el-Musavvir İsmi Kâinatta Nasıl Tecellî Eder?
Her varlık bir sanat, her ayrıntı ilâhî bir nakıştır. Peki, el-Musavvir ismi bizlere ne anlatıyor? Gözle görülen suretlerde, kalple hissedilen hikmetlerde el-Musavvir’in tecellîlerini nasıl fark edebiliriz? Bu yazı, kâinata ibret ve hayranlık nazarıyla bakmaya çağırıyor.
Mü’minin, ilâhî esmâ tecellîlerinden hisse alıp mânen seviye kazanabilmesi için; meselâ, bu kâinattaki bütün varlıkları eşsiz bir güzellik ve mükemmellikle şekillendiren el-MUSAVVİR ism-i ilâhîsinin tecellîlerini ibret nazarıyla temâşâ etmesi zarûrîdir. Çünkü kâinat, ilâhî kudret menbaından taşan tecellîler sergisidir. İnsan denilen muammâ da, ilâhî esmânın kâmil bir tecellîgâhıdır.
GÜZELLİKTEKİ SIR: el-MUSAVVİR ESMASI NE ANLATIR?
Allâh’ın nûruyla gören, duyan ve hisseden kalpler, her şeyde ilâhî tecellîleri idrâk eder. Zerreden kürreye kadar bu âlemde ne varsa, hepsi ilâhî bir sanat hârikası ve her yer âdeta ilâhî kudret nakışlarının sergilendiği bir müze hükmündedir.
Her Şeyin Suretini Veren: el-Musavvir İsmi Üzerine Bir Tefekkür
Eser, müessirin; sanat, sanatkârın aynasıdır. Kalp gözü âmâ olmayan bir kul, nereye nazar etse, kâinâtın hangi zerresi üzerinde tefekkür etse, Rabbinin sanatını müşâhede eder, Mutlak Sanatkâr’a olan sonsuz bir hayranlığın huzur, sürur ve hazzına gark olur. Gördüğü her manzara, onu zihnen ve kalben Yaratıcı’sına ulaştırır.
Gerçekten, kâinattaki her zerre, bilgisini “mârifet” seviyesine yükseltebilen insan için Allâh’ın varlığına, birliğine ve sonsuz kudretine bir delildir. Aynı zerre, idrâki bu seviyeye yükselmemiş olanlar içinse, Hakk’ı bulmaya bir perdedir. Yani kâinattaki bütün varlıklar, îman şuuruyla bakıldığında Allâh’a götüren bir delil iken, idrak körlüğü durumunda O’nunla yakınlığa mânî olan bir perdedir. Bundan dolayıdır ki tabiat âlimlerinin birçoğu, maddî varlıkları incelerken Hak Teâlâ’nın kudret ve azametine vâkıf olabildikleri hâlde, bâzıları da idraklerini maddeye hapsedip materyalist bir zihniyetin zebûnu olmaktadırlar. İncelenen varlıklar hep aynıdır. Lâkin onlara yönelen idraklerdeki farklılık, insanı tıpkı siyah-beyaz kadar zıt neticelere götürebilmektedir.
Demek ki kâmil bir mü’min; kâinâta bakışta, idrâkini, ilâhî sır ve hikmetleri kavrayabilecek bir vasfa ulaştırabilen kimsedir. Bu ise, tıpkı bir cam kırığını elmas hâline getirebilme kabîlinden, insan idrâkinin; ihlâs, takvâ ve muhabbet yüklü ibadetlerle inkişâfına / gelişip açılmasına bağlıdır.
Bu sebepledir ki, yeryüzünü dolduran sayısız güzelliklerin; dağların, deryâların, rüzgârların sessiz beyanlarına karşı mânen kör ve sağır kesilerek Cenâb-ı Hakk’ın el-Musavvir ism-i şerîfinin tecellîlerini idrakten uzak kalanlar, hayâtın gâfil ve şaşkın yolcularıdır!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!