Allahʼa Verilen Güzel Borç
Ebû Talha ve Ebu’d-Dahdâh’ın (r.a.) infak örnekleri üzerinden, sevdiklerinden Allah yolunda vermenin ve karz-ı hasenin fazileti anlatılıyor.
Enes -radıyallâhu anh- şöyle der:
KARZ-I HASEN: SEVDİKLERİNDEN ALLAH İÇİN VERMENİN FAZİLETİ
Medîne’de Ensâr arasında en fazla hurmalığı bulunan, Ebû Talha -radıyallâhu anh- idi. En sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin yakınında bulunan Beyruhâ isimli hurma bahçesiydi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi.
“Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe, asla birr’e (yani îman, ibadet ve ahlâkta hayrın kemâl noktasına) erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân, 92) âyet-i kerîmesinin nâzil olduğunu duyan Ebû Talha, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e giderek:
“–Yâ Rasûlâllah! Benim en sevdiğim malım Beyruhâ isimli bahçedir. Onu Allah rızâsı için tasadduk ediyorum. Allah’tan onun sevâbını ve âhiret azığı olmasını diliyorum. Beyruhâ hurmalığını Allâh’ın Siz’e göstereceği şekilde kullanınız.” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdu:
“–Seni tebrik ederim! Kârlı mal dediğin işte budur!.. Onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum.”
Ebû Talha:
“–Peki, öyle yapayım yâ Rasûlâllah!” dedi ve bahçeyi bazı akrabalarıyla amcaoğulları arasında taksim etti. (Buhârî, Zekât 44, Vesâyâ 10, 17, 26, Tefsîr 3/5; Müslim, Zekât, 42, 43)
Buna benzer bir hâdise de yine sahâbeden Ebuʼd-Dahdâh el-Ensârî -radıyallâhu anh-ʼın yaptığı infaktır.
“Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allâh’a karz-ı hasen (güzel bir borç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah’tır. Sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.” (el-Bakara, 245) âyeti nâzil olduğunda Ebu’d-Dahdâh -radıyallâhu anh-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e giderek:
“–Yâ Rasûlâllah! Allah bizden borç mu istiyor?” diye sordu.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Evet ey Ebu’d-Dahdâh, Allah borç istiyor!” dedi.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, âhiretteki ecrini anlatarak mü’minleri sadaka vermeye teşvik etti ve:
“Kim Allah yolunda sadaka verirse, Cennet’te onun misliyle karşılık bulur.” buyurdu.
Bunun üzerine Ebu’d-Dahdâh:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü, eğer ben bahçemi sadaka olarak verirsem, Cennet’te onun bir benzeri bana verilir mi?” diye teʼyid almak için sordu.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Evet.” cevâbını verince Ebu’d-Dahdâh tekrar sordu:
“–Peki (zevcem) Ümmü’d-Dahdâh da benimle birlikte olacak mı?”
“–Evet.”
“–Ya çocuklarımız?”
“–Evet.”
Bu müjdeleri alan Ebu’d-Dahdâh -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’den elini uzatmasını istedi ve O’nun mübârek elini tutarak:
“–Ben, içinde 600 hurma ağacı bulunan bağımı Allâh’a borç olarak (yani mükâfâtını Allahʼtan bekleyerek) veriyorum!” dedi.
Diğer bir rivâyete göre Ebu’d-Dahdâh:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Benim iki bahçem var. Değerini tespit etmek üzere bir adamını gönder, bu iki maldan hangisi daha iyiyse onu tespit etsin ve onu sadaka olarak alsın.” dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ferva bin Amr’a:
“–Git, bu iki maldan hangisi daha iyiyse onu bırak, diğerini al!” buyurdu.
Ferva -radıyallâhu anh- gidip yerleri inceledi ve Rasûlullâh’a bilgi verdi. Bunun üzerine Ebu’d-Dahdâh şöyle dedi:
“–Sahip olduğum malların kötüsünü Rabbime veremem! Bilâkis ben Rabbime, sahip olduğumun en hayırlısını veririm. Dünya fakirliğinden de korkmam!”
Ardından Ebu’d-Dahdâh yürüyerek yeni infâk ettiği, içinde bağ evi de bulunan bahçesine gitti. Hanımı Ümmü’d-Dahdâh ve çocukları da oradaydı. Bahçeye girmeye çekinerek kapısında durdu ve hanımına seslendi:
“–Ey Ümmü’d-Dahdâh! Bu bahçeyi sadaka olarak verdim. Allah’tan Cennet’te bir benzerini satın aldım. Ümmü’d-Dahdâh da, çocuklarım da benimle beraber olacak diye şart koştum.”
Bunları duyan hanımı büyük bir sevinçle:
“–Ne kârlı bir alışveriş yapmışsın ey Ebuʼd-Dahdâh! Allah alışverişini mübârek kılsın!” dedi. Sonra da eşyalarını ve çocuklarını alarak bahçeden çıktı ve orayı Allah Rasûlü’ne teslim ettiler.
Yine bir rivâyete göre Ebu’d-Dahdâh’ın küçük çocukları bahçenin serin gölgeliğinden çıkıp Güneşʼin harâretine mâruz kalınca ağlamaya başladılar. Ümmü’d-Dahdâh ise:
“–Ağlamayın! Çünkü babanız bu bahçeyi Rabbine sattı!” diyerek onları şefkatle tesellî etti.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
“Cennet’te Ebu’d-Dahdah için hazırlanmış, dalları sarkan nice iri hurma ağaçları var!” buyurdu.[1]
Hisse:
Zor zamanlarda müslümanların yapacağı infakların, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde “karz-ı hasen”, yani “Allâhʼa verilen güzel bir borç” olarak tavsif edilmesi, bu tür fedakârlıkların Allah katındaki yüksek kıymetini ve ecrinin büyüklüğünü vurgulamak içindir. Yoksa Cenâb-ı Hak borçlanmaktan ve her türlü ihtiyaçtan münezzehtir, bilâkis bütün mahlûkat Oʼna muhtaçtır.
Sevdiklerinden infak ve karz-ı hasen fazîletlerini tâlim eden bu kıssalar; kendilerini canlarıyla, mallarıyla ve bütün imkânlarıyla Allâhʼa adamış olan ashâb-ı kirâmdan, kıyâmete kadar gelecek ümmete numûne-i imtisâl olan ne güzel hâtıralardır. Allah için fedakârlık hususunda, hanımıyla erkeğiyle ashâb-ı kirâmın gönül ufkunu yansıtan ne muhteşem fazîlet tablolarıdır.
Hadîs-i şerîfte:
“Sahip olunan şeylerin en fazîletlisi; zikreden bir dil, şükreden bir kalp ve kocasının îmânına yardımcı olan sâliha bir zevcedir.” buyruluyor. (Tirmizî, Tefsir, 9/9)
Ebu’d-Dahdâh -radıyallâhu anh-’ın zevcesinin, hiç yüzünü ekşitmeden, bilâkis büyük bir memnûniyetle kocasını yaptığı hayırdan dolayı tebrik etmesi, eşlerin dînî hususlarda birbirine destek olmalarına, ne güzel bir misaldir.
Muhterem babamız Mûsâ Efendi de yeni evlenenlere şu nasihatte bulunurdu:
“Zevc ve zevce, birbirine karşı merhametli olmalıdır. Gerçek şefkat ve merhametiniz, Allah yolunda birbirinize destek olmanızla anlaşılır. Seherlere ve sabah namazına birbirinizi uyandırmanız, hakikî merhametin bir işareti sayılır.”
Rabbimiz bizlere, eşlerimize ve evlâtlarımıza;
–Allah için sevdiklerimizden infâk edebilme şuurunu,
–Bilhassa İslâm’ın ve müslümanların zor zamanlarında karz-ı hasen (Allâh’a güzelce borç verebilme) fazîletini,
–Birbirimizi dâimâ hayır-hasenat ve sâlih amellere teşvik edebilme meziyetini,
–İyilik ve takvâda yardımlaşma gayretini ihsân eylesin.
Âmîn!..
Dipnot:
[1] Bkz. Taberî, Tefsîr, II, 803; Râzî, VI, 141-142, 166, [el-Bakara, 245 tefsîrinde]; Hâkim, Müstedrek, II, 24/2194; Mukatil bin Süleyman, Tefsir, 1/204, 4/242; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 3/123.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!