Firavun’a Karşı Sihirbazların İmanı
Abdullah Sert Hocaefendi, Firavun’un tehditlerine rağmen iman eden sihirbazların metaneti, kalbin yakîn gücü ve Hz. Musa (a.s.) kıssasında ortaya çıkan teslimiyet örneğini açıklıyor.
Firavun’un korkunç tehditlerine rağmen sihirbazlar, kalplerindeki iman gücüyle hakikati seçerek büyük bir metanet örneği sergiledi.
FİRAVUN’UN TEHDİTLERİ KARŞISINDA SİHİRBAZLARIN İMANI VE METANETİ
Firavun sihirbazları topladı. “Musa’yı mağlup edin” diye. Onlar da baktılar ki Musa bir sihirbaz değil. Hâşâ, o bir peygamber. “Biz Musa’ya inandık” deyince zavallı Firavun küplere bindi. Yani dedi ki: “Size ben maaş veriyorum, sizi besliyorum, bakıyorum, ediyorum. Beni rezil ettiniz. Musa’nın karşısında sahneye çıkardım sizi. O hâlde ne yapacağım? Sizin maişetinizi ben verdiğime göre, şu anda o güç de elimde; ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim. Sizleri hurma dallarına asacağım.” İnsan böyle bir tehdit karşısında kalsa ne yapar yani?
Yani “Ya Firavun, ne yapalım, hoş gör, biz inandık artık” der. Acziyet gösterir belki veya ellerini açar: “Ya Rabbi, beni bu zalimden kurtar” der. Ama Allah onların kalplerine o anda nasıl bir sekîne-i ilâhîye vermiş ki, ellerini açtılar. Bir Cenâb-ı Hak’a duaları farklı oldu, bir de Firavun’a beyanları farklı oldu. Firavun’a dediler ki: “Bak, elinden ne geliyorsa yap. Yapacağın her şey dünyada kalacak. Biz Rabb’imize gidiyoruz.”
Cenâb-ı Hak’a da ellerini açtılar. Ne dediler? “Rabbimiz! Biz iman ettik. Artık bizim canımızı şu safhadan sonra müminler olarak al ve üzerimize sabır yağdır. Zor bir sınavdan geçiyoruz. Bu Firavun belli; bu Firavun dediğini yapar. Bizi hurma dallarına asar mı? Asar. Ama ya Rabbi, sen buna karşı bize sabır ver. İnsanız çünkü, acıya dayanamayız; belki dönüveririz. Onun için senden sabır istiyoruz ya Rabbi. Ve biz canımızı Müslüman olarak vermek istiyoruz.” Ve Müslüman olarak da canlarını verdiler.
Demek ki bu kalbin gücü kıymetli kardeşlerim, buna kalbin gücü denir. Kalbin gücü neyle olur? İşte çok kuvvetli yakîn hâlindeki imanla olur. Yakîn hâlindeki güçlü bir iman kalbi besler. Hayatın bütün mecralarına karşı da o kalp güçlü bir vaziyette olur. Tevekkül ehli olur, teslimiyet ehli olur, rıza hâlinde olur. Hiçbir rüzgâr o kalbi etkileyemez. Kalp güçlüyse, yani ciddi mânâda güçlüyse, o birtakım zaaflar karşısında eğilen, bükülen bir hâlde olmaz. Firavun’dan değil, imanlarının zedelenmesinden korktular; imanları hususunda asla geri adım atmadılar. Bilakis Allah için gözlerini kırpmadan şehadete yürüdüler.
Onların bu destanî metaneti karşısında Firavun, içine düştüğü acziyetini şiddete başvurarak gizlemeye çalışan bir zavallıydı. İşte zavallı oldu yani. Yetmedi gücü. Gücü yetmedi. Öldürmeye gücü yetti ama onların kalplerini almaya gücü yetmedi. Evet, sadece onların bedenlerine gücü yetti, kalplerine gücü yetmedi.
Onun için kıymetli kardeşlerim, hakikaten manevî hayat dediğimiz de işte o kalbin diriliğidir. Seyr-i sülûk dediğimiz de o zikrullahla kalbin tamamen diri hâle gelmesi ve bedene hâkim olmasıdır. Daha sonra kalbin bedene hâkim olması, eli kontrol etmesi, dili kontrol etmesi, gözü kontrol etmesi, malı kontrol edebilmesi, canı kontrol edebilmesidir.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!