Gerçek Gönül Huzuruna Erişmek İçin, Nasıl Bir Hayat Yaşamalı?

Dünya nimetleri gönlü huzura kavuşturabilir mi? Gerçek sükûn, bedende mi yoksa rızâ dolu bir kalpte mi saklıdır?

Ten rahatı peşinde koşulurken gönül huzuru kaybediliyor. Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, gerçek gönül huzuruna erişmek için, insanın nefsin arzu ve isteklerinden sıyrılarak, takvâ, hizmet ve teslimiyetle yoğrulmuş bir hayat yaşaması gerektiğini ifade ediyor.

GERÇEK HUZURUN SIRRI: NASIL BİR HAYAT YAŞAMALI?

–Bizim için de huzurun yolu; şeriatı yaşamak, Kitap ve Sünnet’i takvâ ile yaşayarak, yaşatarak emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerde bulunmaktır.

Siyer-i Nebî’de bey‘atlar vardır. Yani sahâbenin Allah Rasûlü’ne verdiği sözler ve yeminler vardır:

  • Akabe’de; Efendimiz’i canlarından daha çok korumaya, emânetine sahip çıkmaya, İslâm’ı yaşamaya bey‘at ettiler.
  • Bedir’de bey‘at ettiler; “–Denize girsen arkadan biz de denize gireriz yâ Rasûlâllah!” dediler.
  • Efendimiz’i Uhud’da mahzun gördüklerinde şehîd olmaya bey‘at ettiler.
  • Hudeybiye’de; “–Gönlünde ne varsa yâ Rasûlâllah!” diye tam teslîmiyetle bey‘at ettiler.

Biz de bir Müslüman olarak, ashâbı örnek almalı, onlar gibi Efendimiz’e bey‘at etmeliyiz. Onlar nasıl yaşadılar, Efendimiz’in hissiyâtını kalplerinde nasıl duydular, nasıl hissettiler ise biz de aynı hissiyattan hisse almaya çalışmalıyız. Onlar nasıl fedâkârlık içinde yaşadılar ise, biz de öyle yaşama gayreti ve azmi içinde olmalıyız.

Bize düşen; bu bey‘atlerle kendimizin Efendimiz’e olan bağlılık ve aşkını test etmektir. Acaba biz de aynı bey‘at hâlinde miyiz? Yoksa kalplerimiz dünyaya meylediyor da nefsimiz, bilip bilmeden başka başka şeylere mi bey‘at ediyor?

Bütün mesele; kendimizi böyle muhasebelerle ihyâ etmek ve arkamızdan İslâm karakter ve şahsiyetini temsil edecek ve bu istikamette ancak sahâbeyi örnek alacak bir nesli, sadaka-i câriye olarak bırakabilmektir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

HUZURLU BİR KULLUK HAYATI İÇİN TAVSİYELER

Huzurlu Bir Kulluk Hayatı İçin Tavsiyeler

GÜNÜMÜZDE SAHABE GİBİ YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?

Günümüzde Sahabe Gibi Yaşamak Mümkün mü?

SAHABE NASIL BİR HAYAT YAŞADI?

Sahabe Nasıl Bir Hayat Yaşadı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.