Cüz-i İrademi Kendim Doğru Kullandığımı Düşünüyorum, Bu Düşüncem Doğru mu?
Cüz-i irademi kendim doğru kullandığımı düşünüyorum, bu düşüncem doğru mu? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Cüzi irade meselesi uzun bir hikaye. Biraz akaidin, biraz kelamın konusu. İnsanın iradesi var mı? Eğer irade sorumluluk demekse insanın sorumluluğu var. Dolayısıyla insan her yaptığından, ettiğinden sorumludur. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) günlerce açlık çektikten sonra Ebubekir ve Ömer’le (radıyallâhu teâlâ anhumâ) küçük bir ziyafete katılıyor. O günün yokluk ve kıtlık şartlarında bu âyet-i kerimenin indiği söyleniyor: "Elbette, muhakkak, şüphesiz, kesinlikle o gün size hesap sorulacak. Nimetlerin hesabı size sorulacak." (Tekâsür, 102/8) Cenâb-ı Allah, günlerce çekilen açlığın peşinden yenilen bir lokmanın bile hesabının sorulacağını söylüyor. Binâenaleyh irade eğer sorumluluk demekse evet, yani cüziyesi değil külliyesi ile sorumluluğumuz var. İşte Eş'ari ekolüne göre "kesb" (irade yerine onlar "kesb"i, kazancı kullanıyorlar) bu da eğer bir sorumluluk anlamındaysa insan yaptığından, ettiğinden sonuna kadar sorumludur.
İradenin Sınırları ve İlahî Plan
Ama yaptıklarımızı, ettiklerimizi biz planlayarak, bilerek, isteyerek mi yapıyoruz? Ezel planı bizim elimizde mi? Yok. Yani biz nasıl Cenâb-ı Allah'ın iradesi olmadan ağaçtan bir yaprak kımıldamıyorsa, Onun iradesi olmadan bizim de kıpırdamamız mümkün değil. Ama bu irade nasıl tecelli ediyor? O iradenin gücüyle bizim Onun karşısında bir cüzi de olsa irademiz var mı? Bu meseleler bir anlatım farklılığı ile alakalı bir mesele. Yani insan, Allah'ın iradesinin karşısında bir iradeye sahip değil. Çünkü iradeyi oluşturabilmek için de bir arka sebep gerekiyor. Yani insan bir şeyi irade ediyor, arzu ediyor. Mesela su içmek arzu ediyor. Su içmesini ona söyleyen susuzluğu. Susuzluğu nasıl oluşuyor? Yediği yemek veya vücutta şeker gibi bir illet varsa devamlı bir susuzluk, yani su içme iradesi ortaya çıkıyor. Binâenaleyh iradenin arkasında da birtakım sebepler, sâikler var. Bu kelam terminolojisinde "bâis" deniliyor; yani itici bir güdü söz konusu.
İradenin Değişkenliği ve Algı Operasyonları
Bu güdü nasıl oluşuyor? Nereden doğuyor? Bakıyorsunuz mesela 2011 yılında Suriye'de halka karşı zulüm başlayınca Suriye halkı Türkiye'ye sığındı, 3-4 milyon insan. Biz 5-10 sene onları kardeşliğe bağrımıza bastık. Herkesin iradesi: "Bunlar mazlum insanlar. Kardeşimiz, din kardeşimizdi." Birden medyada bir şeyler döndü, basın yayında birtakım eller, siyonist birtakım kuklalar devreye girdi. Baktınız hacısı, hocası, Müslümanı bile "Ya kardeşim artık gitsinler" demeye başladı. İradeleri değişti. Neye binâen değişti? Arkadaki birtakım karanlık odalarda pişirilen tezgâhlara göre iradeler değişti. Yani bizim iradelerimiz böyle bir şey. Şimdi bakıyorsunuz insan böyle bir şey istiyor, üç gün içerisinde piyasada öyle bir algı operasyonu yapılıyor ki düne kadar hamasetli bir şekilde bir şey isteyenler artık "Olmaz, yeter kardeşim" demeye başlıyor. Niye? Pamuk ipliğine bağlı iradeler bizim iradelerimiz. Yani 3-4 tane manipülatif işle beraber değişebiliyor. Habere bakar, algıya bakar, üç kişinin kulağımıza üflemesine bakar, gördüğümüz üç tane olaya bakar. Bunları sana gösteren kim?
Eceli Gelen ve İlahî Takdir
Yani Türkçemizde güzel bir şey var: "Eceli gelen cami duvarını pisler." Bakıyorsun her şey yolunda, gaydasında giderken bir yerde bakıyorsun Allah'ın dinine karşı şerefsizin bir tanesi savaş açmaya başlıyor. Niye? Çünkü kendini artık her şey bitti, sükûnete kavuştu sanıyor. "Ben Allah'a meydan okurum." Firavun da öyle yapmıştı. Yani, "Söyle Rabbine gelsin, düellolaşalım." Hatta Hâmân’a, İbn-i Sârhan’a, "Bana işte gökyüzüne doğru yükselen bir burç yap, ben orada göklerin Tanrısı'yla savaşayım" diye... Ne oldu? Eceli gelen dinle, diyanetle uğraşmaya başlıyor. Dolayısıyla irade dediğiniz şey ne? Yani bu irade öyle bir insanın bu kardeşimizin zannettiği "Bende irade-i cüziye var"... Nasıl bir cüzi irade ise, bu bir anlatım biçimi. Olayı, kaderi anlatabilmek için söylenilen bir rivayet. Yoksa Allah'ın iradesinin karşısında kimsenin bir iradesi söz konusu değil. Onun için eğer Allah namaz kılmamızı murat etmişse, namaz kılıyorsak yatıp kalkıp namaz kılabildiğimiz için şükretmeliyiz.
İlahî Lütuf ve Enaniyet Tehlikesi
Şimdi ben şöyle kendime bakıyorum zaman zaman: "Basri hocam, ne kadar büyük ilahî lütuflar içerisindeyiz." Ben bunlara akıllı olduğum için sahip olmadım. Ben bunlara takvalı olduğum için, Allah'ın diğer kullarına nazaran daha ileride, daha kaliteli olduğum için değil; mahza bir lütf-u ilahi. Yoksa benden çok daha takvalı olan, çok daha kaliteli olan... De göreceli; yani bugün mesela Allah'ın bir kulunu kendinden derece olarak düşük görebilirsin ama Allah katındaki makamının ne olduğunu bilemezsin. Sana müftü muamelesi yapılıyor, kendini müftü Sakaleyn, İbn-i Kemal Paşa gibi zannedebilirsin ama Allah katındaki senin makamın, mevkiin ne? Son nefesini nasıl vereceksin? Nasıl gideceksin? Bütün mesele bu. Daha biz oyunun başındayız.
Son Nefes Endişesi
Dolayısıyla akıllı olan insan ölümden ibret alan insandır. Ölümde herkes her şeyini bırakarak gidiyor. İradeymiş, cüziymiş, külliymiş; yok böyle bir şey. Hepimiz Allah'ın iradesine râm olmaya bakmak durumundayız. Eğer bugün Allah'ı anabiliyorsak bu Allah'ın bize bir lütfudur. Bunun kıymetini bilmek lazım. "Ben aklımla Allah'ı buldum. Ben aklımla namaz kılıyorum. Ben aklımla şunu yapıyorum. Ben irademi şöyle kullanıyorum." Bunlar çok tehlikeli laflar. Allah muhafaza eylesin. Bu kardeşimiz baksın; yani kendisinden çok daha akıllı olan, değil mi? Hâmân, Karun, Musa Aleyhisselam'ın amcazadesi, Bel'am-ı Bâûrâ... İblis' Meleklerin Hocası! Herhalde ondan daha âlim, daha şey biri olması mümkün değil bir insanın. Ama son hâli korkunç, ürkütücü bir hâl. Onun için son nefes endişesi; yani Allah hayırlı uzun ömürler versin, Osman Nuri Topbaş hocamızın devamlı hatırlattığı son nefes. Son nefes, son nefes... Son nefeste hâlimiz ne olacak? Mesele o. O gün çok akıllı olabilirsin, çok dindar olabilirsin, bütün geceyi ibadetlerle geçirebilirsin. Ama küçücük bir enaniyet, küçücük bir kibir, küçücük bir benlik, Allah muhafaza etsin, altüst eder bütün hayatımızı. Onun için Cenâb-ı Allah'ın lütfuna sığınmalı, Onun ihsanına, ikramına sığınmalı ve Allah'ın hakkımızdaki hayır muradını talep etmeli ve fazl-ı ilahi ile Allah'ın bizi cennete sokmasını temenni etmeli. Onun haricinde ne irademizin, ne amelimizin, ne şuyumuzun, ne buyumuzun hiçbir kıymeti, harbiyesinin olmadığını bilmeliyiz. Vesselam.










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!