Delilleriyle Cuma Namazı

Cuma namazının dayandığı deliller.

Cuma namazı kitap, sünnet ve icma delillerine dayanır.

1) Kur’an-ı Kerim’in .62 sûresi, Cuma namazından söz ettiği için Cuma sûresi adını almıştır. Yüce Allah bu sûrede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrılınca Allah’ı anmaya (namaza) koşun ve alış-verişi bırakınız. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca yeryüzüne yayılın da Allah’ın lütfunu arayın ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” [1] Âyetteki “Allah’ın zikri” ifadesi cuma namazı ve hutbesi olarak tefsir edilmiştir.[2]

2) Sünnet delili: Cuma namazının fazileti, kuvvetli bir farz oluşu ve özürsüz olarak bu namazı terketmenin büyük günah sayıldığı konusunda çeşitli hadisler nakledilmiştir. Biz bunlardan bazısını vereceğiz: “Beş vakit namaz, aralarda ve Cuma namazı sonraki Cuma namazına kadar olan sürede işlenen (küçük) günahlar için kefârettir.” [3] “Allah, önemsemediği için üç cumayı terk eden kimsenin kalbini mühürler.” [4] Semüre bin Cündeb (r.a)’ten nakledilen bir hadiste, özürsüz olarak Cuma namazını terk eden kimsenin, kefâret olmak üzere bir dinar (yaklaşık 4 gr. altın para), bunu bulamazsa, yarım dinar sadaka vermesi bildirilir.[5] “Bir takım kimseler, ya Cuma namazını terk etmekten vazgeçerler ya da Allah onların kalplerini mühürler ve artık onlar gâfillerden olurlar.” [6]

3) İcma delili: İslâm bilginleri cuma namazının farz oluşunda görüş birliği içindedirler. Ancak kılınma şartları üzerinde görüş ayrılıkları olmuştur.[7] Biz cumanın farz olmasının ve edasının geçerli bulunmasının şartlarını inceleyerek, özellikle görüş ayrılıklarına yol açan yer, izin ve cemaat sayısı üzerinde duracağız.

Dipnotlar:

[1] Cum’a, 62/9 [2] Cassas, Ahkamü’l-Kur’an, V, Kahire, t.y, s.338, 339; Kâsânî, Bedayiu’s-Sanayi,  I, Beyrut, 1974, s.256 [3] Müslim, Tahâre, 14-16; Ebû Dâvud, Tahâre, 127, Salât, 229; Tirmizî, Salât, 46. [4] Ebû Dâvud, Salât, 204; İbn Mâce, İkâme, 93; Tirmizî, Cum’a, 7; Nesâî, Cum’a, 2. [5] İbn Mâce, İkâme, 93, H. No: 1128; Nesâî, Cum’a, 3. [6] Müslim, Cum’a, 12; Nesâî, Cum’a, 2. [7] Serahsî, Mebsût, Beyrut, 1978, II, 22.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

CUMA GÜNÜ VE NAMAZININ ÖNEMİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Cuma Günü ve Namazının Önemi ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.