Gıybet Abdestin Fazîletini Giderir, Oruçlunun Oruç Sevâbını Yok Eder

İbn-i Atâullah el-İskenderî Hazretleri buyurur: “Senin hakkında en fazla korkulan şey, insanlarla karışıp görüşmendeki durumundur. Gıybeti kulağınla dinlediğin yetmiyormuş gibi, bir de dilinle onlara ortak oluyorsun! Oysa gıybet, abdestin fazîletini giderir, oruçlunun oruç sevâbını yok eder!”

Orucun gönüllere kazandıracağı en ulvî haslet, bütün günahlardan sakınma hassâsiyetini kalpte sâbitlemektir. Bu gayret ve hassâsiyet içinde olmayan biri, zâhiren oruçlu olsa bile, bu ibadetin ecrini zâyî etmiş demektir.

Bu hususta Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin şu îkâzı çok mânidardır:

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allâh’ın, o kimsenin yeme-içmeyi bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)

Zira oruçluyken ağzımıza bir şey girmemesine dikkat ettiğimiz kadar, ağzımızdan çıkan her kelimeye de dikkat etmeliyiz. Öyle ki bilhassa oruçlu iken dilimizden dâimâ hak ve hakîkat ifadeleri, nezâket ve zarâfet dolu pırlanta sözler dökülmelidir.

Buna mukâbil, orucun feyz ve rûhâniyetini zedeleyen gıybet, dedikodu, nemîme/söz taşıma, yalan, iftirâ, lüzumsuz tartışma ve mâlâyânî konuşmalara karşı da âdeta bir “sükût orucu” tutmalı, Hazret-i Mevlânâ’nın tâbiriyle; “sözün maskarası olmak”tan sakınmalıyız.

Dilin âfetlerinden biri olan gıybet ise, ekseriyetle mânevî ağırlığı fark edilmeden, kolayca ve en çok işlenen günahlardan biridir. Hâlbuki âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak gıybet günahını, “ölü kardeşinin etini yemek” (Bkz. el-Hucurât, 12.) kadar çirkin bir cürme teşbih etmektedir. Zira ölü biri, kendisine söylenenlere cevap veremez ve kendini savunamaz. Gıyâbında konuşulan kimse de bu hususta ölüye benzer. Bu sebeple bir din kardeşini, kendisinin bulunmadığı bir yerde, hoşlanmayacağı şekilde anmak da onun ölü etini yemeğe benzetilmiştir.

Nasıl ki ağza giren maddî yiyecekler orucu bozarsa, ağızdan çıkan gıybet ifadeleriyle “ölü kardeşinin etini yemek” de orucun bütün feyz ve rûhâniyetini ziyan etmektir.

Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, oruçlu iken gıybet eden iki kadın hakkında;

“Bunlar, Allâh’ın helâl kıldığı şeylerden kendilerini tuttular, onlara karşı oruçlu oldular; haram kıldığı şeylerle de oruçlarını açtılar. Birbirinin yanına oturup, insanların etlerini yemeye (gıybet etmeye) başladılar.” buyurmuştur. (Ahmed, V, 431; Heysemî, III, 171)

Hak dostlarından Abdullah Dehlevî Hazretleriʼnin şu kıssası da çok mânidardır:

Hazretin oruçlu olduğu bir gün, yanında sultânı kötülediler. Dehlevî Hazretleri:

“–Eyvah, orucumuz bozuldu!” buyurdu.

Bir talebesi:

“–Efendim, siz gıybet etmediniz ki!” dediğinde ise:

“–Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik. Gıybette, söyleyen de dinleyen de aynıdır.” buyurdu.

Yani gıybetin bir esintisi bile, kulu orucun sevabından ve gönül feyzinden mahrum etmeye yetiyor.

Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde, birçok ibadet ve tâatin büyük mükâfatları bildiriliyor. Fakat o sâlih amelleri işlerken, bazı hatâ ve kusurlara dikkat etmezsek, o büyük ecirlerden mahrum kalabileceğimizi unutmamalıyız. Dolayısıyla, sâlih amellerimizin edâsı için gösterdiğimiz gayretin bir benzerini, hattâ daha fazlasını, o amellerimizin ecrini zâyî etmemek için de göstermeliyiz. Buna ilâveten, amellerimizin kabulü için Cenâb-ı Hakkʼa ilticâ hâlinde olmalıyız.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Mart, Sayı: 481

İslam ve İhsan

RAMAZAN'DA GIYBET VE YALAN'DAN UZAK DURUN

Ramazan'da Gıybet ve Yalan'dan Uzak Durun

ORUÇLUYKEN GIYBET EDEN İKİ KADININ DURUMU

Oruçluyken Gıybet Eden İki Kadının Durumu

DEDİKODU (GIYBET) ORUCU BOZAR MI?

Dedikodu (Gıybet) Orucu Bozar mı?

ORUÇLU KİMSENİN GIYBET ETMESİ ORUCA ZARAR VERİR Mİ?

Oruçlu Kimsenin Gıybet Etmesi Oruca Zarar Verir mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.