Enâm Suresinin 132. Ayeti Ne Anlatıyor?

En‘âm suresinin 132. ayetinde ne anlatılmak isteniyor? Allah katında insanların derecelerinin farklı farklı olduğunu bildiren ayet, En‘âm suresinin 132. ayetinin meali ve tefsirini yazımızda okuyabilirsiniz.

Ayet-i kerimede buyrulur:

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. (En‘âm, 6/132)

ALLAH, İYİLERİ DE KÖTÜLERİ DE BİLİR

Bilgi:

Müslüman; Allah’a bağlılığı, haram ve günahlardan kaçınması, iyi ve yararlı davranışları en güzel şekilde yerine getirmesi oranında Allah katında derece elde eder. Sevapları arttıkça ahirette alacağı ödül ve kazanacağı derece yüksek olur. Kötülükleri işlemeyi ilke edinenlerin ise ahiretteki durumu kötü olur. Yapılan en küçük hayır, işlenilen en küçük kötülük de ahirette kişinin karşısına çıkartılır. Allah, her kulun yapıp ettiklerini bilen ve görendir. Herkes yapıp ettiklerine göre cennet veya cehennemde derecelendirilir.

Mesaj:

  1. Mümin, Allah’ın -celle celâlühû- rızasını kazandıracak ameller yapmaya ve günahlardan uzaklaşmaya gayret eder.
  2. İnsan ameline göre kıymet kazanır.

Kelime Dağarcığı:

Amel: İnsanın yaptığı iş, hareket ve davranış; dünya ve ahirette ceza veya ödül konusu olan her türlü iş.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

  1. Şu bir gerçek ki Rabbin, halkı dinî gerçeklerden habersiz herhangi bir memleketi, kendilerine doğru yolu gösteren uyarıcılar göndermeden haksız yere helâk edecek değildir.
  2. Herkesin iyi veya kötü yaptığı işlere göre derecesi farklı olacaktır. Çünkü Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir.

Allah Teâlâ, her bir topluma peygamber göndermiş, onlara emir ve yasaklarını bildirmiştir. Mesuliyetin, hesap ve cezanın adâletle olabilmesi için bu bir ilâhî kanun olarak uygulanmaktadır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Ey Peygamber! Elbette biz seni hem insanları müjdelemen hem de uyarman için hak din ile gönderdik. Zaten içlerinden kendilerini uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir toplum yoktur.” (Fâtır 35/24)

Bir diğer âyette ise peygamber gönderilmeyen toplumları Allah’ın cezalandırmayacağı şöyle haber verilir:

“Artık kim doğru yolu seçerse ancak kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim doğru yoldan saparsa, o da ancak kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse bir başkasının günah yükünü çekmez ve onunla yargılanmaz. Ayrıca biz, peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsrâ 17/15)

Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, peygamber gönderip uyarmadan hiç kimseyi emirlerini yapıp yapmadığından sorumlu tutmaz ve cezalandırmaz. Önce peygamberler gönderir, insanları uyarır, doğru yolu bulmaları için onlara mühlet verir, ıslah olup olmayacaklarına bakar. Buna rağmen gerçekleri kabule yanaşmazlarsa o zaman cezayı hak ederler. Çünkü Allah zulümden pak ve uzaktır. O, herkese iyi veya kötü yaptığı amellerine göre bir derece takdir eder. İyileri sâlih amellerine karşılık cennette derecelerle yükseltirken, kötüleri de günahlarına karşılık cehennemde derece derece aşağı indirir. Çünkü O, hiç kimsenin yaptığından habersiz değildir.

Sadi Şirâzî’nin anlattığı şu hikâye, insanın ancak amellerine göre bir netice elde edeceğini ne güzel ortaya koyar:

Arap hükümdarlardan biri yakınlarından birine şöyle der:

“- Falan adamın aylığını iki kat artırın. Çünkü saraya düzenli geliyor ve emirlere son derece dikkat ediyor. Öteki hizmet görenler ise eğlenceyle meşgul olup hizmette kusur ediyorlar; tembel davranıp işlerini gevşek tutuyorlar.”

Bir ârif zât bunu işitince vecde gelerek şöyle der:

“- Bir kimse iki sabah padişaha hizmete devam ederse, üçüncü gün hükümdar ona lutufkâr gözle bakar. O halde ihlasla ibâdet edenler, hiç Hak Teâlâ’nın dergahından ümitlerini kaybetmiş olarak dönerler mi?” (Sadi Şirâzî, Gülistan, s. 57-58)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com

İslam ve İhsan

ALLAH’A YAKINLIĞIN DERECELERİ

Allah’a Yakınlığın Dereceleri

“ALLAH’IN HATALARI BAĞIŞLAMASINA VE DERECELERİ YÜKSELTMESİNE VESİLE OLAN İYİLİK VE HAYIRLARI SİZE AÇIKLAYAYIM MI?” HADİSİ

“Allah’ın Hataları Bağışlamasına Ve Dereceleri Yükseltmesine Vesile Olan İyilik Ve Hayırları Size Açıklayayım mı?” Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.