Dinin Kaynağı Olması Bakımından Sünnet

Dinin kaynağı nedir? Sünnet dinin kaynağı mıdır? Dinin kaynağı ile ilgili görüşler?

PEYGAMBERE VE SÜNNETE OLAN İHTİYAÇ

Allah Teâlâ, insanlar arasından seçtiği "Nebî" veya "Rasul" denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve mesajını onlara açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidayet rehberleridir. Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de Allah Teâlâ’dan aldığı bu görevini yerine getirmiş ve ümmetine hayatıyla örnek olmuştur.

"Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun" [1]

“Eğer o peygambere itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz.” [2]

“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!” [3]

Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah'tan aldığı Kur'an ayetlerini, vazifesi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda onları açıklıyor, anlatıyor ve bizzat yaşıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak, anlatmak ve yaşamak onun aslî vazifesidir. Gerçek şu ki, yüce kitabımız yeterli derecede açık ve açıklayıcıdır. Ancak, insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu her zaman tam olarak anlamaları mümkün olmayabilir. İnsanları anlamadıkları şeylerden sorumlu tutmak da mümkün değildir. Bu sebeple herkese ihtiyacı olan şeyleri anlatmak lazımdır.   En iyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yapacaktır. Allah'a kul olmaktan başka görevleri bulunmayan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O'na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmiş olacaklardır. Bu sebeple, Sünnet’siz bir İslam’ mümkün değildir. Zira Sünnet, Kur’an’ın evrensel planda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından yorumlanması ve hayata geçirilmesidir. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e itaati emreden Kur'an-ı Kerîm, hem de Hazreti Peygamber'in bizzat kendisi ifade etmektedir.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” [4]

 “Allah'a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için Allah'ın Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır” [5]

“Allah'a ve Rasûlü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Rasûlü'ne arz ediniz.” [6]

“Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü, içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mü'min olamazlar.” [7]

Hazreti Peygamber efendimiz de şöyle buyurmaktadır:

“...Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” [8]

SÜNNET'İN KAYNAĞI VE DİNDEKİ YERİ

Yukarıda işaret ettiğimiz gibi sünnet, Peygamber Efendimiz'den Kur'an dışında sadır olmuş her türlü söz, fiil ve takrirlerden oluşmaktadır. Sünnet, Hazreti Peygamber’in yüce kitabımızda “üs­ve-i hasene” diye takdim edilen hayatı, Hazreti Aişe’nin ifa­de­siyle “Kur’an’dan ibaret olan” ahlâkıdır.[9] Hazreti Pey­gamber’le Kur’an-ı Kerim söz ve yazının ötesine geçip hayat olmuştur. Bu anlamda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hayatı, canlı Kur’andır. Sünnet bir yaşama biçimidir. O yalnızca İslâm huku­ku­nun bir kaynağı değil, aynı zamanda sosyal hayatın düzenlenmesi için vazgeçilmez bir unsurdur. Bütün müslümanlar sünnetin delil olduğunda görüş birliğine varmışlardır.

Sünnetin dindeki yerini gösteren bir çok ayet bulunmaktadır:

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” [10]

“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [11]

Bir başka ayette Allah-u Teâla, Hazreti Peygamberimizin emrine muhalefet etmekten insanları sakındırmıştır. “Onun emrine aykırı davra­nan­lar, baş­­larına bir belanın gelmesinden yahut kendile­rine acı bir a­zabın isabet etmesinden sakınsınlar.” [12]

Sünnet, Kur'an karşısında üç görev üstlenmiştir: Te'kid, tefsir, teşri'.

Te'kid: Sünnetin Kurandaki herhangi bir hükmü pekiştirmesidir. Meselâ;

"Namazı kılın ve zekâtı verin”,[13]

"Ey inananlar, oruç size farz kılındı" [14]

"Ka'be'ye gitmeye yol bulabilene haccetmek Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" [15]

Bu gibi ayetlerle emredilen ibadetler Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem; “İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak” [16] hadisiyle de teyit edilmektedir.

Tefsir: Sünnet, Kur’an'da kapalı ya da anlaşılması güç olan lafızları açıklar. Mesela, “Namazı kılın, zekâtı verin” emrinde namaz ve zekâtın neden ibaret olduğu, şartları, miktarı ve uygulama şekilleri yer almaz. İşte kapalı (mücmel) olan bu kavramlar sünnet tarafından açıklanır.

"Sabahın beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın"[17] ayetindeki beyaz ve siyah iplikten maksadın gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı olduğunu belirten hadisler sünnetin bu özelliğini ortaya koymaktadır.

Teşrî: Sünnet, Kur’an’da bulunmayan konularda hüküm getirir. Ninenin miras hakkına sahip oluşu, fıtır sadakası, ehlî eşek etinin yenilemeyeceği ve altın kullanımının erkeklere haram oluşu Kur’an’da olmayan fakat sünnetin getirdiği hükümlerdendir.

Yukarıdaki tüm ayetler bize rehber olarak Hazreti Peygamberimizi işaret etmektedir. O’nun da hayatıyla Kur’an’ı işaret ettiğini gö­rüyoruz. Yani Kur’an Hazreti Pey­gamber’e işaret ederken, Hazreti Peygamber de Kur’an’a işa­ret etmektedir. İşte Hazreti Aişe’nin “Onun ahlakı Kur’an’dı” der­ken ima ettiği ger­çek budur.

Sonuç olarak, sünnet dinin olmazsa olmazıdır ve Kur’an’dan ke­sin­lik­le ayrılmaz. Yine bu anlamda Kur ’ansız bir sünnet na­sıl dü­şü­nülemezse, sünnetsiz bir Kur’an da düşünülemez.

SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI

Sünnetin bir bütün olarak dinde bağlayıcılığı kesindir. Peygambere uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun verdiği hüküm karşısında müminlere seçim hakkı tanınmadığını belirleyen ayetler, sünnetin müslümanların hayatındaki etkin ve bağlayıcı görevini ortaya koymaktadır.

Ancak Hazreti Peygamber'in değişik vasıflarla ortaya koyduğu sünnetin bağlayıcılık derecesi de aynı değildir.

  1. Namaz, oruç, hac, zekât vb. gibi konularda yaptığı açık­lama ve uygulamaları bağlayıcı nite­liktedir. Çünkü Hazreti Peygamber'in bu tür tasarrufları risalet göreviyle ilgilidir.
  2. Ticaret, ziraat, harp tedbirleri, hastalık tedavisi, sanat vb. uzmanlık gerektiren alanlar ilahi bir mesaj taşımı­yorsa dini bir sorumluluk gerektirmez.
  3. Hazreti Peygamberin bir insan olarak yaptığı; yeme, içme, giyinme, uyuma, oturup kalkma gibi şahsi uygulamaları dini sorumluluk olarak bağlayıcı değildir. Fakat bunlar bizim için ahlaki örnekliktir. Zira Kur'an-ı Kerim Hazreti Peygamberin, üstün ahlaki kişiliğine, insani erdemlerine değindiği halde onun fiziki yönüne, değinmemiştir.

Sonuç olarak Peygamberimizin peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliği ile ilgili söz ve fiilleri bize dini sorumluluk yükler.

Dipnotlar:

[1] Maide, 67

[2] Nur, 54

[3] Haşr, 7

[4] Ali İmran, 31

[5] Ahzab, 21

[6] Nisa, 59

[7] Nisa, 65

[8] Buharî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5

[9] Ahmed b. Hanbel, VI, 188

[10] Ahzab, 36

[11] Enfal, 24

[12] Nur, 63

[13] Bakara, 43

[14] Bakara, 183

[15] Ali İmran, 97

[16] Buharî, îmam, l, 2; Müslim, İman 19-22

[17] Bakara, 187

İSLAM DİNİNİN TEMEL KAYNAKLARI

İslam Dininin Temel Kaynakları

SÜNNET DİNİN TEMELİDİR

Sünnet Dinin Temelidir

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.