Güzel Ahlak, Kardeşlik ve Ülfetin Fazileti

Ülfet, kardeşlik ve güzel ahlak; Allah’ın kalplerde yarattığı bir fazilet… İmam Gazâlî, bu nimeti tavizsiz izzetle korumanın, Müslüman şahsiyetin en önemli vasfı olduğunu hatırlatıyor.

Ülfet, güzel ahlakın neticesinde ortaya çıkan bir kazanımdır. Güzel ahlak, insanlara muhabbet duymayı, bir arada yaşayabilmeyi ve uyum içinde hareket etmeyi sağlayan bir hassasiyettir. Kötü ahlak ise asgarî düzeyde insanın geçimsizlik, ayrılık, bütünlüğe ve birliğe aykırı hareket etme şeklinde davranışlara götüren temel unsurdur. Neticesinde insanda çekememezlik, fesat, insanlara sırt çevirme ve buğz-kin gibi davranış kalıplarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bu sebeple imam Gazzâlî, davranışları meyveye, duygu ve niyetleri ağaca benzetmekte ve ağacın güzel-hoşa giden bir tür olması durumunda meyvelerinin de güzel ve arzu edilen nitelikte olacağını söylemektedir.[1]

İMAM GAZÂLÎ’DEN GERÇEK ÜLFET VE TAVİZSİZ İZZET DERSİ

Ülfet Nedir?

Gündelik hayatta sıkça kullanılan “ülfet”, Arapça'da rakamsal olarak “bin” anlamına gelmektedir. Bu sebeple dil âlimleri “ülfet” kelimesinin insanlar arasına karışabilmek, muaşeret sağlamak, dostluk kurabilmek ve kurulan dostlukları devam ettirebilmek anlamlarına geldiğini belirtmektedir.[2] Yani rakamsal olarak “bin” anlamına gelen “ülfet” olgusu, “insanın, birçok kimseyi muaşeret ve muhabbet duyarak hayatına dâhil edebilmesi, onların arasına karışabilmesi ve geçim sağlayabilmesi” anlamı taşımaktadır. Esasında “muaşeret” kelimesi de Arapça'da rakamsal olarak “on” anlamına gelen "işret-aşera" kelimesinden türemekte ve “insanın hayatında birçok kimseye yer verebilmesi, onlarla uyum içinde geçinebilmesi ve sağlıklı iletişim kurmasını” ifade etmektedir.[3] Bu sebeple “ülfet” ve “muaşeret”, insanlarla uyum içinde bir arada yaşayabilme ve gündelik ufak pürüzleri yahut iletişim kazalarını absorbe ederek ünsiyet ve muhabbeti, asgarî düzeyde de olsa saygı ve iletişimi devam ettirebilmeyi ifade eden davranış şekilleridir.

İmam Gazzâlî’nin belirttiğine göre “ülfet” Allah Teâlâ'nın ve O’nun kudretiyle insanın sahip olabileceği bir meleke olduğunu söylemektedir. Buna örnek olarak ise Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı kerimde Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hitaben ifade ettiği “Yeryüzündeki her şeyi harcamış da olsan insanların gönüllerini birleştiremezdin (kalplerine ülfet veremezdin). Halbuki Allah, onların kalplerini yumuşatan ve ülfet verendir.” (Enfâl-8/63) ayetini zikretmektedir.

Efendimiz’e En Yakın Olan; Ahlakı En Güzel Olandır

Güzel ahlak, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadislerinde de sıklıkla teşvik edilen hususların başında gelmektedir. “Sizlerden benim meclisime en yakın olanınız, ahlakı en güzel olanınız, insanlarla güzel geçinip onlarla omuz omuza vereniniz, ülfet duyan ve kendisine ülfet duyulanınızdır.”  hadisi yahut “Hakîkî mümin, ülfet duyan (insanlarla geçinen, onlara muhabbet duyan) ve kendisine ülfet duyulan (geçinilen) kimsedir. Bu ülfetten mahrum olan, ülfet duymayan ve ülfet beslenilmeyen kimsede hayır yoktur.” hadisi insanlarla geçim-uyum konusunda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ifade ettiği önemli hadislerdir.[4]

İnsanlarla geçim, onlara ünsiyet ve muhabbet duymak ve ülfet konusu geniş olmakla birlikte çerçevesi yine kitap ve sünnetle çizilmiştir. Bir Müslümanın insanlarla sürekli geçim halinde olması ve hadislerde belirtilen müjdeye erişebilmesi için İslâmî tüm değerlerden taviz vermesi beklenemez. Bu sebeple hakkaniyetle davranmak, Allah ve Rasûlü’nün belirttiği konulara sadık kalmak, helaller ve haramlar konusunda hassasiyet göstermek şeklindeki mesuliyetler söz konusu olduğunda insanların hatırı için taviz vermek mümkün değildir.

Daha doğrusu insanlarla geçinebilmek veya onların arasına girebilmek adına İslam’dan taviz vererek kurulan arkadaşlıklar, dostluklar yahut gösterilen müsamahalar, ayet ve hadislerde teşvik edilen ülfet, ünsiyet, muhabbet ve kardeşlik değildir. Nitekim Allah Teâlâ “yakın akraba, kardeş, ana-baba-evlat veya kendi aleyhinize dahi olsa adaleti tesis etmek gerektiğinde taviz verilmemesi gerektiğini” (Nisâ/4-135) emretmektedir. Bu sebeple bir Müslümanın, “insanların veya yakın akrabaların hatırı için Allah’ın hatırını” ikinci plana atması mümkün değildir.

Samimi bir Müslümanın hakkı ifa ve ifade etmesinden, vakar ve izzet sahibi olmasından, değerlerinden taviz vermemesinden, inancını ikinci plana atmamasından kaynaklı insanlar tarafından kabul görmemesi, esasında “gocunulacak yahut utanılacak” bir durum ve duygu değil, “övünülecek ve imrenilecek” muazzez bir duruşu ifade etmektedir. Bu sebeple insani ve İslâmî değerlerimizden taviz vererek elde edilen çok kimse veya prensipsiz ve başıboş şekilde her ortamda herkesle arkadaşlık kurmak yerine İslâmî hassasiyetlerle ve îmânî reflekslerle az kimseyle dostluk-arkadaşlık etmek, daha kıymetli, onurlu ve değerlidir. Ayet ve hadislerde teşvik edilen de nitekim budur.

Son olarak İmam Gazzâlî, insanlara muhabbet nazarıyla bakabilmenin önemli olduğunu belirtmekte, bu konuda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Şeklinde teşvikinin olduğunu söylemektedir. Ancak bu hadisin daha güzel şekilde nasıl anlaşılması gerektiğine dair bazı nakillere yer vermektedir. Bu bağlamda Hasan-ı Basrî’nin şunları söylediğini belirtmektedir:

“Kişi -ahirette- sevdiğiyle beraberdir.” hadisi seni yanıltmasın. Ebrâr-muttaki kullar ile birlikte olman, onların amellerini yapmana bağlıdır. Sadece kuru bir sevgiyle onların arasına katılamazsın. Nitekim Yahudi ve Hristiyanlar da peygamberlerini seviyorlar, ancak peygamberleri gibi amel etmiyorlar, dolayısıyla onlarla -ahirette- birlikte değiller.”

Hasan-ı Basrî’nin bu ikazına dayanarak İmam Gazzâlî, amele yansımayan, davranışa dönüşmeyen ve sevilenin amelleriyle örtüşmeyen kuru bir sevginin fayda vermeyeceğini ve insanı sevdiğiyle aynı derecede bir menzile getirmesinin, aynı seviyeye yükseltmesinin ve cennette aynı ikrama erdirmesinin yeterli olmayacağını ifade etmektedir.[5]

Yine Fudayl b. Iyâz, insanın sevdiğiyle birlikte olabilmesi için kuru bir sevgi iddiası yerine bazı davranışları göstermesi gerektiğini belirtmekte ve şunları söylemektedir:

“Evet, Firdevs cennetini istiyorsun, hatta Rahmân'ın evinde peygamberlerle, sadıklarla, şehitlerle ve salihlerle komşu olmayı arzu ediyorsun. Peki bunun için -onların yaptığı- hangi yaptın?

Hangi şehvet ve arzunu terk ettin?

Hangi öfke ve kinini yuttun?

Akrabalık bağını kesen ve sıla-yı rahmi terk eden hangi akraban ile görüşmeye devam ettin?

Din kardeşinin hangi hatasını affettin?

Hangi akrabandan Allah için uzaklaştın veya hangi uzak olana Allah için yaklaştın?”[6]

İmam Gazzâlî’nin bu konuda zikrettiği diğer önemli bir nakil ise Hz. Ömer’e (r.a.) aittir. Hz. Ömer buyurmaktadır ki “Din kardeşinin sevgisine ulaşabildiysen, sana, birinin seni sevmesi gibi bir nimet verildiyse buna sahip çık ve bunun kıymetini bil. Nitekim böyle bir nimete ve imkana sahip olan insan sayısı son derece azdır.”[7]

Dipnotlar:

[1] Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî, İhyâ-u ulûmi’d-Dîn (Cidde: Dâru’l-Minhâc, 2011), 4/11.

[2] Ebü’l-Fazl Cemâleddîn Muhammed b. Mükrim İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab (Beyrut: Dâru Sâder, 1414), 9/11.

[3] Mecdüddîn Muhammed b. Yakub el-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsü’l-muhît (Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2005), 440.

[4] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/13.

[5] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/21.

[6] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/22.

[7] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/23.

Hazırlayan: Dr. Mehmet Büyükmutu

İslam ve İhsan

ÜLFET NE DEMEK?

Ülfet Ne Demek?

HAKİKİ SEVGİ ÜÇ ŞEYLE BELLİ OLUR

Hakiki Sevgi Üç Şeyle Belli Olur

GERÇEK SEVGİYE NASIL ULAŞILIR?

Gerçek Sevgiye Nasıl Ulaşılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle