Eş Seçiminde Dindarlık ve Denklik Neden Öncelikli Olmalı?
Doğru eş seçiminde dindarlık ve aile uyumu hayatınızı nasıl etkiler?
Âyet-i kerîmede buyruluyor:
“Allah sizin için kendi cinsinizden eşler yarattı; eşlerinizden de size evlâtlar ve torunlar verdi. Sizi temiz ve hoş nîmetlerle rızıklandırdı. Buna rağmen bazıları, asılsız şeylere inanıp, Allâh’ın bunca nîmetine karşı nankörlük mü ediyorlar?” (en-Nahl, 72)
İnsan hayatının en keskin virajlarından biridir evlilik… Ömrünün baharında olan iki insanın hayatını birleştirmesi, birbirine zevc-zevce olması, fıtratın gereğidir. Vahdâniyet/teklik yalnız Cenâb-ı Hakk’a ait bir keyfiyettir. Kâinattaki bütün varlıklar, çift olarak yaratılmış ve aralarına cezb-incizab denilen bir çekim kuvveti konulmuştur.
EŞ SEÇİMİNDE DİNDARLIK VE DENKLİK NEDEN ÖNCELİKLİDİR?
Evlilik; tamam olmak, nefsi ve nesli korumak, sükûnete ermek için yapılır. Evlilik, bir verme alma dengesidir. “Aranızdaki bekârları evlendirin.”[1] emr-i ilâhîsi, insanı evliliğe teşvik eder. Müslüman, evlenmekle sünneti ihyâ eder. Toplumlar, nikâhla âbâd olur.
Eş adaylarında aranacak özelliklerin çerçevesi hadîs-i şerîfte çizilmiştir:
“Bir kadınla malı, güzelliği, asâleti veya dindarlığı için evlenilir; sen dindar olanı seç!”[2]
Adayların sâlih/sâliha olması ve ahlâk güzelliğinin yanı sıra, ailelerinin kültür ve sosyal yapısının küfüv/denk olması da bir başka önemli husustur. “Nesliniz için hayırlı olanı arayın; denk olanla evlenin ve onlarla evlendirin.”[3] hadîs-i şerîfi bu denkliği vurgular. Aksi hâlde evlilikler çatırdamakta, yuvalarda huzursuzluklar baş göstermektedir. Rum Sûresi’nin 21. âyetinde:
“O’nun varlığının delillerinden biri de kendileriyle ülfet edip huzura ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesidir. Şüphesiz bunda, iyice düşünen bir toplum için nice dersler ve ibretler vardır.” buyrularak evliliğin ülfet/kaynaşma, huzur ve sükûn, sevgi ve merhamet temellerine oturması gerektiği bildirilmiştir.
Zevc ve zevce rollerinde erkek, “kavvâmlık” yani yöneticilik ve koruyuculuk, kadın ise itaat ve evi yönetme sâikleriyle yaratılmıştır. Erkeğin kavvâm olması, Allah katında daha “üstün” olmasından değil, vazifenin zorluğundan, kadının yorulup yıpranmaması maslahatındandır. Kadınlar için kavvâm şartlarını hâiz bir erkekle evli olmak, iç ve dış huzuru sağlayacak, son derece konforlu, rahat bir hayat sürmek demektir. Kadın-erkek rollerinin değiştiği, kadının çalışma hayatı içerisinde irâdî ya da gayr-i irâdî fıtratını aşan işlere yöneldiği, erkeğin sönük bir varlık gösterdiği bir zamanda yaşıyoruz.
Yaratılışının sınırlarını aşan, tâkatini zorlayan işlerle meşgul olan kadınlar, bir süre sonra kadınlık ve dişilik vasfını kaybediyorlar. Topluma baktığımız zaman anneler; çocuk doğuran, besleyip büyüten, okula götürüp getiren, veli toplantılarına iştirak eden, evden çıkmışken marketi-pazarı da görüp eve alışveriş poşetleriyle dönen, yemek yapan, evi çekip çeviren, çoklu iş becerilerine sahip, ama moda tabirle “günün sonunda enerjisi tükenmiş” varlıklara dönüşüyorlar.
Erkeklere baktığımızda ihtiyaçlara yeni yeni eklenen istekler sebebiyle daha çok çalışan, gerekli durumlarda iş seyahatleri yapan, durmak-dinlenmek bilmeyen bir tempoyla bütün enerjisini çalışma hayatına teksif eden, ama günün sonunda telefonda ekran kaydırırken ya da tv seyrederken koltuğunda uykuya yenik düşen bir portre çiziyorlar.[4]
Değişen rollerin üzerine fıtratı aşan gönül ve beden yorgunlukları da eklenince hâneler bir “sekîne” yuvası değil, “kaos ortamı” oluyor. Kadınlar, kaybettiklerini dişil enerji tâcirlerinin pazarladığı kokularda, esanslarda, satır aralarında arıyorlar. Yaratılışta kendiliğinden var olan bu vasıf, sadece “cinsellik” olarak algılanıyor. Feminist ideolojilerin erkek karşıtı propagandaları da kadına özgüven değil, “eril enerji” pompalıyor.
Fıtratın bozulmasıyla denge ve toplumdaki roller de bozuluyor. Bugün “ev erkekleri, iş kadınları, ekran çocukları” sarmalında özünden ve niyetinden kopmuş bir aile yapısı göze çarpıyor. Kapitalist anlayışın ev hanımlığını küçümseyen, çalışan kadın imajını yücelten kampanyaları aileyi sarsıyor.
Maksat, aile ekonomisine katkıda bulunmak, para kazanmak olduğunda, bir hanımefendi evinin konforundan ayrılmadan da sanal ve dijital mecralar üzerinden üretim, satış, pazarlama yapıp hedefine ulaşabiliyor. Bu hususta pek çok başarı hikâyesine şahit oluyoruz. Lâkin algı ve toplum yöneticileri olan kapitalistlerin gayesi, ailenin köküne dinamit koymak olduğundan, kadını ve aileyi ifsâd ederek işe başlıyorlar.
Kadında çözülme başlayınca, aile kendiliğinden çözülüyor. Yorgun, gergin, ihtiyaçları karşılanmamış anne-babalar, dışarıdan söylenen yemekler, sohbet ve muhabbet ortamı oluş/a/madan biten günler... Kadın-erkek rolleri değiştiği zaman bazı patolojiler de baş gösteriyor.
“-Ben yetemiyorum!” serzenişlerini hemen her gün duyabiliyoruz.
Ebeveynler birbirlerine, çocuklarına, eve, işe, eşe, dosta yetemiyor, yetişemiyor. İnsan sormadan edemiyor: Çocukları Youtube videoları terbiye edip dijital oyunlar eğlendiriyor, kuryeler yedirip içiriyorsa o toplumun geleceği nasıl bir gelecektir?
Bugün uzmanlar, “Güvenli Bağlanma”dan sıkça söz etmektedirler. Güvenli Bağlanma, çocuğun annesi ya da (anne yoksa) bakım vereni ile bilhassa 0-3 yaş döneminde duygu ve güvene dayalı kurduğu bağdır. Bağ vaktinde kurulamamış yahut kaygılı, güvensiz, mesafeli bir bağlanma yaşanmışsa, çocuğun şahsiyet ve karakter gelişimine neşter vurulmuş demektir. Bazı psikolojik rahatsızlıklar, çocukluk dönemi ve bilhassa anne-çocuk münasebetiyle ilişkilendirilir. Çocukluğunda yeterli sevgi, ilgi ve bakım verilmemiş, takdir görmemiş, onaylanmamış insanlar; yetişkinliklerinde sürekli ilgi bekleyen, onay arayan, iltifat ve takdir bekleyen asalak canlılara dönüşürler. Fizikî ve sosyal gelişim tamamlanmıştır, fakat duygusal gelişim çocuk yaşta kalmıştır.
Evliliklerde en çok şikayet konusu olan ve yuvaları dağıtan psikolojik problemlerden ikisi de çocukluk dönemine dayanır: “Narsisizm” ve “Gaslighting”.
NARSİSİZM VE GASLİGHTİNG
“Narsist eş” kavramını çokça duyar olduk. Biraz psikoloji okumaları yapıp, birkaç video izleyen kimseler, karşısındakine acımasızca “Narsist” damgası yapıştırabiliyor. Aslında “Narsisizm nedir?” buyurun birlikte bakalım:
Narsist kişilik, çocukluğunda aşırı eleştirilen ya da aşırı övülen kişiliklerdir. Başkalarını küçümseme, aşağılama, hor görme, aşırı bir özgüven, manipülasyon ve psikolojik tâciz onların olmazsa olmazlarıdır. Narsist; eşini, ailesinden ya da yakın çevresinden birini kendine kurban seçer. Sözlerinde baskın bir “Sen Dili” hâkimdir. Kontrol etme ve hâkimiyet kurma isteği, çarpıtma, küçümseme, baskınlık ön plandadır. Narsist kişi, manipülasyon tekniğini çok iyi kullanır. Aşırı iltifat ve övgü ile başlayan iletişim, tutarsız davranışlarla devam edebilir. Tehdit ve sindirme fazladır, bu sayede kurbanı kendine bağımlı hâle getirir. Narsist kişilik dışarda kibar, nazik, işini mükemmel yapan bir görüntü verir. İletişimi kuvvetlidir, sürekli taktikler geliştirir, aslâ falso vermez. Evde ailesiyle bir araya geldiğinde ikinci kişilik ortaya çıkar: Bağıran, vurup kıran, suçlayan, beğenmeyen ve sorumluluktan kaçan bir canavara dönüşür. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım.”[5] buyurarak hedefi belirlemiş, çift kişilik geliştirmenin yolunu kapatmıştır.
Ele alacağımız bir diğer kavram olan Gaslighting, muhâtabının davranışlarını ve gerçeklik algısını değiştirmeyi hedefleyen manipülasyon ve istismar şeklidir. İstismarcı kişi, mağduru kendine boyun eğdirene kadar uğraşır. Mağdur kişi, suçlanma, kendini sorgulama, yetersiz, kusurlu, suçlu hissettirme, sürekli eleştirilme metotlarıyla sindirilir.
Gaslighting bir psikolojik manipülasyondur. Bu kişiler başkalarının yanında mükemmel görünürler. Muhâtabın/mağdurun hafızasından şüphe duyması sağlanır. Mağdurun özgüveni sarsılır, şüpheci, sürekli özür dileyen, özgüvensiz birine dönüşür. Mağdur veya diğer adıyla “kurban”; karar vermekte zorlanır, bağımlı kişilik geliştirmiştir. Kendini sürekli savunma ihtiyacı hisseder. Yalnızlık hissi, depresyon, kafa karışıklığı, “Ben beceriksizim!” inancı kalıplaşmıştır.
Narsisizm; bağ kuramamış yahut annenin aşırı yücelttiği, hayatında “eş rolü verdiği” erkeklerde ve hayattayken “baba yoksunluğu yaşayan” kadınlarda görülür. Kurban kişinin tepkilerine:
“-Canım ne var bunda, sen de abartıyorsun, şakadan anlamıyorsun, yanlış hatırlıyorsun, ben de bir şey oldu sandım, bu muydu yani? Ben öyle demedim, çarpıtma!” gibi karşılıklar verilir.
Erkekler muhâtabına karşı kendinden şüphe ettirme, güç gösterisi, kontrolü elinde tutma isteği ve üstünlük kurma meyli, baskı ve inkâr tekniklerini kullanırlar.
Kadınlar ise, îmâ ve suçluluk hissettirme yoluyla, küçük görme davranışlarıyla muhâtabının kontrolünü ellerinde tutup onu sindirmeye çalışırlar.
Bu saydıklarımızın çaresi evliliğe destek verecek aile büyükleri, sâlih-sâliha büyükler ve onlarla iletişim ve istişârenin devamındadır. Âyet-i kerîmede buyruluyor:
“Şayet karı-kocanın aralarının iyice açılmasından ve artık yuvanın dağılmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem belirleyin. İki taraf da iyi niyetle işi düzeltmek isterse, Allah karı-kocanın arasındaki dargınlığı giderip barışmalarını sağlayacaktır. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, kullarının her hâlinden haberdardır.” (en-Nisâ, 35)
EVLİLİKTE 5 S KURALI
Sağlıklı ve huzurlu bir aile yapısı için tavsiye edilen bazı esaslar vardır. Bunlar;
- seccade birliği,
- sofra birliği,
- seyahat birliği,
- sohbet birliği ve
- sevgi, saygı birliğidir.
Neşeli aileler, ne yaparsa daima birlikte ve büyük bir keyifle yaparlar. Paylaşımcıdırlar. Sosyal ve duygusal bağlar güçlüdür. Ebeveynin birbirine ve evlâtlarına ilgisi, fizikî temasları yeterlidir. Eleştiri, küçük görme ve rekâbet boyutunda değil, muhâtabını geliştirme maksatlıdır.
Mahrumiyet yaşayan evlilikler için Amerikalı evlilik terapisti John Gottman’ın “bire beş kuralı” iyileşme adımı olabilir. Ona göre; “mutlu bir ilişkide çiftler birbiri ile tartışırken negatif bir cümle sarf ettikten sonra birbirleri ile ilgili en az beş tane olumlu cümle kurmalıdırlar.”
Başka bir ifadeyle, eşinize bir olumsuz şey söylediğinizde, bunu telafi etmek için arkasından en az beş tane olumlu cümle söylemeniz gerekir. Aksi hâlde evlilikteki mutluluk denklemi bozulmaya başlar.
Dipnotlar:
[1] Bkz. en-Nûr, 32.
[2] Buhârî, Nikâh, 15.
[3] İbn-i Mâce, Nikâh, 46.
[4] Bu tespit ve ifadeler, toplumun genelinde görülen bir manzarayı yansıtmaktadır. Elbette böyle olmayan birçok aile, erkek ve kadın bulunmaktadır. Bunlar, sözümüzün haricinde değerlendirilmelidir.
[5] Tirmizî, Menâkıb, 63.
Kaynak: Fatma Çatak, Altınoluk Dergisi, Sayı: 479








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!