Evlilik Yaşı Neden Giderek Yükseliyor?

Yalnızlık Allah’a mahsus der eskiler, doğrudur. İnsan eş ister, eşe ihtiyaç duyar. Fıtratında vardır bu ihtiyaç. Ruhunun da ihtiyacı vardır, bedeninin de. Bu ihtiyacı karşılamanın en doğal ve doğru yolu evliliktir.

Evliliği geciktirmek insanın doğasındaki en temel ihtiyaçlardan birini yok saymaktır. Ancak bir ihtiyacı yok saymak o ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmez. O ihtiyaç karşılanmadığı sürece de bir insandan ihtiyacını karşılamış gibi davranmasını beklemek nafiledir. Evliliğini geciktiren insan yarımdır, tam gibi hareket edemez. Ancak eş insanı tamamlar, tam bir insan yapar.

Evlilik üzerine gerek ülkemizde, gerekse dünyada yapılan istatistikler evliliğin yaşının her geçen gün daha geç yaşlara bırakıldığını, evliliğin çeşitli sebeplerle geciktirildiğini söylüyor. Aynı istatistikler boşanma oranlarının da ciddi anlamda arttığını gösteriyor. Bu iki istatistik yan yana koyulduğunda çok net görünen bir bağlantı var: Geç evliliklerin boşanmayla sonuçlanması daha muhtemeldir. Nitekim bu bağlantıdan yola çıkarak evlilik ve boşanma üzerine yapılan çok sayıda araştırmanın ortak bulgusu; zamanında yapılmış evliliklerin geç evliliklere oranla kesinlikle daha uzun sürdüğünü ve boşanmayla sonuçlanmadığıdır.

EVLİLİK NEDEN GECİKTİRİLİYOR?

Evliliklerin geciktirilmesinin sebepleri fiziksel ya da psikolojik olmaktan çok toplumsal sebeplere dayanıyor. Özellikle yakın zamanlarda toplum gençlerin önüne en temel hedef olarak diploma ve iş sahibi olmayı koyuyor. Diploma ve iş sahibi olmadan evlenmeye ne kız tarafı ne erkek tarafı sıcak bakıyor. Evliliği ister istemez geciktiren bu durum esasında diploma ve işin evlilikten daha önemli olduğuna dair gizli bir anlayışı da içinde saklıyor. Bu mesajı ister istemez alan gençler de mesajın gereğini yapıp eşlerine kendi insani özelliklerinden ziyade diplomalarına göre değer biçiyorlar. Diğer taraftan ise iş ve evlilik herhangi bir sebeple karşı karşıya geldiğinde işi tercih ediyor, fedakarlığını, emeğini, sabrını evliliğinden çok işine yapıyor. Sonrasında evlilik yürümediğinde ise insanlar küçük sebeplerin peşine düşüyor ancak temelde birbirlerine iş kadar, diploma kadar değer vermediklerini, ilgi, sevgi ve tahammül göstermediklerini fark edemiyorlar. Halbuki evlilik değeri ne işle ne diplomayla kıyaslanmayacak kadar önemlidir. İşler başlar işler biter ancak evlilikler bitmesin için başlar. Diplomada ise maksat eğitimse evlilikle beraber de eğitim devam eder hem de evliliğin getirdiği zihin ve ruh rahatlığıyla çok daha verimli devam eder.

Evliliklerin geciktirilmesinin bir diğer sebebi evlenmenin, “ev”lenmek olarak kelime manasıyla anlaşılmasıdır. Yani tam bir evi donatmaya yetecek imkâna erişmeden, müstakil bir evi döndürecek işe ve maaşa sahip olmadan ve oldukça masraflı bir düğün/nikâh yapmadan evlilik yapmanın her iki taraf için de imkansız görünmesidir.

Hâlbuki ev donatmak için mecbur görünen o uzun listedeki çeyizinden mobilyasına, ev eşyasından kocaman vitrinlerine her şey bir insanın uzun yıllar birikim sonucu olarak sahip olabileceği imkanlardır. Herhangi bir şekilde babanın böyle bir imkanı veya birikimi yoksa evlilik o imkanlar olana kadar imkansız görünmektedir.

Öte yandan gencin ya da gençlerin müstakil bir evi döndürecek işe sahip olması bekleniyor. Kirasından, elektrik, doğalgaz, su, telefon ve internet faturalarına, mutfak masrafına kadar kariyerinin başında ya da henüz çalışmaya başlamamış bir gencin altından kalkamayacağı kadar ağır bir yük yükleniyor. Gençlerden birinin ailesiyle aynı evde oturmak, beraber yaşamak ve masrafları azaltmak ise uzayda daire tutmak gibi garip karşılanıyor. Bir şekilde bunu deneyenler ise küçük beklentilerin yarattığı büyük hayal kırıklıkları sebebiyle çok sıkıntılar yaşıyorlar. Kayınpeder ve kayınvalidenin hizmet ve hürmet beklentileri, gelin ve damadın takdir ve anlayış beklentileri bir türlü yeteri kadar karşılanmadığı için beraber yaşama acı tecrübelerin ardından sonlanmak zorunda kalıyor.

Bütün bunlardan önce ise düğün meselesi evliliği olduğundan zor yapan önemli faktörlerden bir tanesi. Gelinliğiydi, fotoğrafçısıydı, gelin arabasıydı, kuaförüydü derken ortaya çıkan rakam mütevazı bir evi döşemeyle aynı hesaba denk geliyor. Evlenmeden önce gençler sabırlarını ve tahammüllerini evlilik öncesi hazırlıklara harcadığından evliliğin ilk günlerinin olmazsa olmazı sabır ve tahammül olmadan evliliğe başlayıp, ilk günlerde sonrasında yıllarca hatırlanıp evliliği şekillendirecek yanlış sözler söyleyip, yanlış davranışlarda bulunuyorlar.

Evliliği geciktirmenin bir diğer önemli sebebi olan doğru insanı bulma meselesi ise bir başka imkansızı istemedir. Çünkü doğru insan bulunmaz doğru insan olunur. Evlilik insanı değiştiren, umulur ki geliştiren bir süreçtir. Dolayısıyla evlenen insan eşinin ve evliliğin etkisiyle doğru ya da yanlış insan olur. Evlilik ve eşlerle ilgili aşk filmlerinden devşirilmiş beklentilere sahip olmak yorucu, üzücü ve nafile bir süreci beraberinde getirir. Hem evlenilecek eşi bu tür kriterlere göre arayarak zaman kaybedilir hem de evlilik sürecinde bu tür kriterler aranırsa hayal kırıklıkları yaşanır. İdeal olan eşlerin temel bir uyumu paylaştıktan sonraki süreçte birbirlerinin ihtiyaç ve ilgilerine duyarlı olarak hem kendilerini hem de eşlerini kırmadan incitmeden şekillendirmeleridir.

EVLİLİK GECİKİNCE NE OLUYOR?

Evliliği geciktirmek insanın fiziksel ve ruhsal anlamda ciddi gerilimler yaşamasına sebep olur. Çünkü temel bir ihtiyaç göz ardı ediliyor hatta yok sayılıyordur. Evliliği geciktirenlerin söz konusu fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak için başvurdukları evlilik harici her yol bir hastalığı veya bir bağımlılığı ya da ahlak sınırlarının zorlandığı davranış problemlerini beraberinde getirebilmektedir. Evlilik öncesinde evliliğin geciktirilmesi sebebiyle başlayan bütün bu sorunlar genellikle evlilik gerçekleşse bile devam etme potansiyeline sahiptir.

Diğer yandan evlilik geciktirildikçe eşlerin birbirlerinden beklentileri artmakta, karşılanması çok zor hatta imkansız noktalara ulaşmaktadır. Bu noktaya geldiğinde ise yaşanan mutlak hayal kırıklıkları ve onu takip eden mutsuzluklardır.

Son olarak da evlilik geciktirildikçe çocuk sahibi olmak ve çocuk yetiştirmek zorlaşmaktadır. Evliliğini geciktirenler istedikleri kadar çocuk sahibi olamamakta ve çocuklarını doğru bir şekilde yetiştirmek için gerekli olan zamanı, sabrı ve enerjiyi bulamamaktadırlar.

Evlilik insan hayatında diploma, kariyer, toplumun beklentileri vs. gibi sebeplerle geciktirilmeyecek kadar önemli bir dönüm noktasıdır. Her ne sebeple olursa olsun geciktirilmiş bir evlilik hiçbir zaman vaktinde yapılmış bir evliliğin yerini tutmayacaktır. İnsan hayatında diplomanın, kariyerin, toplumun beklentilerinin ulaşamadığı, ancak ve ancak bir eşin ulaşabildiği yerler ve zamanlar vardır. O yerlere ve zamanlara ulaşarak kişiye şifa olan o yegâne insanı geciktirmek bir insana yapılabilecek herhalde en büyük kötülüklerden biridir. Bu kötülüğü de her ne sebeple olursa olsun insan kendisine de çocuklarına da yapmamalıdır.

Kaynak: Psikolog Mehmet Dinç, Genç Dergisi, Sayı: 76

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • "evlilik geciktirildikçe eşlerin birbirlerinden beklentileri artmakta.." beklentim artacak tabiki de. Ömrünü boşa geçirip cahil kalmış bir insanla, iffetsiz bir hayat sürmüş insanla neden evleneyim?

    Malesef günümüz de insanlar öncelikle ekonomik değerlere sonra sosyal özgürlüklere bakıyor peki ya dini inanç ? Bunu soran malesef yok denilecek kadar az. İnsanları direk olarak maddi menfaat doğrultusun da yargiliyorlar neden okumamış neden maaşı düşükmüş evet evlenmek oldukça kutsal bir müessese ama malesef toplum olarak dini inançlarimizdan o kadar uzağız ki sırf ALLAH C.C In emir ettiği farz olan hükümler ve PEYGAMBER EFENDIMİZ S.A.V in buyurduğu hadislere uygun bir düğün ve evlilik yapmak istediğim için malesef gittiğim her kapıdan geri dönüyorum ve tamamen maddi alemi düşünen bir insanla evlilik yapmaktansa bekâr kalıp ALLAH C.C ın emir ve yasaklari altinda EFENDİMİZ S.A.V in sünnetine uygun yaşayıp son nefeste imanla onlara kavuşabilmeyi Yaradanimizdan niyaz ediyorum..

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.