En Büyük Teşekkür Kime Edilmeli?

En büyük teşekkür, bize hidâyeti ulaştıranlara olmalıdır. Bizi îman ve İslâm nimetiyle yetiştiren sâliha anneler, sâlih babalar ve istikametli hocalar ömürlük teşekküre lâyıktır. Bize dînimizi, îmânımızı öğretenlere, buna vesile olanlara şükran borçluyuz.

Bize bir bardak su verene teşekkür etmek, insâniyet îcâbıdır.

Lâkin en büyük teşekkür, bize hidâyeti ulaştıranlara olmalıdır. Bizi îman ve İslâm nimetiyle yetiştiren sâliha anneler, sâlih babalar ve istikametli hocalar ömürlük teşekküre lâyıktır. Bize dînimizi, îmânımızı öğretenlere, buna vesile olanlara şükran borçluyuz.

Mevlânâ Hazretleri der ki:

“Ey bugün müslüman olan kimse! Eğer Hazret-i Ahmed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sa‘y ü gayreti ve putları kırmak husûsundaki himmeti olmasaydı, şimdi sen de ecdâdın gibi putlara tapardın!”

Şu İstanbul surlarının dibine kadar gelip şehîd olan sahâbe-i kirâmın gayretleri olmasaydı; akın akın Semerkant’a, Kayravan’a, tâ Çin’e, Afrika’nın içlerine kadar giden sahâbe efendilerimizin fedâkârlıkları olmasaydı; nice topluluklar, hâlâ bâtıl ve muharref dinlerinin içinde bocalar vaziyette kalırdı.

  • Anadolu’yu köy köy irşâd eden dervişler,
  • Balkanlara taşınıp İslâm’ın güler yüzünü orada bi-hakkın temsil eden topluluklar,
  • Geçtikleri yerde İslâm’ın güzel ahlâkını sergileyen müslüman askerler,
  • Okuduğu ezanla gönüllere dokunan müezzinler,
  • Tevzî ettiği adâletle İslâm’a hayran bırakan kadılar, hâkimler…

Onların hepsi, kıyâmete kadar meyve verecek hayrat ağaçları diktiler. Onların amel defterlerine hâlâ sevaplar yazılıyor. Onlar bizim de teşekkürümüze lâyıklar.

Hakikaten Osmanlı da; Osman Gazi’nin görüp, Şeyh Edebâli’nin tabir ettiği rüyada temsil edildiği üzere, üç kıtaya uzanan devâsâ bir çınar ağacıydı. O mübârek çınarın gölgesinde; milyonlarca müslüman, asırlarca, huzur içinde yaşadı. Niceleri İslâm ile şereflendi. O gölgeye sığınan gayr-i müslimler bile dünyada adâlet ve ferahlık buldu.

Arnavut asıllı âlimlerimizden Ali Yâkub Hocaefendi, Osmanlıları çok sever ve hep rahmet ile anardı. Şöyle derdi:

“Ben Osmanlıları nasıl sevmeyeyim ki, onlar gelmeseydi, bizler küfrün karanlığı içinde kalacaktık…

Bizim memlekette Osmanlı ile din muhabbeti öyle mezcolmuştur ki; Osmanlı ile Müslümanlık, değişik lâfızlarla birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Öyle ki, bazen gayr-i ihtiyârî olarak İslâm’ın şartı yerine; «Türklüğün şartı kaçtır?» diye sorulur olmuş, cevâben de İslâm’ın şartları sayılmıştır.

Ben her gün bir hatm-i şerif okusam, her nefeste; «Yâ Rabbî! Bu kavme rahmet eyle!» diye duâ etsem, yine de Osmanlıların haklarını ödeyemem!..”

Bize hidâyeti, faydalı ilmi, iki cihanda saâdetin rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’i ulaştıranlara teşekkürümüz; aynı hizmeti bizden sonrakilere yapmak sûretiyle gerçekleştirilir. Böylece müteselsil ecirler meydana gelir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ocak, Sayı: 251

İslam ve İhsan

BİRİNİN HİDAYETİNE VESİLE OLMANIN FAZİLETİ

Birinin Hidayetine Vesile Olmanın Fazileti

HİDAYET YOLUNA VESİLE OLMANIN ECRİ NEDİR?

Hidayet Yoluna Vesile Olmanın Ecri Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.