çap üzerinde yapılır: basit bir çember; “kovandan yüz metre gitmeden çiçek var” demektir. 8 biçimi dansta, sekizin orta çizgisi dikey çapa göre ne tarafa eğikse, çiçek güneşe göre o tarafta demektir. Arı, eksenden aşağı doğru inerse, çiçek, güneşe karşıt doğrultuda demektir.

Görsel işaretler, kuşlarda olduğu kadar memelilerde de mühimdir. Meselâ, kurtlar haberleşmek için kuyruklarını veya kulaklarını kullanır. Boğalar, ayaklarıyla yeri eşer veya boyunlarını yere sürter. Kuşlarda, çavuşkuşu tepeliğini dikeltir, saksağan kuyruğunu oynatır.

Rüzgârın bir kelebeği üst kattaki pencereden içeri attığını düşünelim. Dişi kelebek hemen gizli bir işaretle erkeğine haber verir. Erkek kelebek ne kadar uzakta bulunursa bulunsun, bu işareti alır ve karşılığını verir. Bu kelebeği şaşırtmak istesek şaşırtamayız. Acaba bu çelimsiz ve cılız yaratığın telsiz vericisi ve erkeğinin telsiz alıcısı mı vardır? Yoksa dişisi, havayı titreştiriyor da, öteki bu titreşimleri mi alıyor?[20]

  • Hayvanların Kokularla Anlaşması

Memelilerin pek çoğu, -köpeğin bir duvara bir kaç damla siymesi gibi- özel bezlerinden salgıladıkları kokulu maddelerle hayat sahalarını belirler. Meselâ, dağ keçisi, kokulu bir madde bırakmak için başını ağaçlara sürter. Bu çeşit maddelere “feromon” denir. Bunlar, dışarıya salınan hormonlardır. Feromonların davranışa yönelik işlevleri çok çeşitlidir. Toplumsal süreçlerin bütün çeşitlerinde rol oynar. Böceklerde, husûsiyetle çekirge, arı ve karınca gibi hayvanlarda bunun çok daha mühim bir rolü vardır. Arılarda ana arı, işçi arıların yaladığı bir madde salgılar. Bu, aynı kovanda barınan arıların birbirini tanımaları için tam bir kimyasal işarettir.

7- HAYVANLARLA İNSANLARIN ANLAŞMASI

İnsanların bazı hayvan türleriyle çok iyi anlaştığını hepimiz biliriz. Meselâ, kedi, köpek gibi ev hayvanları kendi adlarından başka sahibinin söylediği pek çok kelimeyi anlayabilir. Hayvan psikolojisi uzmanları husûsiyetle maymunlarla diyolog kurmayı ve bu diyoloğu ileri götürmeyi denediler. Bu deneylerinde mühim mesafeler katettiler. Bir şempanze ile sağır ve dilsizlere özgü işaret diliyle bazı hususlarda anlaşılabileceğini gördüler.[21]

Bazı evcil köpeklerin sahibinin konuştuklarının pek çoğunu anlaması, insanı çok düşündürüyor. Bunun için hayvanların yaşamlarını sadece bir “içgüdü”yle açıklamak çok büyük bir haksızlıktır. Bundan, onların da kendilerine göre bir aklı, anlayışı olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.

8- CANLILARIN KENDİLERİNİ KORUMALARI

İnsan nasıl kendisini korumasını biliyorsa, pek çok canlı da kendisini korur. Bunun örnekleri çoktur. Dr. Archibald Roteldog, bir vahşi hayvanı evcilleştirir, bu hayvan ağır bir şekilde yaralanır. Doktor yarayı yıkayıp gerektiği şekilde sargısını yapar. Fakat hayvan, sanki doktorun yaptığı sargıyı beğenmemiş gibi onu çözer ve yarayı güzelce diliyle yalayıp güneşe ve temiz havaya bırakır. Yara da kısa zamanda iyileşir. Bu, Allah’ın hayvana bahşettiği bir duygu ve davranıştır. Meselâ, ayılar hastalandıkları zaman bazı bitkilerin köklerini eşeleyip yiyerek tedavi olurlar. Yılan, hazım için ıtır liflerinin köklerini yutar. Hayvanlar ve kuşlar sıtmaya yakalandıkları zaman güneşli ve açık havalı yerlerde yerleşirler. Zararlı bir şey yediklerini farkettikleri zaman, bunu tamamen kusturacak veya ishal yapacak bitkiler yerler.

Yaban tavuğunun bacağı kesildiği zaman hemen onu çamurla sıvayıp, üstünü, bulduğu elyafla sarar. Kuşlar, sık sık gagalarını ağaçlara sürterek temizlerler, sık sık yıkanırlar. Toplu hâlde yaşayan hayvan ve kuş grupları, arkadan kendilerini koruyacak, önden yolu keşfedecek elemanlar tayin ederler. Meselâ, ormanda filler -cezalandırmak üzere topluluktan ayırdıkları hariç- yalnız başlarına dolaşmazlar.

Fil grupları gidecekleri yerde su ve gıda kontrolü için öncüler gönderirler. Kuş sürülerini, erkeklerinin en kuvvetlileri korur. Ceylanlarda ise koruyucular arkada bulunur. Çünkü en tehlikeli düşmanları olan kurtlar çoğunlukla arkadan saldırırlar. Çekirgeler de bir grubu keşif için önden gönderirler. Afrika’da vahşî mandalar, koruyucularını bütün yollara hâkim olan ormanın yüksekçe bir yerinde vazifelendirirler.

Kastor kuşu, ağaç dallarını ve yapraklarını keserek büyük gürültü çıkardığından dört yanında gözcü bulundurur. İki ceylan otlarken nöbetleşe otlarlar. Birisi otlar, öteki nöbet tutar, sonra beriki otlar, öteki nöbet tutar.[22]

Gençliğimizde bazan avcılık yapardık. Çok yağan yağmurlardan arazilerimizin alt tarafında büyük bir su birikintisi meydana gelirdi. Buraya zaman zaman iri ördek grupları gelirdi. Bir defasında buraya avlanmaya gittim. Çalıların arkasına iyice saklandım. Bir grup iri ördek geldi, su birikintisinin etrafında bir kaç tur atıp bir tehlike olup olmadığını kontrol ettiler. İyice saklanıp hiç kımıldamadığım için beni fark edemediler. Su birikintisine topluca inip kondular, bir süre hiç birisi kımıldamadan bir süre bekledi. -Belki komutanlarının emriyle- bir daha havalandılar, iki tur daha attılar. Sonra bir tehlike olmadığı kanâatine varınca tekrar konup yayılmaya başladılar. Bu onlara Allah’ın bir ilhâmı değil de nedir?

Bir defasında bir kedinin yerde yiyecek toplayan kumruları avlamak için onlara doğru yaklaşışını izledim ve hayretler içinde kaldım. Kedi tam siper biçiminde yavaş yavaş ilerliyor. Gözünü asla avlarından ayırmıyordu. Kumrular bir yiyor, “acaba bir tehlike var mı?” diye bir etraflarına bakınıyorlardı. Kumrular yemeyi bırakıp etraflarına bakınca kedi tam siper biçiminde adeta yere yatıyordu. Böylece onlara epeyce yaklaştı, onları uçmadan yakalayabileceği bir mesafeye gelince üzerlerine atladı ama kumrular uçarak canlarını kurtardılar. Bu, hayvanlara Allah’ın ilhâmından başka bir şey değildir. Bütün hayvanlar bir taraftan yiyeceklerini yerler, öbür taraftan düşman geliyor mu diye etraflarını gözetlerler. Bu, onların akılsız olmadığını gösterir.

9- HAYVANLARIN YER VE YOL BULMA YETENEKLERİ

Bazı hayvan türleri, husûsiyetle bazı kuş türleri bir yerden başka bir yere göç ederler. Leylek, kırlangıç, bülbül, guguk, sağan vb. bazı göçmen kuşlar yaz sona ererken Afrika’ya göçüp orada kışlarlar. Havalar ısınınca yeniden gelip ülkemizde önceki yerlerinde yuvalarını tekrar yaparlar.

  • Göçmen kuşların Özellikleri

Göçmen kuşların çoğu, ya erişkin üyelerine uygun beslenme ve iklim şartları bulmak veya yavruların büyümesi için gerekli şartları sağlamak amacıyla göçer. Ama göç sebebi, sadece yiyecek kıtlığı değildir. Meselâ, sağanlar, daha ortalık böcek dolu iken ağustos ayında göçerler. Aslında günlerin kısalması kuşların gözlerini, beyinlerini, beyindeki hipotalamus ve hipofiz bezlerini etkiler. Bunlar da üreme bezlerini etkiler. Bu sebeple, günler kısalmadan göçmek gerekir.

Bazı hayvanların, insanın anlamakta güçlük çektiği bazı davranışları vardır. Meselâ, Ekvator Afrika’sından dönen kırlangıç Türkiye’nin herhangi bir bölgesindeki bir önceki yıl yaptığı yuvayı ertesi yıl gelip nasıl bulabiliyor? Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, göçmen kuşların başlıca nirengisi güneştir. Ama sadece güneş değildir. Çünkü bazan gece de yol alırlar. O hâlde aynı zamanda aydır ve yıldızlardır. Güneşin, ayın ve yıldızların görünür hareketleri, kuşların yön bulmasında bazı düzeltmeler yapmasını gerektirir. Kuşlar, hava kapalı olduğu zaman karadaki dağlar, akarsular, kıyılar vb. nirengileri kullanırlar. Türlerden bir çoğu, yardımcı araç olarak yer manyetik alanından yararlanır. Yer bellemek işe yarar, ama kuşların yer bulması, yön belirlemesi çoğunlukla doğuştan gelir.[23]

10- OLAĞANÜSTÜ HAYVANLAR

Yaratıklar içinde yegâne âlet kullanan canlı, insandır. İnsan hem âlet yapar ve hem de kullanır. Hayvanları ele aldığımız zaman, evet onlar içinde bir âlet yapabileni yoktur. Ancak bazı hayvanlar basit şekilde de olsa bazı âletleri kullanabilme yeteneğine sahiptir. Meselâ, karga kabuklu bir cevizi kapar, onunla birlikte havaya yükselir ve kırmak için yere bırakır. Martı aynı şeyi kabuklu bir hayvanla, yırtıcı kuş bir kaplumbağa ile yapar.

Ardıçkuşunun Özellikleri

Ardıçkuşu, kabuğunu kırmak için salyangozu, çıkıntılı bir taşı örs gibi kullanarak, taşın üstüne çarpar. Afrika’da yaşayan leş akbabası, devekuşu yumurtasına bayılır. Ama gagası onu kıracak kadar kuvvetli değildir. O da yerden bir taş alır, başını yukarı kaldırarak taşı yumurtanın üstüne bırakır.

Kuzey Pasifik’te yaşayan deniz samuru, denizde sırt üstü yatar. Karnının üstüne bir taş koyar. Yiyeceği deniz kabuklularını kırmak için ona çarpar. Ammophila cinsinden kazıcı arılardan bazıları (bunlar yaban arılarına yakın böceklerdir), kazdıkları yuvanın girişini gözden saklamak için çenelerinin arasına küçük bir çakıl alır, bununla toprağı bastırıp sıkıştırır. Bir karatavuğun kış boyunca, yiyecek bulmak için, bir dal parçası alıp onunla 4-5 cm kalınlığında, 900 cm² karı süpürdüğü görülmüştür.

Doğu Asya’da ve Avustralya’da yaşayan ve terzi kuşu da denen ötleğenler, örümcek telleriyle veya başka ipliklerle büyük bir yaprağın kenarlarını birbirine bağlarlar. Böylece bir boru elde ederler ve yuvalarını oraya yaparlar. Bazıları iplikleri geçirmek için yaprakların kenarlarını bile delerler. Galapagos ispinozunun gagası kısa ve konik biçimdedir; bu yüzden, ağaç çatlaklarına saklanmış olan böcekleri yakalayamaz. O zaman bir kaktüs dikeni alır ve çatlaklara sokarak böcekleri şişleyip çıkarır. Diken çok uzunsa, uygun uzunlukta olanı kullanmak üzere iki parçaya böler.

Kuzey Amerika’da yaşayan bir kemirgen (neotoma), inine ulaşan çığıra çeşitli doğrultuda dikilmiş kaktüs dikenleri döşeyerek muhtemel bir düşmanı yoldan geri çevirmeye çalışır. Fil, kaşınmak için hortumuyla tuttuğu bir çubuk kullanır. Bir örümcek salgıladığı ipek ipliğini sapan gibi kullanır: onu ayaklarıyla döndürür ve yanından uçarak geçen böceklerin üstüne fırlatır.

  • Şempanzelerin Özellikleri

Şempanzeler, bir ağacın yarığında birikmiş suyu içebilmek için bir avuç yaprak alır, ona daldırır, sonra yaprakları emerek suyu içerler. Cevizleri kırmak için iri çakıl taşları kullanırlar, bazan bunları yanlarında taşırlar. Şempanzeler, termit avlamak için, termit yuvasına 50 ile 75 cm uzunluğunda bir çomak sokarlar, termitlerin ona sıvaşmasını beklerler, sonra geri çekerek böcekleri yerler. Hatta bazı maymunların, çomak termit yuvasına kolayca girsin diye çomağın üzerindeki kabuğu soyarak pürüzleri giderdiği görülür. Bazılarının gerekebilir diye bu tür değnekleri yanında taşıdığı görülür.

Hayvanlardan bazılarının basit çapta da olsa bazı âletleri kullanmaları, onların gerçek bir zekâ sahibi olduğunun kanıtıdır. Bu hayvanlar, yalnız içgüdü ile çözülemeyecek yeni bir problemi çözme yeteneği göstermektedir.[24] Bazı hayvanların yaptıklarına baktığımız zaman onların gerçekten akıl ve şuurdan tamamen yoksun olduğunu söylememiz güçleşir.

Keklikler, yavrularını yakalamak isteyen avcıları şaşırtmak ve yavrularının saklanmalarını sağlamak amacıyla kanadı kırık numarası yaparlar. Avcı onu yakalamak için yaklaşınca uçarak kaçarlar. Yavruları da hemen bitkilerin aralarına saklanırlar. Bazılarının saklanma şekli de çok ilginçtir: saklanmak için uygun bir yer bulamazsa bu defa büyükçe bir ağaç yaprağını ayaklarıyla tutarak ters yatmak suretiyle yaprağın altına saklanırlar. Bazı hayvanlar buna benzer çok ilginç davranışlar sergilerler. Bunları sadece bir “içgüdü” kavramıyla açıklamak mümkün değildir. Demek ki Yüce Yaratıcı, hayvanlara da yiyecek bulma, düşmandan korunma ve böylece hayatlarını devam ettirmenin yöntemlerini öğretmiştir.

11- HAYVANLARDAN YARARLANMA

İnsanların rızık olarak faydalandıkları gıdaların en mühimlerinden biri de hayvansal gıdalardır. Husûsiyetle eti yenen hayvanların etlerinden yiyecek olarak istifâde edilir. Bazı hayvanların sütlerinden faydalanılır. Hayvanlardan bir kısmı aynı zamanda binit olarak da kullanılır. Pek çok hayvanın derisinden, yününden, kılından yararlanılır. Hayvanlar çeşitli açılardan insanlar için çok yararlı yaratıklardır. En’âm Sûresi’nde şöyle buyrulur:

“Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan Allah’dır. Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (En’âm, 6/142).

İbret almak isteyen insan için, gördüğü her şey ibrettir. İbret almak istemeyen için ise hiç bir şeyin değeri yoktur. Nahl Sûresi’nde Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kuşkusuz sizin için hayvanlarda büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.” (Nahl, 16/66) Süt, insanlar için içimi tatlı, hoş, kolay, son derece besleyici bir gıda maddesidir. Yüce Allah, sütü oluşturduğu yere insanların dikkat nazarlarını çekiyor. Sütü, böyle bir yerden yaratmış olmasının önemini hatırlatıyor. Yüce Allah Mü’minûn Sûresi’nde de şöyle buyurur:

“Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (yani aldıkları besinleri süt haline getirerek bunu) size içiririz. Onlarda sizin için bir takım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.” (Mü’minûn, 23/21-22)

Yüce Allah, yarattığı pek çok yaratığı insanın hizmetine vermiştir. Hayvanlar, çeşitli yönleriyle insanlara hizmet vermektedir. “Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikâmet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler (ticâret malı) var etmiştir. Allah, yarattıklarından size gölgeler yapmış, dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini Müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.” (Nahl, 16/80-81)

Bu âyetler, hayvanların, insanlara olan bazı yararlarını ifâde etmektedir. Yüce Allah, Nahl Sûresi’nde hayvanları insanlar için yarattığını bildirir:

“Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. Sizin için onlarda ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken, bir güzellik (bir zevk) vardır. Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak, canlara eziyet ederek varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir. Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve süslenmeniz için (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” (Nahl, 16/5-8)

İnsanlar eskiden nakil vasıtası olarak bu âyetlerde zikredilen hayvanlardan; deve, at, katır, fil vb. diğer bazı hayvanlardan yararlanırlardı. Ama son zamanlarda insanlar Allah’ın verdiği akıl, enerji ve güçle nice nakil vasıtaları icad etmişlerdir ki bunların taşıma gücü ve hızı insanı hayretler içinde bırakacak derecededir. Âyette geçen; “şu anda bilemeyeceğiniz daha nice nakil vasıtaları yaratır” ifâdesinin işaret ettiği husus -Allah bilir- budur. Yüce Allah, Mü’min Sûresi’nde şöyle buyurur:

“Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız. Allah size âyetlerini (kudretinin üstünlüğünü ve rahmetinin enginliğini) gösteriyor. Siz Allah’ın âyetlerinden hangisini inkâr edersiniz?” (Mü’min, 40/79-81)

Bütün hayvanlar insanlar için yaratılmıştır. Yâsîn Sûresi’nde şöyle buyrulur:

“Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar. Onları kendilerinin buyruğuna verdik; Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler. Onlarda daha nice faydalar, içecekler (sütler) vardır. Hâlâ şükretmezler mi?” (Yâsîn, 36/71-73)

12- DEVENİN YARATILIŞI

Allah bu âlemdeki her şeyi yaratandır. Allah’ın yarattığı her şey, Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine delildir. Bu cümleden olarak devenin yaratılışı da Allah’ın kudretine delildir. Bu konuda şöyle buyrulur:

“Devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” (Ğâşiye, 88/17-20)

  • Develerin Özellikleri

Devenin yaratılışı, Allah’ın varlığının ve üstün kudretinin bir belgesidir. Bu hayvan üzerinde yapılan ilmî araştırma ve inceleme sonucu onun onbeş kadar özelliğinin bulunduğu ortaya çıkmıştır.

1) Deve zeki bir hayvandır. Kendisine iyi davranan sürücüsüne karşı hep itâatlıdır ve hep uysal davranır.

2) Hafızası oldukça kuvvetlidir. Çölde bir defa yürüdüğü yolu ve yönü unutmaz.

3) Gücünü aşan ağır bir yük yükletilince değişik bir ses çıkarır, homurdanır ve yere yatıp kımıldamamakta direnir.

4) Canını fazla sıkan sürücüsünün yüzüne dikkate değer bir nişancılıkla tükürdüğü olur.

5) Son derece dayanıklıdır, aşırı yüke katlanabilir.

6) Yağlı dokulardan meydana gelen hörgücü, yiyecek kalmadığı zaman besin deposu vazifesi görür.

7) Midesi üç bölümdür. Bunlardan biri, dört litre su alabilen su depo edici hücrelerle astarlanmıştır. Bu bakımdan hiç sıkıntı çekmeden üç gün susuz yaşayabilmektedir.

8) İki dizi halinde gür kirpikleri vardır. Bu kirpikler, gözlerini, uçan kum zerreciklerine karşı korur.

9) Çizgi gibi uzun ve bol kıllı burun delikleri, savrulan kumların burun içine girmemesi için kapanabilir husûsiyettedir.

10) Uzun bacaklarıyla enli ayakları, oynak kumların üzerinde rahat yürümesine çok elverişli bir yapıdadır.

11) Uzun eğri boynu hem uzaktan gelen tehlikeyi zamanında görmesine yardımcı olmakta, hem de çöktüğü yerden kalkarken kaldıraç vazifesi yapmaktadır.

12) Tek hörgüçlü olanı (hecin devesi), saatte 12-15 km’lik bir hızı, onsekiz saat süresince devam ettirebilir.

13) İri yapılı bir deve, 200-300 kilo yük taşıyabilir.

14) Deve tüyünden yapılan dokumalar insan sağlığı için çok elverişlidir.

15) Devenin etinin ve sütünün besin değeri çok yüksektir. Eti mayasıla, sütü mide rahatsızlığına iyi gelir.[25] Sahip olduğu husûsiyetler itibariyle çöl iklimine çok dayanıklı olan deve, nakil vasıtalarının gelişmediği devirlerde nakliyatta, çok mühim bir rol üstlenmiştir. Hayvanların bazısından binit olarak yararlanırız. Develer, filler, atlar, katırlar, eşekler vb. hayvanlar eşyalarımızın taşınmasında bize büyük faydalar sağlamaktadır. Husûsiyetle develerin uzun ve zorlu yollara dayanıklılığı, ciğerlerinde su depolaması ve aç kaldığı zaman gıda ihtiyacını uzun süre karşılayacak hörgücündeki yağ stoku ona ayrı bir husûsiyet vermektetir. Develer daha çok çöl yolculuklarında insanların çok işine yaramaktadır. Yüce Allah, bunlar üzerinde düşünerek ibret almamızı istemektedir.[26]

Dipnotlar:

[1] A. C. Morrisson, a.g.e., s. 40-41.

[2] A. C. Morrisson, a.g.e., s. 46-47.

[3] A. C. Morrisson, a.g.e., s. 53.

[4] Abdürrezzâk Nevfel, a.g.e., s. 172.

[5] İsmail Hekimoğlu, H. Hüseyin Korkmaz, İlimler ve Yorumlar, s. 44; Emin Arık, Ateizm’den İnanca, s. 142-143.

[6] Said Havva, İslâm’da Allah İnancı, Terc. Ramazan Nazlı, s. 101.

[7] Said Havva, a.g.e., s. 79-80.

[8] Afif Abdülfettâh Tabbâra, a.g.e., s. 75.

[9] Bir erkeğin bir çok dişiyle birleştiği, çiftleştiği hayvanlara “poligam” denir. (Meydan Larousse, XVI,171).

[10] Memo Larousse, I,72.

[11] Sıcak ülkelerde toplu hâlde yaşayan böcektir. Bunlar, divik de denen beyaz karıncalardır. (Meydan Larousse, V,396).

[12] Memo Larousse, I,72.

[13] Memo Larousse, I,73.

[14] Memo Larousse, I,73.

[15] Memo Larousse, I,73.

[16] Abdürrezzâk Nevfel, a.g.e., s. 175.

[17] Nevfel, a.g.e, s. 177.

[18] Nevfel, a.g.e, s. 177-178.

[19] Nevfel, a.g.e, s. 179.

[20] Emin Arık, Ateizm’den İnanca, s. 141-142.

[21] Memo Larousse, I,70.

[22] Abdürrezzâk Nevfel, a.g.e., s. 183-186.

[23] Memo Larousse, I,70-71.

[24] Memo Larousse, I,116.

[25] Celal Yıldırım, a.g.e., XIII,6753-6754.

[26] Celal Yıldırım, a.g.e., VIII,4093-4094.

Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları

COĞRAFYA NEDİR, NEYİ İNCELER?

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle