Devenin Yaratılış Mûcizesi

Deve nasıl bir hayvandır? Devenin özellikleri nelerdir? Deve Kur’an’da geçiyor mu? Devenin yaratılışındaki hikmetler nelerdir? Yaratılış mucizesi develerin ilginç özellikleri...

Sözlükte geviş getiren memelilerden, sırtı bir veya iki hörgüçlü, eti yenip sütü içilen, bacakları ve boynu çok uzun yük ve binek hayvanı diye geçer. Arapça‘da deve (ibil) güzelleştiren, güzellik veren mânâsına gelmektedir. Vücudundaki her bir ayrıntı, bir yaradılış mucizesi olan deveyi, Yüce Allah kelime mânâsı gibi insanlara güzellikler vermesi ve onların hizmetinde olması için yaratmıştır.

Yüce Allah’ın Kur’ân’da “Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?...” (Gaşiye Suresi, 17) ayetiyle dikkat çektiği deve, Rabbimizin mükemmel yaratma sanatını gözler önüne seren mucizevi niteliklere sahiptir.

DEVENİN YARATILIŞINDAKİ HİKMETLER

Çöller, yaşamaya en elverişsiz yerlerdir. Gündüzleri aşırı sıcak, geceleri soğuktur. Su ve gıda çok azdır. Kızgın kumlar üzerinde yürümek, diz çökmek son derece can yakıcıdır. Dahası kum fırtınaları çıktığı zaman gözlerinize kum kaçar, etrafınızı göremezsiniz. Ayrıca akciğerlere kum dolarsa hayatınız sona erer.

Canlıların çoğu için böyle elverişsiz bir yerde hayatını sürdürmek mümkün değildir. Ancak develer Allah Teâlâ tarafından bu zorlu şartlarda yaşayabilecek şekilde yaratılmışlardır.

"SU İÇEDİĞİ DÖNEMDE SU KAYBINI % 90 AZALTIR"

Develer çölün o kavurucu sıcakları altında haftalarca su içmeden hayatta kalırlar. Üstelik sırtlarında ağır yükler taşıyarak insanoğluna hizmet ederler. Devenin bütün organları susuzluğa dayanıklı olacak şekilde yaratılmıştır. Derisi ve kürkü çok kalındır, ısıyı ve soğuğu geçirmez. Develerin vücut sıcaklığı gündüz 41 dereceye çıkarak terlemeyi düşürür. Böbrekleri ve suyun geri emilimini sağlayan idrar kanalı da özel olarak tasarlanmıştır, su içmediği zamanlarda su kaybını % 90 azaltır. Kanı da susuzluk zamanlarında akışkanlığı koruyacak şekilde dayanıklılığı artıran maddeler ihtiva eder. Devenin burun mukozası bile nemi kaybetmeyecek şekilde yaratılmıştır.

Diğer canlılar su içemedikleri zaman böbreklerinde biriken üre kana karışarak ölüme sebep olur. Devenin karaciğeri ise vücudunda oluşan üreyi defalarca işleyerek suyu ve besini tasarruflu kullanır. Develerin böbrekleri de suyu tekrar kazanmaya elverişli yaratılmıştır. Develerin bir başka mucizevî özelliği de böbrekleri sayesinde, tatlı su bulamazlarsa deniz suyu gibi tuzlu suları içebilmeleridir.

TEK SEFERDE 120 LİTRE SU İÇEBİLİRLER

Develerin bütün vücudu, suyu bulduğu zaman çok su içmelerini sağlayacak şekilde yaratılmıştır. Bu sayede develer vücut ağırlıklarının üçte biri oranına kadar, mesela bir seferde 120 litre kadar su içebilirler. Başka bir canlı, mesela bir sığır böyle su içseydi kan hücreleri patlardı ve ölürdü. Buna biyoloji dilinde hemolysis denilir. Oysa devenin kan hücrelerinden hormonlarına kadar her tarafı çöl hayatına uygun yaratılmıştır.

HÖRGÜÇ GIDA DEPOSUDUR

Deveyi diğer canlılardan ayıran bir özelliği de hörgücüdür. Sırtlarındaki hörgüçlerinde depolanan 100 kg yağ develerin yaklaşık 3 hafta hiçbir şey yemeden durmasını sağlayabilir. Diğer canlılarda yağın vücudun her yerine dağılmış olması, yağa bağlı olarak su kaybını artırır. Develerde yağın sırtta depolanması ayrıca iç organlarının güneş ışınlarına maruz kalarak haşlanmasını engeller.

Deve günlerce gıda bulamasa hörgücündeki yağı azar azar yakarak gıda ve su ihtiyacını giderir. Böylece günde otuz kırk kilo gıda alması gerekirken bir iki kilo otla idare edebilir.

DİKENLERİ ÖĞÜTEN SİNDİRİM SİSTEMİ

Çöllerin bir özelliği de gıda maddesi bulmanın zorluğudur. Devenin yaratılışı çölde bulunabilecek her gıdadan faydalanabilecek şekilde üstün bir sindirim sistemine sahip olmasıdır. Boynu yüksek ağaçlara uzanabilecek şekilde uzundur. Başka canlıların yiyemediği dal parçaları, hurma çekirdekleri, kalın ve kuru yaprakları afiyetle yerler. Çünkü devenin dili ve yarık dudağı, sivri dikenleri bile çiğneyip yutabilecek şekilde kalın mukozayla kaplıdır.

Mide salgıları da ip, tahta, kağıt gibi aslen gıda maddesi olmayan nesneleri bile eritecek kadar güçlüdür. Develerin mideleri çok sayıda kesecikten oluşur ve buradaki özel bakteriler başka canlıların hazmedemediği selülozu (kağıt, tahta) bile hazmeder. Ayrıca bu kesecikler gıda ve suyun depolanarak azar azar kana karışmasında da etkili olurlar.

MUCİZEVİ GÖZ KAPAĞI

Develerin gözleri, kızgın güneş altında yürümesini sağlamak için aşağıya bakar vaziyette yaratılmıştır. Ayrıca bu canlılara çöldeki kum fırtınalarından korunmak için üç ayrı göz kapağı ihsan edilmiştir. Bizim tek göz kapağımız vardır ve onu kapattığımızda dışarıyı göremeyiz. Develerin ise adeta bir koruyucu gözlük yerine geçen ikinci bir göz kapağı vardır ki bunlar şeffaf olduğu için devenin gözünü korurken önünü görebilmesine imkan sağlar.

Devenin kaş ve kirpikleri de çöl şartları için çok özel yaratılmıştır. Devenin gözlerinin etrafındaki koruyucu sert kemiklerin üzeri üç kat kaşla ve sık ve birbirine kaynaşabilen kirpiklerle donatılmıştır. Kum fırtınaları çıktığı zaman çift sıra kirpikleri iç içe geçerek, gözü tam bir korumaya alırlar. Develerin kulaklarının ve burun deliklerinin de böyle koruyucu bir tasarımı vardır. Develer burun deliklerini açıp kapatabilirler.

KIZGIN KUMLARA UYGUN AYAKLAR VE DİZLER 

Develerin ayakları kumlara batmayacak şekilde geniş yaratılmıştır. Ayak tabanlarındaki deri kalındır ve yağa benzer bir tabakayla desteklenmiştir. Böylece develer sırtındaki onca ağırlığa rağmen kızgın kumlar üzerinde ayakları yanmadan yürürler.

Develer dinlenmek veya su içmek için diz üstü çökerler. Kızgın kumlar üzerine çöktükleri zaman dizleri yanmasın diye, diz kapakları boynuz gibi sert bir deriyle korunmuştur. Karın bölgelerinde de koruyucu kalın nasırlar vardır. Devenin vücudunu kaplayan sık tüyler, deveyi hem yakıcı güneşe hem kızgın kumlara karşı muhafaza eder. Develer gündüzleri 70 dereceye çıkan sıcaklara dayanabildikleri gibi geceleri sıfırın altına inen soğuklara da dayanabilir.

SABIRLI VE SADIK

Develerin huyları da çok ilginçtir. Sahiplerine karşı sadık ve zor şartlara karşı sabırlı canlılardır. Develerle haşır neşir olan bedeviler, onların katır ve merkep gibi hayvanlara nazaran daha güvenilir olduğunu söylerler. Günlerce susuz kaldıkları halde su başına varınca itişip kakışmazlar, arkadaşlarının su içmesini sabırla beklerler. Sahiplerinden kaçsalar rahatlıkla hayatta kalabilecekleri halde uysallıkla hizmet ederler. Küçük bir çocuk onları çökertmek istese alçak gönüllülükle diz çöküp sırtına bindirirler. Buna mukabil kendilerine kötülük edildiği zaman asla unutmadığı da söylenmektedir. Kısacası develer Allah'ın insanoğlunun istifadesine sunduğu nimetlerin en üstünlerinden biridir.

KUR'ÂN'DA DEVE İLE İLGİLİ AYETLER

"Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar." (Hûd, 64)

"(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?" (Gaşiye, 17)

"Sâlih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi." (Şuarâ, 155)

"Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." (En'âm, 144)

"Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!" (A'râf, 40)

"Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar. (A'râf, 73)

"Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız) az bir miktardır." (Yusuf, 65)

"Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi." (Yûsuf, 72)

"İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin." (Hacc, 27-28)

"Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret." (Kamer, 27)

"Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti." (Kamer, 29)

"Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz." (Vakıa, 55)

"Allah'ın, onlardan (mallarından) Peygamberine verdiği ganimetler için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir." (Haşr, 6)

"Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir." (Murselât, 33)

"Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz." (İsra, 59)

"Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resûlü onlara: «Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!" (Şems, 11-15)

İslam ve İhsan

FARE İLE DEVE HİKAYESİ

Fare ile Deve Hikayesi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.