Dünyadan Âhirete Ne Götürülür?
Dünya nimetlerinin geçiciliği, mal ve makamın kabirde geride kalışı; insanın âhirete ancak îman ve amelleriyle gideceği hakikati, âyetler, hadisler ve ibretli misaller ışığında hatırlatılıyor.
Allah Teâlâ, nefsin hoşlandığı dünyevî menfaatleri aslında birer imtihan vesîlesi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bu menfaatlere kanmak, tıpkı balığın oltaya takılmasına benzer. Balık, gördüğü yeme aldanır, fakat yemin içinde gizli olan kancayı görmez. İşte bu tuzağı göremeyenler, ona aldanmaktan kurtulamazlar.
DÜNYA NİMETLERİ: NİMET Mİ, TUZAK MI?
Nice ayakların kaydığı, nice irâdelerin dağıldığı ilâhî imtihanlardan selâmetle geçebilmek, dünyevî menfaatlerin iç yüzünü görebilmeye ve onlardaki “imtihan sırrı”nı sezebilmeye bağlıdır. Bu firâseti elde edebilmek için de, servet, şehvet ve şöhret gibi dünyanın câzibeli tuzaklarına karşı uyanık olup her hâlükârda âhiret selâmetini tercih edebilmek şarttır.
Rabbimiz bu hususta bizleri şöyle îkaz buyurmaktadır:
“Fakat siz (ey insanlar!) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu hâlde dünya hayâtını tercih ediyorsunuz.” (el-A’lâ, 16-17)
“...Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) âhireti istiyor...” (el-Enfâl, 67)
Dünyada kazanılan zenginlik, sahibine en fazla kabre kadar yoldaşlık eder. İnsanın dünyadan kabre götürebileceği, zâhiren yalnızca bir kefenden ibârettir. Bâtınen ise insan, îmânı ve amelleriyle kabre girecektir. Bu itibarla dünyanın vefâsız servetine güvenmemek, geçici zevklerine aldanmamak gerekir.
KABİRDE BİZİMLE GELECEK OLAN NEDİR?
Rivâyete göre yaptığı seferlerle yeryüzünün tamamına hâkim olan Zülkarneyn -aleyhisselâm- vefatından evvel şu vasiyette bulunmuştur:
“Beni yıkayın, kefenleyin! Sonra bir tabuta koyun! Yalnız kollarım dışarıya sarkık kalsın! Hizmetkârlarım arkamdan gelsin! Hazinelerimi de katırlara yükleyin! Halk, benim son derece ihtişamlı bir saltanat ve dünya mülküne rağmen eli boş gittiğimi, hizmetkârlarımın da, hazinelerimin de bu dünyada kaldığını, benimle beraber gelmediğini görsün! Bu yalancı ve fânî dünyaya aldanmasın!..”
Âlimler bu vasiyeti şöyle îzah etmişlerdir:
“...Dünya, baştanbaşa benim idârem altında idi. Sayısız hazinelere sahip oldum. Fakat dünya nîmetleri kalıcı değildir. İşte gördüğünüz gibi mezara eli boş gidiyorum! Dünya malı dünyada kalır. Siz, âhirette faydası olacak işlere bakın!..”
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de biz ümmetine şu hikmetli nasihatte bulunmuştur:
“...Size beş haslet vasiyet ediyorum ki Allah onlarla sizin için hayır hasletlerini kemâle erdirsin:
Yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamayınız;
İçlerinde oturamayacağınız binalar yapmayınız.
Yarın bırakıp gideceğiniz şeylerde başkalarıyla çekişmeyiniz.
O’na kavuşup huzûrunda toplanacağınız Allah’tan korkunuz.
Varacağınız ve orada ebedî kalacağınız yer için hazırlıkta bulununuz.” (Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, hd. no: 1363)
Velhâsıl son nefeste aldandığını anlayıp da dünyayı suçlamak faydasızdır. İnsan, dünya nîmetleri peşinde koşarak îman ve fazîlet hayâtına girmemekle ancak kendine yazık etmiş olur. Bitip tükenmek bilmeyen emeller, gelgeç sevdâlar ve fânî lezzetler uğruna sonsuz bir istikbâli hebâ etmek ne hazindir. Düşünmek gerekir ki, ne dünyada ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!